Maddi ve ruhi alanların farklı norm ve değerlerinin birbiriyle çatışmalarının beşeri ilişkilerde meydana getirdiği bu çarpıklıkların oluşturduğu birikim, bireyde ruhi bozukluklara, toplumlarda da çeşitli patlamalara neden olmaktadır. Altinoluk dergisi nisan 1994
Sair Hakim Her türlü düsmanlığın dostluğa dönjüşmesi umulur, Ama seni kıskandığı için düşman olanın ki müstesna.
İbn-i Abbas şöyle anlatmistır. İnsanlar birinci nefhada öldükleri zaman, Arş'ın altından kırk sene diğer bir rivayette ise kırk gün- üzerlerine su yağdırılır ki bu suya hayat suyu denir. Böylece onlar kabirlerinde suyla biten ekin gibi biterler. Nihayet cesetleri tamamlaninca içerlerine ruh üflenir. Sonra üzerlerine bir uyku salınır da kabirlerinde uykuya dalarlar. Sur'a ikinci defa üfürüldüğünde yaşamaya başlarlar, uyuyanın uykusundan uyanırken hissettiği gibi olarda başlarında ve gözlerinde uyku hissi bulurlar. İste o zaman : Ey bizim helakimiz! Neredesin?Gel! Şimdi tam senin zamanın Bizi uyuduğumuz yerden kim diriltti derler.? Ruhul Furkan 13. Cilt sy:721
1774 Kücük Kaynarca ile Başlayan Mağlubiyetler Cağimiz, 1974 Kibris'ın fethi ile bitmistir. Kader tersine dönmüştür. "Fetihler Caği" Yeniden Başlamıştr. Buna Kimse Mani Olamaz Allah Bu ümmeti yeniden ayağa kaldırıyor Alem-i islam liderliği için Türkiye'yi Hazrlıyor. Üstad Kadir Misiroğlu
1:190 Bediüzzaman Mustafa Kemal'de bir deha gördü. (T.H.) 195. Bediuzzaman Mustafa Kemal'in dehasını Islâmiyet aleyhine çevimemeye büyük gayret gösterdi. (T.H) 195 Bir hazinenin anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist ve indeksi sy 99
Vahyin Gelişi 193 ve bunların uzunlarına uzun Mufassallar, orta uzunlukta olanlarına orta Mufassallar, daha az Hakikat ehline göre; Kur'ân-1 Kerîm bütün hakikatleri kendisinde topla- yan ledün ilminin de icmali ve özetidir.411 Hz. Ömer'in "ilimle dolu dağarcık!" diyerek takdir ettiği,12 Ashab-1 Kiramdan Abdullah b. Mes'ud: "ilim isteyen, Kur'ân't incelesin! Çünkü, öncekilerin de sonrakilerin de ilmi onun içindedir!" demiştir.1 Abdullah b. Mes'ud'un da "Kur'ân'ın ne güzel tercümanidır!" diyerek takdir ettiği ve Hz. Ömer tarafindan da müşkil meselelerde çağırılıp görüşü alınan415 Abdullah b. Abbas da: âyetli olanlarına kısa Mufassallar denir.10 ve ilminin çokluğundan dolayı Bahr (deniz) diye anılan414 "Eğer bana ait deve dizbağları yitecek olsa, muhakkak orada, Yüce Allah'ın Kitabinda bulurum!" demiştir. Hz. Muhammed ve islamiyet sy: 193
Levvahatün lilbeşere aleyhâ tis'ate aşere! anları yakıp kavurur. Uzerinde on dokuz melek var.» (Müddessir sû- resi, âyet: 29-30) âyetiyle bildirmiştir. Bu ayet nâzil olduğu zaman Muhammed (S.A.V.) ümmeti için mahzun olmuş, onların halâsını rica etmiştir. O zaman kendisine Hak Subhânehu ve Teâlâ: Senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz Cehennem hazinedarının elinden ve zebânile- rinin azabından kurtarırım. O kelime: Bismillâhirrahmanirrahim'dir. Hak Tealâ cümlemizi Hüdâ Habibi ve Kıyamet Günü Şefaatçisi Hazret-i Ebû Kasım Muhammed Mustafa sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem hürmetine Cehennem'den azad eylesin. Åmin. Karadavud şerhi sy:305
Tegut: Tugyan eden, insanlan dogru yoldan saptıran, Alah'in sinırlarını aşan, Islam düşmanı. (Tagut; seytan, insan, kurum, yada dvlt olabilir.) TAGUT: (2/15,256 4/51,60,76 5/68 6/110 7/186 10/11 16/36 17/60 18/80 23/75 39/17) TIGYAN: (haddi/sinını aşmak): (bkz: Sinur/Sirın aşmak/-aşmamak/Sinın aşmayınız') Firavun'a git muhakkak ki o haddi aşmıştır. (20/24) Semud (kavmi)'ne gelince onlar tagiye (azgin bir kasırga) ile helak edildiler. (69/5) Rubb'lerinin emrinden tugyan ettiler (Rabb'lerinin buyrugu dışına çıktılar) ve dediler ki.. (7/77) Su(lar) tugyan ettigi (kabardıgı) vakit biz sizi, akıp giden (gemi)de taşıdık. (69/11) Insan muhakkak tuğyan eder (azar), kendini zengin gördügü için. (96/6-8) ONLAR TAGUT ILE HUKMETMEK ISTERLER, HALBUKI ONA KUFRETMEKLE (ONU RED- DETMEKLE) EMROLUNMUŞLARDIR. (4/60) TAGUTTAN KAÇINMAK. TAŞUTU INKAR ETMEK. TAŞUTU INKAR EDENE (REDDEDENE) MÚJDE VAR: Andolsun, biz her ûmmete: "Allah'a kulluk edin ve taguttan kaçının" (diye teblig etmesi için) bir peygamber gönderdik... (16/36) Taguta kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yonelenler ise; onlar için bir müjde vardır, Oyleyse benden korkup-sakının. (39/17)
Tercüme-i Ezeliye: Ezeli tercüme; Allah c.c.ın kelâmı olan ve bütün varlıkların mânâ, mâhiyet ve vazifelerini açıklayan mevcudâtın tercümesi hükmündeki Kur'ân-ı Kerim. Osmanlıca Türkçe Lügat.sy.1345.
Bilgi toplumu kavramı: Doksanlı yıllardan sonra başta ekonomik, politik, sosyal ve kültürel olmak üzere pek çok alanda, olağan üstü hızlı yapısal değişiklikler olmaktadır.Birinci ve ikinci sanayi devriminden sonra da toplumların üretim eğitim, sağlık, iletişim, ulaşım ve yönetim alt yapılarında hızlı değişimler olmuştur.... Yönetim Bilgi Sistemi.sy.120,121.
...Ancak bu değişimler, yaklaşık 200 yıl içinde gerçekleşmiştir. Oysa son beş-on yılda olup bitenler, 200 yılda olup bitenlerden daha çok ve daha ileri düzeydedir.Bu son değişimler, 2000'li yıl insanlarının kültürünü, mutluluğunu, politik yaşamını, iletişim ve ulaşım biçimini, üretim biçimini, verimliliğini, felsefe ve olaylara bakış açısını, temelinden etkilemiştir. Yönetim Bilgi Sistemi.sy.121.
İslami ilimleri oğrenirken latince ( yani arabça harflerden başkasini kullanmak) bid'at'tir. Kur'an yazisi mucadelesi 1400 yil boyunca gelişip guzelleşen Arab alfabesi İslam milletlerinin en onemli kultur vasitas olmuştur. İlam dinine sonradan giren ve sunnete zit uygulamalara bid'at diyoruz.İşte Bediuzzaman Hz.lerinin nazarinda yeni harfler, Kur'an harflerinin yerini alip onlari unutturduğu için İslâmi açidan bid'at hukmunu taşimaktadir.Bu kanaatini, Risale-i Nur'un bir vazifeside bid'ate (yeni harflere) karşi Kur'an yazisi ve hatflerini muhafaza etmektir.
Teferik-ul asâ:Bir atasozudur.... Yani, bir (şey) olmakla beraber ,muhtelif fayda cihetleri bulunan şeyler için mecazen bu tabir kullanilir. Osmanlica -Turkçe Ansiklopedik Buyuk Lugat.sy.965.
-"Her bâtın ki zâhire uymuyorsa o bâtılın ta kendisidir. Söyleyen: İmam Ebu Said el-Harraz(R.A.) İslam Tasavvufu ve İmam Şa'rani /Taha Abdulbaki: S.70-75. İslam'da Aile Eğitimi.cilt.2.sy.294.
İşte bunu anladığın zaman : Yetmiş sene yaşamış bir kâfir niye cehennemde ebedi kalıyor? diye sormazsın, sorana da cevab verebilirsin. Zira imansız ölen bir kişinin niyeti, ebediyyen yaşasa dahi kâfir ve münafık vasfı üzere devam etmektir. Kırk Hadis-i Şerif.sy.143.
Zaten o hal üzere ölmesi, ebediyyen yaşasa imân etmeyeceğinin bir ifadesidir.Birkaç sene yaşayan müminin cennette sonsuz kalması da ebediyyen yaşasa imân ve ibâdet üzere dâim olacağı niyetine sâhip olması sebebiyledir. Kırk Hadis-i Şerif. sy.143.
"Farzetki sen bütün dünyaya sahib oldun, Bütün kullar da sana ait oldu da ne oldu? Yarın varacağın yer bir kabir içi değil midir? Ki, toprağı önce şu sonra da bu serpecektir! Ruhu'l Furkan Tefsiri.cilt.13.sy.737.
Oturulan yerler oturanlarının iç âlemini yansıtır (yâni aslan yatağından belli olur).Demek ki, kalbinin içi arı-duru olanın görünen fiilleri de temiz olur. Ama bunun aksine olanın hâli zıttına olur. Ruhu'l Furkan Tefsiri cilt.13.sy.739.
Bedi'üz Zaman Said Nursi (öl.1380/1960) 1293 (1876) yılında Bitlis yakınlarındaki Nurşin'de doğmuş olan Said Nursi, Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri ibn Kesir.cilt.16.sy.272.
TEÂLALLAH :Allah c.c. yükseltsin! TEALİ :Yükselme,Yüceltme,çok yüce olma. (Bu zamanda İslamiyetin teâlisine en büyük bir sebep, maddeten terakki etmektir.M.) Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.955.
41 Ebu Bekir çok namaz kıldığı veya oruç tuttuğu için değil, gönlündeki bir sır nedeniyle sizden üstün olmuştur. Gazali'nin ihya'da (c.1, s.23) zikrettiği bir hadis. İbnü'l Arabi Sözlüğü.sy.589.
"Âlusi Tefsiri'nde zikredildiğine göre; isti'dadı temiz olan toprağın bitkisi Rabbinin izniyle çok faydalı ve güzel olarak çıkar.İsti'dadı kötü olandan ise hayırsızdan başka bir şey çıkmaz!. Ruhu'l Furkan Tefsiri cilt 13.sy.740.
"İbni Acibe Tefsiri'nde zikredildiğine göre; temiz belde ile temsil edilen temiz kalbe vâridat (ilham rüzgarları) estiği zaman ve nefahat ( manevi esintiler) yağmurları yağdığı zaman Rabbinin izniyle onun mahsulü olan ilimler ve marifetler kolayca çıkar. Pis kalpler ise vaazlar ve ilhamlarla etkilenmeyeceği için ondan ancak zayıf şeyler çıkar. Ruhu'l Furkan Tefsiri cilt.13.sy.740.
Müsemmây-ı meşrutiyet, hak, sıdk, muhabbet ve imtiyazsızlık üzere bekâ bulacaktır.(D.H.Ö.) 41. ;(T:H.) 68. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.170.
Bir tane doğru bir milyon yalanı yakar.(S.) 651: Lemaat. Bu zamanda doğruluk ve yalanın arası çok yakın.( Mh.) 131:3. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.169.
B-Diğer İçtimai Prensibler: 1-Batı medeniyeti kuvvete dayanmaktır.İslâm medeniyeti ise hakka dayanır.Bu hak duygusu adaleti netice vermesine karşı, kuvvet, zulmü netice veren bir mahiyete sahiptir. Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.176,177.
2-Batı medeniyeti menfaati gaye almıştır.İslâmiyet ise, fazileti ve Allah c.c.ın rızasını esas almıştır.Menfaat menfi rekabeti, çekişme ve boğuşmaları dâvet ederken, İslâm'ın gösterdiği gaye cemiyette dayanışmayı netice verir. Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.177.
3-Batı medeniyeti, hayatın mücadeleden ve yaşama kavgasından ibaret olduğu prensibine dayanır.İslâm medeniyeti ise, hayatta yardımlaşma düsturunu esas alan bir tesanüd, dayanışma ve birbirinin imdadına yetişme anlayışını netice verir. Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.177.
4-Batı medniyeti, kitleler arasındaki bağlayıcılık faktörünü, tecavüzü dâvet eden unsuriyet (ırkçılık ) ve menfi milliyet olarak kabul etmesine karşılık, İslâmiyet din, sınıf ve vatan müşterekliğini, kitleler arasındaki rabıtada temel unsur olarak kabul eder. Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.177.
5-Batı medeniyeti, nefsin bütün gayr-i meşru heveslerinin tatminini ve beşerin zaruri olmayan ihtiyaçlarının artırılmasını gaye almasına karşılık, İslâmiyet nefsin meşru olmayan arzularına set çekip, ruhu yüksek hislere ve kemalâta teşvik ve ulvi duyguları tatmin eder. Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.177.
Alimlerin ihtilafı (farklı ictihadları) bizim için rahmettir; ancak tevhid konusunda değil. 10.Bâyezid-i Bistami. Kuşeyri Risalesi. Abdulkerim Kuşeyri.sy.89.
Adalet doğruluktan ayrılmamaktır. Adalet, zalime karşı mazlumdan yana olmaktır. Adalet, dürüstlükten arılmamak ve önyargısız düsünmektir. 365 Günde Güzel Ahlak. sy.117.
Bediüzzaman'ın fikirlerinde hâkim olan muhtevanın kısaca tesbitinden sonra, onun vardığı hükümlerde, takib ettiği prensipler ise şöyle sıralanabilir : a) Hâdiselere İslâmi değerler açısından bakmak; b) Hadiseleri olduğu gibi kabul eden gerçekçiliği elden bırakmamak; c) izahlarında isbat usulünü,yani pozitif metodu benimsemek; Bediüzzaman Said Nursi Ve Devlet Felsefesi.sy.42.
d) Sırf nazariyatta kalmamak, hayatın pratik tecrübelerinden istifade edilmiş yorumlarla nazariyatı hadiselere tatbik etmek; e) Batı kültürünün teknoljik neticeleri ile İslâmiyet arasında, yapıcı diyolog kurarak senteze gitmek; f) Sübjektif değerlendirmelerden ziyade objektif sahada kalmak; g) Sosyal Hadiselerde tekamülcü bir değişim düşüncesine mensubiyet; Bütün bu prensipler, onun ilmi çalışmalarının haraket noktalarını teşkil etmektedir. Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.42,43.
Kalplere Şifa Salavât Ve Dualar.sy.183. Bildirildiğine göre bu salâtı okuyanın hüsn-i hâtime ile vefât8na vesile olacağı, Rasulüllah (s.a.v.) büyük şefâatine ereceği umulur.Nebhani, Efdal,56-58;
Başlangıçlar, nihayetlerin tecelli ettiği yerlerdir.Kimin bidayet ve başlangıcı Allah c.c. ile olursa nihayeti de O'nunla O'na doğru olur. Ataullah İskenderi.
(Zirâ âhirete inanmamak, kişiyi sâdece dünyevi menfaatlere bağlı kılacağından, delillere karşı kör bir hale getirir.) ( Neml Suresi: 66) Ruhu'l Furkan Tefsiri cilt 13.sy.783.
O halde, nâsih ve mensuh kaidesine göre, o cevazlı mektub, yazıldığı hadiseye ve ogüne mahsus fetvasından başka, Nur'ların umumuna aidiyeti, ya da her zaman geçerliliği diye bir şey yoktur.O halde hükmen mensuhtur. Bediüzzaman Said Nursi. Mufassal Tarihçe-i Hayatı.cilt 3.sy.2805.
Ölüm, bu dünya zindanından kurtulup, o tek dostun "rahmet" sarayına kabul edilişin başlangıcıdır. Esmâ-i Hüsna Hakikatin Sonsuzluğunda Vedud'a Yolculuk.sy.266.
Haram maldan mecburiyet miktarından fazlası alınamaz.(L.) 146.:19.Lem'a.4.nükte. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-Nur Külliyatı.Fihrist ve İndeksi.sy.212.
İcmâ-i ümmet şeriatta bir delil-i yakinidir.(Mn.) 40. Katil öldürdüğü kimseye varis olamaz. Mensuh ile amel caiz değil.(Mn.) 117. Mersalih-i mürsele İmam Malik mezhebinde şer'i bir illettir.(Mn.) 79. Milletlerin istidadlarına göre ahkam değişir. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı.Fihrist ve İndeksi.sy.212.
.......... 421 diye serlevhalar yazması bu zatın normal bir dimağa sahip olmadığını göstermektedir.Nitekim bu yazılarda hemen çoğunluğu ile cifir ve ebced hesablarına, tavafuklara ve işaretlere dayanarak bazı remzi manalar çıkarmak istemesi bunu teyit etmektedir..... .... Bediüzzaman Said-i Nursi. Mufassal Tarihçe-i Hayatı cilt.2.sy.1959.
Tabiat bir makinedir, mühendisi değil; bir matbaadır,matbaacısı değil, bir kitabtır,kâtip değil; bir eserdir,müessir değil; bir kanundur, kanun koyucu değil.Risale-i Nur Külliyatı. Osmanlıca -Türkçe Ansiklopedik Büyük lügat.sy.927.
Tabiat, bir san'at-ı ilâhiyedir, Sani olamaz. Bir kitab-ı Rabbanidir, katip olamaz.Bir nakıştır, nakkaş olamaz. Bir defterdir, deftardar olamaz. Bir kanundur, kudret olamaz. Bir mistardır, mastar olamaz. Bir kabildir, münfail olur; fail olamaz. Bir nizamdır, nazım olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, şari olamaz.L.) Risale-i Nur Külliyatı. Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük lügat.sy.927.
Lokman Hekim oğluna dedi ki: "Yapacağın işi, daha önce bunu denemiş, tecrübeli kimselere danış! Çünkü onlar kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüşleri sana bedava verirler." Maverdi.
Arabça bir darb-i mesel vardir. Turkçe meali. Bir şeyi muhafaza ediyorum derken, bir çok şeyleri kaybediyorsun. Bediuzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayati cilt 1.sy.883.
RIFK الرفق Yumuşak davranma, nezaket anlamında bir ahlâk terimi. İlişkili Maddeler HİLİM Akıllı ve kültürlü olmakla kazanılan, beşerî münasebetlerde hoşgörülü, bağışlayıcı ve medenî davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâkî erdem. RAHMET Şefkat gösterip lutufta bulunma anlamında bir Kur’an terimi.
Müellif: MUSTAFA ÇAĞRICI Sözlükte “yumuşak ve yararlı olmak; yardım etmek” anlamlarındaki rıfk kelimesi terim olarak “iyi huyluluk, uyumlu, geçimli ve nazik olma, yumuşak davranma” mânalarına gelir. Ayrıca lutf, leyn (yumuşaklık), hilm, teysîr (kolaylık gösterme) kavramları rıfk ile yakın anlamda; “sertlik, kaba ve kırıcı davranış” mânasındaki unf, gılzat, hiddet, huşûnet, hurk ve şiddet karşıt anlamda kullanılmaktadır (Lisânü’l-ʿArab, “rfḳ” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “rfḳ” md.; İbn Hazm, s. 48, 62, 75; Gazzâlî, III, 184-185). Rıfk kökünden türeyen refîk “yumuşak ve nazik davranan kişi, arkadaş, dost” demektir. Hadis ve siyer kaynaklarında yer alan bilgilere göre Resûlullah, Hz. Âişe’nin kucağında son nefesini verirken “er-refîku’l-a‘lâ” (yüce dost) diyerek Allah’a gitmekte olduğunu ifade etmiş ve son sözü “Allahım, yüce dost!” olmuştur (Buhârî, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 5, “Meġāzî”, 83, 84; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 87).
Kur’ân-ı Kerîm’de bir âyette refik kelimesi geçmektedir (en-Nisâ 4/69). Tefsirlerde, Resûl-i Ekrem vefat ettiğinde onun yokluğuna nasıl dayanacaklarını düşünüp kederlenen bazı sahâbîleri teselli etmek üzere, Allah’a ve resulüne itaat edenlerin peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlihlerle beraber olacağını ve bunların ne güzel refik olduğunu bildiren bu âyetin indiği ve burada refik kelimesinin “arkadaşlığına güvenilen kişi” anlamında kullanıldığı belirtilir (meselâ bk. Taberî, VIII, 534-535; Kurtubî, V, 272; Şevkânî, I, 545, 546). Bazı âyetlerde rıfk ile yakın anlamlı kelimelerle insanlara karşı yumuşak davranmanın önemine dikkat çekilmiştir. Tâhâ sûresinde (20/44) yumuşak davranmanın etkili bir eğitim ve irşad yöntemi olduğuna işaret edilir. Bir âyette (Âl-i İmrân 3/159) Hz. Peygamber’in etrafındakilere yumuşak davranmasından övgüyle söz edilmekte, bu davranışının ilâhî rahmetin bir eseri olduğu belirtilmekte, kaba ve katı kalpli olmanın eğitim ve sosyal birlik açısından zararlı etkisine dikkat çekilmektedir. İbn Hazm, Resûl-i Ekrem’in insanları eğitirken onları ümitlendiren, sevindiren ve rahatlatan sözler söylemeye önem verdiğini, bu sayede nasihatlerinde başarılı olduğunu, kolaylaştırıcı olmayı ve zorluk göstermekten sakınmayı emrettiğini hatırlatır (el-Aḫlâḳ ve’s-siyer fî müdâvâti’n-nüfûs, s. 62).
Hadislerde rıfk kelimesi ve türevleri geçmektedir. Hz. Peygamber, “Allahım! Ümmetime rıfk ile muamele edene sen de rıfk ile muamele et” diye dua etmiştir (Müsned, VI, 62, 93, 257, 258, 260). “Allah rıfk sahibidir ve her işi rıfk ile yapmayı sever” meâlindeki hadis (Buhârî, “İstitâbe”, 4, “Edeb”, 35; Müslim, “Selâm”, 10) rıfkın Allah’ın sıfatları arasında yer aldığını ve insanlardaki rıfk erdeminin bu sıfatın bir yansıması olduğunu gösterir. Resûl-i Ekrem, “Rıfktan mahrum kalan kimse hayırdan da mahrum kalır” (Müsned, IV, 362, 366; Müslim, “Birr”, 74-76; İbn Mâce, “Edeb”, 9); “Bir iş rıfk ile yapılırsa rıfk mutlaka o işi güzelleştirir” (Müsned, VI, 58, 112; Müslim, “Birr”, 78; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 1) hadisleriyle rıfkın önemine dikkat çekmiştir. Bizzat kendisi de sahâbîler tarafından “çok merhametli, çok yumuşak” diye nitelendirilmiştir (Buhârî, “Eẕân”, 17, 18; Müslim, “Mesâcid”, 292, “Neẕir”, 8; Ebû Dâvûd, “Eymân”, 21). Bir rivayete göre, Hz. Peygamber ve ashabın yanına gelen bir grup yahudinin “esselâmü aleyküm” yerine “essâmü aleyküm” (ölüm sizin üzerinize olsun) demelerine öfkelenen Hz. Âişe’nin, “O dediğiniz sizin başınıza gelsin, Allah sizin belânızı versin!” şeklinde tepki göstermesi üzerine Resûlullah, “Yâ Âişe, sâkin ol, rıfk göster, sertlikten ve hakaretten sakın!” demiştir (Müsned, III, 199; Buhârî, “Edeb”, 38; “Daʿavât”, 63; Müslim, “Birr”, 79).
İslâm ahlâkına dair kaynaklarda Câhiliye dönemi diye adlandırılan İslâm öncesi Arap toplumunda yaygın olan kabalık, saldırganlık, şiddet gibi tutum ve davranışlara karşı rıfk, hilim, sabır, af gibi kavramlarla ifade edilen erdemler müslüman insanı Câhiliye insanından ayıran nitelikler olarak değerlendirilmiş, bilhassa güçlü ve haklı olduğu halde hilim ve rıfk ile muamele etmenin değerine vurgu yapılmıştır. Hz. Ömer’e atfedilen bir sözde Allah katında devlet başkanının rıfkından daha değerli bir erdem, yine onun sertlik ve hiddetinden daha çirkin bir erdemsizliğin bulunmadığı belirtilir (Pellat, s. 39-40). Hasan-ı Basrî’ye nisbet edilen ayrıntılı bir müslüman tanımında, “Müslüman dininde güçlü, kararlı ve yumuşak huylu kişidir; imanı sağlam, bilgili ve halîm, zeki ve rıfk sahibidir, haklı iken bağışlayıcı, güçlü iken cömert, dostluğu ve arkadaşlığı güzel, öfke halinde sabırlıdır” şeklinde ifadeler yer alır (Gazzâlî, III, 166). İbn Hibbân’ın rıfk ile akıl arasında bir ilişki gördüğü anlaşılmaktadır. Ona göre akıllı insan daima rıfk ile davranmalıdır. Yumuşaklığın düzeltemediği şeyi sertlik hiç düzeltemez. Akıldan daha sağlam bir dayanak bulunmadığı gibi rıfktan daha hayırlı bir rehber de yoktur. Rıfkı terkeden sertliğe yönelir, sertliği seçen tehlikelerle yüzyüze kalır (Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ, s. 215-223). İbn Abdülberr’in rıfk ve iktisat (orta yol) kelimelerini aynı başlıkta kullanması ve bu iki kavramı bir arada işlemesi rıfkın “her türlü davranışta uyumluluk” anlamı da içerdiğine işaret etmektedir (Behcetü’l-mecâlis, I, 217-220). Gazzâlî de insan davranışlarının her türlü aşırılıktan uzak olması gerektiğine, şiddet ve yumuşaklıkta bu dengenin gözetilmesinin önemine dikkat çeker; ancak insanın tabiatı şiddete meyilli olduğu için dinde rıfka daha çok önem verildiğini ifade eder (İḥyâʾ, III, 184-186).
BİBLİYOGRAFYA Wensinck, el-Muʿcem, “rfḳ”, “lyn” md.leri; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “rfḳ”, “lyn” md.leri; Müsned, III, 199; IV, 362, 366; VI, 58, 62, 93, 112, 257, 258, 260; Taberî, Câmiʿu’l-beyân (Şâkir), VIII, 534-535; İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ, Beyrut 1397/1977, s. 215-223; İbn Hazm, el-Aḫlâḳ ve’s-siyer fî müdâvâti’n-nüfûs, Beyrut 1405/1985, s. 48, 62, 75; İbn Abdülber, Behcetü’l-mecâlis, I, 217-220; Gazzâlî, İḥyâʾ, II, 333-334; III, 166, 184-186; Kurtubî, el-Câmiʿ, V, 272; Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Beyrut 1412/1992, I, 545, 546; Ch. Pellat, Risâle fi’l-ḥilm ʿinde’l-ʿArab, Beyrut 1973, s. 39-40.
Mustafa Kemal Atatürk, vasiyetin içeriğini, Kur'an terminolojisine dayanarak yazmıştır. Kur'an-ı Kerim'de Kehf sûresinde bazı gizemler vardır. Bu sûrede, Hz. Hızır'la Hz. Musa'nın yolculuklarını yazar ve orada bir duvardan bahsedilir. Ayrıca ayette ifade edildiği üzere iki kardeş vardır. Ve Hz. Hızır o duvarı onarmıştır. Tabii, vakti zamanı gelsin demiştir. İşte vasiyet de bu onarılan duvardır. Altındaki hazine de içindeki bilgilerdir. O iki kardeş de Hz. Mehdî ve Hz. İsa'dır. (…) Yani birileri vasiyeti engelledik zannediyorlar. Allah'ın Kur'an-ı Kerim'deki planı devam ediyor…
Röportajın devamında Sayın Tumluer, gizlenen vasiyet hakkında dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'a bizzat teslim edilmiş; CHP'li İsa Gök vasıtasıyla Kılıçdaroğlu'na gönderilmiş dosyalardan bahseder. Yine CHP'li Muharrem İnce'nin ve emekli Albay Ömer Cengiz'in konuyu çok iyi bildiğini anlatır. Rahmetli Turgut Özal'ın, Necmetin Erbakan'ın, Süleyman Demirel'in bildiğini aktarır.
HİLİM الحلم Akıllı ve kültürlü olmakla kazanılan, beşerî münasebetlerde hoşgörülü, bağışlayıcı ve medenî davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâkî erdem. İlişkili Maddeler HALÎM Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. RIFK Yumuşak davranma, nezaket anlamında bir ahlâk terimi.
Müellif: MUSTAFA ÇAĞRICI Klasik sözlüklerde, büyük ölçüde birbirinin tekrarından ibaret olan ve özellikle edebî-ahlâkî literatürdeki anlam genişliğiyle karşılaştırıldığında yetersiz olduğu anlaşılan tanımlarda hilim (hilm), “sabırlı ve temkinli, akıllı ve ağır başlı olmak” şeklinde açıklanmıştır (Lisânü’l-ʿArab, “ḥlm” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ḥlm” md.). Kelime, İslâm öncesi Arap edebiyatında da “akıl” anlamında kullanılmakta ve çok nâdir kimselerin ulaşabildiği veya önemini takdir ettiği bir meziyet sayılmaktaydı. Bazı kaynaklarda hilmin tanımı yapılırken sefeh ve cehl kavramlarının karşıtı olarak gösterildiği dikkate alınırsa bu kelimelerin anlamlarından hareketle hilmi daha iyi kavramak mümkün olur. İbn Manzûr sefehi, “Hilmin karşıtıdır; kök anlamı hafiflik ve harekettir; cehl (cahillik) demektir” şeklinde açıklamıştır (Lisânü’l-ʿArab, “sfh” md.). Buradaki cehl kelimesinin ilim veya mârifetin zıddı olmayıp zulüm, serkeşlik, saldırganlık, barbarlık gibi Câhiliye dönemindeki hâkim zihniyetin karakteristik yapısını oluşturan kavramları ifade ettiğini söylemek gerekir. Nitekim o dönemde yazılan şiirler incelendiğinde bu husus açıkça ortaya çıkar (Ebû Temmâm, s. 99, 304; Zevzenî, s. 178).
İslâm’dan önceki dönemin temel ahlâkî karakteri olan insanın gücüyle böbürlenmesi, kendine güvenmesi, otorite tanımaması, keskin bir şeref duygusu vb. hususlar cehl kavramı içinde mütalaa edilen huylardır (Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 204; daha geniş bilgi için bk. a.mlf., Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, s. 51-61). Aslında Kur’an’ın müşriklere yönelttiği eleştirilerin temelinde de onlardaki bu cehl ahlâkı vardır. Zira müşrikler sadece akılları yatmadığı için inkâr etmiyorlardı; aynı zamanda onlar gurur, kibir, inat ve saldırganlık gibi hoyrat duyguları ve kötü alışkanlıkları yüzünden İslâm’ın getirdiği eşitlik, kardeşlik, merhamet, sabır, tahammül, uzlaşma, barış gibi ilkeleri içlerine sindiremedikleri için inkârcılıkta direniyorlardı. Kur’an’da yer alan “hamiyyetü’l-câhiliyye” (Câhiliye küstahlığı; el-Feth 48/26) tabiri onların bu uzlaşmaz karakterini ifade eder (bk. CÂHİLİYE; CEHÂLET). Buna göre hilme “ağır başlılık, sebat, akıllı ve uygarca davranış” anlamları verilebilir. Ebû Hayyân et-Tevhîdî hilmi “öfkesine hâkim olmak suretiyle düşünce dengesini koruma” şeklinde tarif etmektedir (el-İmtâʿ ve’l-müʾânese, III, 129). Râgıb el-İsfahânî de “öfke duygusunun coşkusundan nefsi koruma” biçiminde benzer bir tarif verdikten sonra kelimenin kökünde akıl anlamının bulunmadığını, ancak aklın sonuçlarından olduğu ve akıldan bağımsız düşünülemeyeceği için hilme de akıl dendiğini belirtir. İsfahânî’ye göre hilimden aklın eylem haline dönüşmesi kastedilmektedir. Zira bu erdem ancak bütün organların kötülüklerden korunmasıyla mükemmelleşir (el-Müfredât, “ḥlm” md.; a.mlf., eẕ-Ẕerîʿa, s. 342). Seyyid Şerîf el-Cürcânî, “öfkenin kabarması halinde itidal ve sükûneti koruma” şeklindeki kısa tanımıyla hilmin özellikle ahlâkî anlamına işaret etmiştir (et-Taʿrîfât, “ḥilim” md.). Tehânevî’nin tanımı da buna yakındır (Keşşâf, I, 381).
Râgıb el-İsfahânî, hilmin en uygun karşıtının “öfke ve nefretle saldırmak” anlamına gelen tecemmür kelimesi olduğunu belirtir. Ancak birçok kaynakta hilmin karşıtı olarak kaydedilen sefeh ve cehlin aksine tezemmürün terim olarak yaygınlık kazandığı söylenemez. Hilim ayrıca gazab, gayz, suhf (zayıflık, âcizlik) gibi kelimelerin zıddı olarak da gösterilmekte veya böyle bir konumda kullanılmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de hilim “akıl” mânasında olmak üzere bir âyette çoğul şekliyle (ahlâm) geçmektedir (et-Tûr 52/32). Bunun dışında “hilim sahibi” anlamında halîm kelimesi esmâ-i hüsnâdan biri olarak on bir âyette yer almaktadır. Bunlardan altısı “gafûr” (bütün günahları bağışlayan), üçü “alîm” (çok iyi bilen), biri “ganî” (her şeyden müstağnî), biri de “şekûr” (az iyiliğe çok mükâfat veren) isimleriyle birlikte bulunur (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḥlm” md.). Tefsir ve kelâm kitaplarında esmâ-i hüsnâdan olan halîmin “çok sabırlı, günahkârları cezalandırmakta acele etmeyen” (meselâ bk. Eş‘arî, s. 530) veya “kullarının isyanından etkilenmeyen, günahkârlara gazap etmesi kendisini telâşa düşürmeyen, her işi olması gerektiği ölçüde yapan” (İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ḥlm” md.) anlamlarına geldiği belirtilir. İbn Hibbân el-Büstî, bu âyetlere dayanarak hilmin akıldan daha üstün bir erdem olduğunu, çünkü yüce Allah’ın Kur’an’da kendisini akılla değil hilimle nitelendirdiğini ifade eder (Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ, s. 209). Bu görüşü Gazzâlî de tekrar etmiştir (İḥyâʾ, III, 179). Halîm ayrıca iki âyette Hz. İbrâhim’in (et-Tevbe 9/114; Hûd 11/75), bir âyette Hz. İshak’ın (es-Sâffât 37/101) sıfatı olarak yer almakta, bir âyette de (Hûd 11/87) düşmanlarının Hz. Şuayb ile alay etmek için onu halîm diye niteledikleri bildirilmektedir (ayrıca bk. HALÎM).
Hadislerde hilim kelimesi hem “akıl” hem de “ağır başlılık, yumuşaklık” anlamında geçmektedir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “ḥlm” md.). Hz. Peygamber, hemen bütün hadis mecmualarında ve edebî-ahlâkî mahiyetteki antolojik eserlerde yer verilen bir hadisinde Eşec el-Abdî adlı sahâbîyi överken şöyle demiştir: “Sende Allah’ın sevdiği iki haslet vardır; bunlardan biri hilim, diğeri de teennîdir” (Müslim, “Îmân”, 25, 26; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 149). İbnü’l-Esîr’e göre bu hadisteki hilim “akıl”, teennî de “kararlılık, acelecilikten sakınma” anlamına gelir (en-Nihâye, “ḥlm” md.). Aynı müellif, Resûl-i Ekrem’in, namazda imam olduğu sırada arkasında duracak kimselerde aradığı şartları ifade eden “ülü’l-ahlâm ve’n-nühâ” şeklindeki sözünü “zevü’l-elbâb ve’l-ukūl” olarak açıklamış; bununla da cemaat içinde en bilgili, yetişkin, olgun ve ibadet kültürüne sahip kişileri anlatmak istemiştir. Dârimî’nin naklettiği (“Muḳaddime”, 29) ve hadîs-i kudsî olduğu anlaşılan bir sözde “halîmi bile hayrette bırakan bir fitne”den söz edilmekte olup buradaki hilimden de akıl kastedilmiştir. Ebû Dâvûd’un es-Sünen’inde “Kitâbü’l-Edeb”in ilk babı “el-Hilm ve ahlâku’n-nebî” başlığını taşır. Bu başlık, Resûlullah’ın ahlâkının temelini hilmin oluşturduğunu ima eder. Burada onun hoşgörüsünü, affediciliğini ve sabrını anlatan hadisler yer alır. Ayrıca hadis mecmualarında, İslâm âlimlerince hilmin kapsamında gösterilen akıl, basiret, kararlılık, öfkesine hâkim olma, affetme, hoşgörü, sabır, vakar, rıfk gibi ahlâkî erdemlere dair pek çok hadis bulunmaktadır. Buhârî’nin el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’indeki bir rivayette geçen (“Ḥudûd”, 31) ve Hz. Ömer’in hilâfete kendisinden daha lâyık olduğunu düşündüğü Hz. Ebû Bekir hakkında söylediği, “O benden daha halîmdir” şeklindeki sözde halîm “akıllı, deneyimli, olgun” anlamına gelir. Müslim’in el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’indeki bir rivayete göre (“Fiten”, 35, 36) Amr b. Âs, Bizans toplumunun sosyal çalkantılar karşısındaki akıllı, basiretli ve soğukkanlı tutumunu, “Onlar fitne durumunda insanların en halîmidir” cümlesiyle ifade etmiştir.
Hilim kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de ahlâkî anlamda çok az geçtiği, hadislerde de sıkça kullanılmadığı halde belli başlı İslâmî kaynaklarda Müslümanlığın en temel erdemi veya bu erdemlerden biri olarak zikredilmiştir. Kur’an’da az kullanılması ise çok zor kazanılabilecek ölçüde değerli, yüksek ve ideal bir fazilet olduğu şeklindeki bir sebebe bağlanmıştır. Nitekim belki de ilk defa olmak üzere Hasan-ı Basrî (ö. 110/728), “Allah Teâlâ peygamberleri bile en az hilim sıfatıyla nitelemiştir” derken bu kavramın Kur’an’da neden az yer almış olduğuna da işaret etmiş bulunmaktadır (Meydânî, I, 211). Meydânî’ye göre Hasan-ı Basrî bu sözüyle, hilmin peygamberlerde bile az rastlanabilen çok yüksek bir erdem olduğunu anlatmak istemiştir. Bu görüşe katılan Câhiz de şöyle demektedir: “Yüce Allah sâlih kullarını uzun uzun övdüğü halde onları nâdiren hilimle vasıflandırmıştır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bunun sadece iki yerde (iki peygamber hakkında: et-Tevbe 9/114; Hûd 11/75; es-Sâffât 37/101) geçtiğini görüyoruz” (Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, s. 26). İbn Hibbân el-Büstî de hilmin Kur’an’da az kullanılmasını bu erdemin nefasetine ve kadrinin yüksekliğine delil olarak gösterir (Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ, s. 209). Bununla birlikte Toshihiko Izutsu’nun belirttiği gibi Kur’an’da baştan sona kadar hilim ruhu mevcuttur (Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 204). Zira insanlarla olan ilişkilerde ihsanla, adaletle hareket etme, zulümden kaçınma, şehvet ve ihtiraslarına gem vurma, kibir ve gururdan sakınma hilim ruhunun belirtileridir.
Özellikle Ignaz Goldziher’den itibaren şarkiyatçılar İslâm ahlâkının, dolayısıyla müslümanın karakterini belirleyen temel erdemin tesbitine çalışmışlar ve nihayet bunun hilim olduğu kanaatine varmışlardır. Zira bu araştırmacılara göre Câhiliye döneminde çok az insan bu faziletin kıymetini takdir ederken İslâm dini bunu ahlâkî ve içtimaî alanda bütün müslümanlara yaymayı ve bu suretle onları belli başlı niteliği saldırganlık, barbarlık ve çatışma olan Câhiliye toplumundan farklı kılmayı amaçlamıştır (Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, s. 152; Goldziher, s. 207-208). Kur’an ve hadisler yanında Abdullah b. Mukaffa‘ın el-Edebü’l-kebîr’inde, daha sonra İbn Kuteybe’nin ʿUyûnü’l-aḫbâr’ında, Câhiz’in başta el-Meḥâsin ve’l-eżdâd, el-Beyân ve’t-tebyîn olmak üzere çeşitli eserlerinde ve diğer birçok kaynakta verilen bilgiler, hilmin pek çok erdemi kapsayan bir İslâm ahlâkı kavramı olduğunu göstermektedir. Bu eserlerde Lokman, Ahnef b. Kays, Muâviye b. Ebû Süfyân, Halife Me’mûn gibi hilimleriyle ün kazanmış simaların “hulemâü’l-Arab” diye anılması da İslâm ahlâk kültüründe bu fazilete verilen önemi yansıtır (geniş bilgi için bk. Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, s. 83-127).
Kaynaklarda hilim biri zihnî, diğeri ahlâkî olmak üzere iki anlamda geçmektedir. Zihnî hilim akıl demektir. Câhiz, “Hilim kelimesi ilmi ve hazmi (ihtiyat, tedbirli olma) içine alan kapsamlı bir isimdir” diyerek ilmi de hilmin içinde göstermiştir (el-ʿOs̱mâniyye, s. 97). Bu anlamdaki hilim ahmaklık, sefahet (beyinsizlik) ve cahilliğin karşıtı olarak gösterilir. Buna göre hilim sahibi insanın bir özelliği akıllı ve bilgili olmak, ahmaklıktan, sefahetten ve cahillikten uzak bulunmaktır. “Onlara bunu akılları mı emrediyor?” meâlindeki âyet (et-Tûr 52/32) dolaylı olarak müslümanlara aklın irşadına uymayı, akıllı davranmayı, ahmak, beyinsiz ve cahil olmaktan uzak durmayı gerekli kılmaktadır. Bu âyetin devamındaki, “Yoksa onlar sınır tanımayan (tâğî) bir kavim midir?” ifadesinden anlaşıldığına göre hilimde tuğyanın karşıtı olan bir anlam da vardır. Buna göre akıllı insan azgınlık yapmaz, haddi aşmaz, öfkeye kapılıp kendinden geçmez. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’de çok sık tekrar edilen “akıl etme, bilme, tefekkür, tedebbür, itibar, nazar (düşünme)” gibi zihnî faaliyetlerle hilim erdemi arasındaki bağlantı da ortaya çıkmakta, ayrıca İslâm’ın bir hilim dini, yani -kelimenin İslâm’a özgü anlamıyla- akıl ve bilgi dini olduğu anlaşılmaktadır.
Hilmin ahlâkî ve amelî gelişmişliği ifade eden mânasına gelince, İbn Sînâ ʿİlmü’l-aḫlâḳ adlı risâlesinde (Tisʿu resâʾil, s. 108) bu anlamdaki hilmin altında şu faziletleri sıralar: Öfkeyi yenme, kerem (cömertlik, onurlu davranış), hoşgörü, af, gönül zenginliği, tahammül, kararlılık, kin gütmeme. Çeşitli kaynaklarda bunlara sabır, sekînet, vakar, ihtiraslara ve diğer bencil duygulara hâkimiyet gibi daha birçok fazilet eklenmektedir. Mâverdî’nin hilmi “huyların en yücelerinden” diye nitelemesi (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 245), Câhiz’in de, “Asıl övgüye değer olan hilimdir ve asıl yerilmesi gereken de cehalettir; hilim aklın otoritesidir, tutkulara hâkimiyettir” şeklindeki ifadesi (Resâʾilü’l-Câḥiẓ, I, 103) hilmin hem kapsamını hem de önemini belirtir.
Zihnî mânadaki hilimle ahlâkî mânadaki hilim birbiriyle ilgisiz değildir. Zira akıllı, bilgili ve basiretli insan sabırlı, ağır başlı, bağışlayıcı, vakarlı, kararlı, nefsine hâkim, kötülüğü iyilikle karşılayabilen, kışkırtmalara kapılmayan bir ahlâkî karaktere sahip olabilir. İbnü’l-Mukaffa‘ın tam ve hakiki hilmi gerçek bir üstünlük ve kuvvet olarak görmesinin de (aş.bk.) bu erdemin akıl-eylem bütünlüğü ile kazanılmış olmasından ileri geldiği düşünülebilir.
İslâmî literatürde hilmin kapsamı içinde gösterilen faziletler hakkında pek çok âyet ve hadis vardır. Gazzâlî İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’inde (III, 177), bir âyette geçen “rabbânîler olunuz” (Âl-i İmrân 3/79) ifadesini “halîm ve bilgili kimseler olunuz” şeklinde yorumlamıştır. İbn Hibbân el-Büstî bu yorumu Hasan-ı Basrî’ye nisbet eder (Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ, s. 101). Gazzâlî’nin aynı yerde verdiği bilgiye göre Atâ b. Ebû Rebâh, “Onlar yeryüzünde hevn ile yürürler” (el-Furkān 25/63) âyetindeki “hevn” kelimesini de “hulemâ’” şeklinde açıklamıştır (krş. Taberî, XIX, 22). Buna göre âyetin meâli şöyledir: “Rahman olan Allah’ın -mümin- kulları yeryüzünde halîm olarak -vakar ve teennî ile- yürürler.” Hasan-ı Basrî de bu âyetin devamındaki, “Cahiller onlara sözlü sataşmada bulunduğunda, ‘Selâm!’ derler” ifadesini, “Onlar halîm insanlardır; kendilerine karşı cahilce ve küstahça davrananlara cahillik ve küstahlıkla karşılık vermezler” sözleriyle açıklamıştır. İçlerinde hilim kelimesi geçmemekle birlikte anlamları bakımından hilim erdeminin İslâm ahlâkındaki yerini ve önemini ifade eden yüzlerce âyete örnek olarak şu âyetler zikredilebilir: “Onlar öfkelendikleri zaman bile affederler” (eş-Şûrâ 42/37); “Her kim sabreder ve bağışlarsa bilsin ki bu tutum davranışların en soylusu, en olumlusudur” (eş-Şûrâ 42/43); “Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından eziyet gelen sadakadan daha hayırlıdır” (el-Bakara 2/263); “Müslümanlar affetsinler, hoşgörülü olsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” (en-Nûr 24/22); “Af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden uzak dur” (el-A‘râf 7/199); “Rabbinizin bağışına, takvâ sahipleri için hazırlamış olduğu, genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşun. O takvâ sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah rızâsı için mallarını harcarlar; öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah da böyle güzel davranışta bulunanları sever” (Âl-i İmrân 3/133-134); “İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü en güzel bir tutumla karşıla. O zaman göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost olmuştur” (Fussılet 41/34). Son âyet, sevginin oluşmasında ve dolayısıyla sosyal barışın sağlanmasında hilim erdeminin rolünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Zira burada, hilim ruhunu yansıtan en saygın davranışlardan biri olan kötülüğe karşı iyilikle mukabelede bulunma düşmanı bile dost yapan bir güç olarak değerlendirilmiştir. İbnü’l-Mukaffa‘ hilmin bu gücünü şöyle anlatır: “Sakın sana iftira edene öfke ve intikam duygusuyla karşılık verme. Hilim ve vakar içinde güzel cevap ver. Hiç şüphen olmasın ki üstünlük ve kuvvet daima halîm olanındır” (el-Edebü’l-kebîr, s. 45-46).
Hilim sabır, sekînet ve vakardır; öfkeye, ihtiraslara ve diğer bencil duygulara hâkimiyet, ağır başlılık ve yumuşak huyluluktur; fakat asla güçsüzlük ve onursuzluktan kaynaklanan bir zillet ve acz kabul edilmemelidir. Gazzâlî’nin aktardığı bir söze göre halîm haksızlığa uğrayınca sabreden, gücü yetince de intikam alan kimse değildir; asıl halîm haksızlığa katlanan, gücü yetince de affedebilen kişidir (İḥyâʾ, III, 184). Esasen hilmin, yukarıda işaret edilen âyetlerde “gafûrun halîm, alîmün halîm, ganiyyün halîm” şeklindeki ifadelerle Allah’a nisbet edilmesi de bunu gösterir. Zira Allah hem bağışlama gücüne sahip, bilgili ve müstağni hem de halîmdir. Şu halde Kur’ânî anlamda hilim bilgisizlik, basiretsizlik, ahmaklık veya âcizlik sebebiyle sabırlı, tahammüllü, ağır başlı olmayı ifade etmez; aksine insanın akıl, zekâ, bilgi, tecrübe gibi zihnî yeteneklere, bedenî ve malî imkânlara sahip olması yanında sabır, af, hoşgörü, nefse hâkimiyet, öfkeyi yenme, tahriklere kapılmama, teennî ve vakar gibi amelî erdemleri şahsında birleştirmesiyle ulaşılan bir kişilik yapısıdır. Hz. Peygamber’e de zengin kimselerin hilmini takdir eden bir söz isnat edilmiştir (a.g.e., III, 178). Yine ona nisbet edilen bir rivayette, “Eğer hasmından daha güçlü isen onu bağışlayarak güçlü olmanın şükrünü öde” denilmektedir (Mâverdî, s. 245). Hz. Ömer’e atfedilen bir sözde de Allah nezdinde devlet başkanının hilminden, rıfkından ve yumuşaklığından daha değerli bir erdem bulunmadığı belirtilir (Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, s. 39-40). Bu son rivayetler, sıhhatleri kesin olmamakla birlikte İslâmî kaynakların hilme bakışını yansıtması bakımından önem taşımaktadır. Tâbiîn döneminin İran asıllı şairlerinden Sâlim b. Vâbisa’nın, “Hilmin bir türü vardır ki zillettir, onu sen de bilirsin; asıl fazilet kudretten doğan hilimdir” (Ebû Temmâm, s. 190) anlamındaki beyti, Emevî Halifesi Ömer b. Abdülazîz’in, “Hilmin ilimle, affın kudretle birleşmesi sonucunda ulaşılan faziletten daha üstün bir fazilet yoktur” (Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, I, 175) sözü ve özellikle Câhiz’in hilmi “sahîf” (zayıf, âciz) kelimesinin karşıtı olarak kullanması (el-ʿOs̱mâniyye, s. 193), hilmin cahillik ve güçsüzlükten kaynaklanan bir fazilet olmadığını gösterir. İbn Hazm da ancak muktedir olduğu halde sabır ve hoşgörüyle davrananların halîm sayılabileceğini ifade eder (el-Aḫlâḳ ve’s-siyer, s. 27); ayrıca yaptığı kötülükten dolayı üzüntü duyup özür dileme olgunluğunu göstermeyenlere katlanmanın hilim değil zillet olduğunu ileri sürer. İbn Ebû Şihâb ed-Dabbî’nin, “Eğer hilmin cehline galip gelmezse düşmanlarının sürekli olarak artan saldırı ve tehdidi altında bulunursun” (Ebû Temmâm, s. 201) anlamındaki beytinde de görüldüğü gibi İslâmî literatürde hilim ihtiyatlı ve akıllıca davranışı ifade eden bir konumda kullanılmaktadır. Mâverdî’nin naklettiği bir özdeyişte (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 247) bu yaklaşım, “Hilim sıkıntılara karşı bir perdedir” şeklinde özetlenmiştir. İbn Hazm da hilmin düşmanlarla kaynaşmak değil onlarla tedbiri elden bırakmadan barışçı ilişkileri sürdürmek olduğunu belirtir (el-Aḫlâḳ ve’s-siyer, s. 80).
Kur’an ahlâkını en iyi kavrayan ve yaşayanlardan biri olarak tanınan Hasan-ı Basrî’ye isnat edilen (Gazzâlî, III, 166) ve hilmin kapsadığı başlıca faziletleri vurgulayan şu sözleri Kur’an ve Peygamber ahlâkının bir özeti saymak mümkündür: “Müslüman dininde güçlü, kararlı ve yumuşak olan kişidir; imanı sağlam, bilgili ve halîm, zeki ve merhametlidir; hem haklı hem bağışlayıcı, hem zengin hem tutumludur; hasta olduğunda tahammüllü, güçlü ve iyilik severdir; arkadaşlığın ve dostluğun sıkıntılarına katlanır, zorluklara sabreder; öfkesine mağlûp olmaz, gurur ve kibre kapılmaz, ihtiraslarına yenilmez; midesi yüzünden şerefsizlik yapmaz; hırsı yüzünden küçülmez; basit hedeflerle yetinmez; mazluma yardım eder, zayıfa acır; cimrilik yapmaz, israf etmez; kendisine kötülük edeni bağışlar, cahili hoş görür; nefsi sıkıntıda olsa da herkes kendisinden faydalanır.”
HALÎM الحليم Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. İlişkili Maddeler ESMÂ-i HÜSNÂ Allah’ın isimleri için kullanılan bir tabir. GAFÛR Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
Müellif: BEKİR TOPALOĞLU “Sabırlı ve temkinli, akıllı ve ağır başlı olmak” mânasındaki hilm masdarından sıfat olup “sabırlı ve temkinli olan, acele ve kızgınlıkla muamele etmeyip ileride meydana gelecek gelişmelere fırsat tanıyan” demektir. Dil âlimleri kelimenin, “kudreti olduğu halde cezalandırmayan” ve “cezayı büsbütün terketmeyip gelişmelere göre hareket eden” şeklindeki iki anlamına dikkat çekerler (Lisânü’l-ʿArab, “ḥlm” md.; Ebü’l-Bekā, s. 404, 560; Zeccâc, s. 45). Halîm esmâ-i hüsnâdan biri olarak “sabırlı, acele ve kızgınlıkla muamele etmeyen” mânasına gelir.
Halîm kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’in on beş yerinde geçmekte olup bunlardan on birinde Allah’a, ikisinde Hz. İbrâhim’e, birinde Şuayb’a, birinde de İsmâil peygambere izâfe edilmiştir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḥalîm” md.). Allah’ın ismi olarak zikredilen halîm tek başına kullanılmayıp altı âyette “bütün günahları bağışlayan” anlamındaki gafûr, üç âyette “hakkıyla bilen” anlamındaki alîm, bir âyette “her şeyden müstağni olan, kendi dışındaki her şeyin O’na muhtaç olduğu varlık” mânasındaki ganî, bir âyette de “az iyiliğe çok mükâfat veren” mânasındaki şekûr ismiyle birlikte zikredilmiştir. Bu kullanılış kelimenin mânasına açıklık getirdiği gibi ona zenginlik ve derinlik de kazandırmaktadır. İlgili âyetlerin incelenmesinden anlaşılacağı üzere halîmin gafûr ismiyle beraber kullanıldığı yerlerde kulların işleyebileceği bazı günahlardan söz edilmekte, bu tür günahları işleyenlerin âcilen cezalandırılmayıp dönüş yapmalarına (tövbe) fırsat tanınacağı belirtilmektedir (bk. el-Bakara 2/235; Âl-i İmrân 3/155; el-Mâide 5/101; el-İsrâ 17/44; Fâtır 35/41). Alîm ile birlikte kullanıldığı üç âyetten birinde mirasın taksimi anlatılmakta ve bu hususta ortaya konan ölçülerin insanlığın mutluluğunu dileyen Allah’ın bir öğüdü olduğu, O’nun bütün hak ve hukuk türlerini bildiği, mirasın bölüştürülmesinde yapılabilecek bazı yanlışlıkları da hemen cezalandırmayacağı ifade edilmektedir (en-Nisâ 4/12). Diğer iki âyetin birinde Allah yolunda hicret edip sıkıntılara katlananları iyi âkıbetlerin beklediği müjdelenmekte ve bu tür sosyal çalkantılar karşısında ilâhî müdahalenin bilgiye ve temkine dayandığı anlatılmakta (el-Hac 22/59), diğerinde de Allah’ın, gönüllerde saklanan her sırra vâkıf olmasına rağmen sabır ve teennî ile muamele ettiği bildirilmektedir (el-Ahzâb 33/51). Halîmin ganî ismiyle beraber kullanıldığı âyet, malî konuların ve Allah rızâsı için karşılıksız harcamada bulunmanın işlendiği âyetler içinde yer almakta (el-Bakara 2/263), şekûr isminden hemen sonra yer aldığı âyette de ödünç para verenlerin Allah tarafından fazlasıyla mükâfatlandırılacağı beyan edilmektedir (et-Tegābün 64/17). Özellikle bu son iki kullanılış halîmin, “hak edilmiş cezaları hemen uygulamayıp mühlet veren” anlamının yanı sıra “yapılan iyilikleri ve faziletli davranışları bazı eksiklikleri hesaba katmadan fazlasıyla mükâfatlandıran” mânasını da içerdiğini göstermektedir
Halîm, doksan dokuz ilâhî ismi ihtiva eden rivayetlerin ikisinde de yer aldıktan başka (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10; Tirmizî, “Daʿavât”, 82) Kütüb-i Sitte’de ve Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’indeki çeşitli rivayetlerde de Allah’a nisbet edilmiştir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “ḥalîm” md.).
Âlimlerin halîm ismi etrafında yaptıkları yorumlar, kelimenin sözlük anlamı ve Kur’an’daki kullanılışıyla paralellik arzetmektedir. Kelimenin kök anlamı içinde önemli görülen “kudreti yettiği halde cezalandırmama” ve “tamamen affetmeyip erteleme” noktalarını özellikle vurgulayan âlimler halîm isminin şu mânaları üzerinde de dururlar: Cenâb-ı Hak bu ismin tecellisi olarak tövbeleri kabul eder ve günahların bir kısmını affedebilir; Allah’a karşı nasıl hürmet gösterileceğini bilmeyenlerin kaba davranışları ve âsilerin azgınlıkları O’nu öfkelendirip harekete geçirmez ve aceleye sevketmez. Allah hilim gösterir; öyle ki cahiller O’nun olan bitenden haberdar olmadığını sanır, basîreti bağlananlar da O’nun görmediği zehâbına kapılırlar. Abdülkāhir el-Bağdâdî’nin ifade ettiği gibi cezalandırmada acele eden fırsatın elden kaçmasından korkan kimsedir. İradesini dilediği zaman gerçekleştirmesi hususunda hiçbir engeli bulunmayan ve suçluyu kaçırma endişesinden münezzeh olan yüce varlık için hilim bir övgü sıfatıdır (el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, vr. 96a). Halîmî de Allah’ın, günahları yüzünden kullarına olan lutuf ve ihsanını esirgemediğini, itaatkâr kulunun rızkını verdiği gibi âsi kulununkini de verdiğini, iyi kötü bütün insanları yaşatıp belâ ve âfetlerden koruduğunu belirtir (el-Minhâc, I, 200-201). Halîm isminin bu tecellisi Allah’ın içtimaî hayatı yönetmede ve toplumların varlıklarını sürdürmedeki nizamını da açıklamaktadır. Buna göre Tanrı zalimi hemen cezalandırmaz, mazlumun duasını kabul etmekte de acele göstermez. İçtimaî hayatta hâkim olan bu ilâhî nizam insanın irade hürriyetinin ve sorumluluğunun temelini oluşturur. Kur’ân-ı Kerîm’de, yaptıkları zulüm ve kötülükler yüzünden insanlar hemen ilâhî cezaya çarptırılmış olsaydı yeryüzünde hareket eden hiçbir canlının kalmayacağı, yani sosyal düzenle birlikte ekolojik ve fizik düzenin de bozulacağı ifade edilmekte ve bu tür davranışların cezalarının belli bir süreye kadar ertelendiği haber verilmektedir (en-Nahl 16/61; Fâtır 35/45). Ayrıca çeşitli âyetlerde, inkârcıların başlarına geleceği haber verilen felâketin bir an önce gelmesini talep ettikleri, fakat belirlenen süreden önce felâketin gerçekleşmeyeceği beyan edilir ve ilâhî planın hiç aksamadan mutlaka uygulanacağı bildirilir (meselâ bk. Yûnus 10/11; el-Hac 22/47; el-Ankebût 29/53). Birçok âyette de Hz. Peygamber’e bu tür meydan okumalar karşısında sabırlı olması tavsiye edilir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ıṣbır” md.). Şüphe yok ki bu ilâhî tebliğler, insanoğlunun irade hürriyetini ve insanlık şerefini korumak, sorumluluğunun bilincine varmasını sağlamak, fert ve toplumun gelişmesini temin etmek amacına yöneliktir. Ancak Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu ve âlimlerin de önemle vurguladığı gibi hak ve adalet eninde sonunda gerçekleşecektir. Adaletin gerçekleşmesi sosyal düzenin kanunlarına bağlı olarak dünyada olabileceği gibi dinî açıdan aradaki sınırın fazla önem taşımadığı âhiret hayatına da ertelenebilir. “Onlar için öngördüğümüz azabın bir kısmını sana göstersek de veya seni bundan önce katımıza alsak da farketmez. Sana düşen sadece tebliğ etmektir, hesaplarını görmek ise bize aittir” (er-Ra‘d 13/40).
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî’den itibaren halîm ismi, Allah’ın fiilî sıfatlarının insanla ilgili olanlarından kabul edilmiştir. Kādî Abdülcebbâr, bu ismin kök anlamının bir şey yapmak değil yapmamak (cezalandırmamak) esasına dayandığını hatırlatarak selbî (negatif) bir kavramın ilâhî fiiller çerçevesine girip girmediğini irdelemiş ve sonuçta halîmi zâtî sıfatlardan saymanın imkânsız olduğunu belirterek fiilî grup içinde yer aldığına hükmetmiştir (el-Muġnî, XX/2, s. 221-222). Kuşeyrî ve Ebû Bekir İbnü’l-Arabî gibi bazı âlimler de halîmin irade sıfatına bağlı bir zâtî isim veya sıfat olduğunu söylemişlerdir (et-Taḥbîr fi’t-teẕkîr, s. 55; el-Emedü’l-aḳṣâ, vr. 85b).
Halîm ismiyle, yukarıda zikredilenlerden başka “günahları bağışlayan ve tövbeleri kabul eden” anlamındaki afüv, gaffâr, gafûr ve tevvâb; “her şeyin iç yüzünden haberdar olup bütün ayrıntıları bilen” anlamındaki habîr, muhsî, vâsi‘; “her şeye gücü yeten, kudretli” anlamındaki kādir, kavî, metîn, muktedir ve “çok sabırlı” mânasındaki sabûr isimleri arasında anlam yakınlığı vardır.
Kadın resmine şehvetle bakmak ruhun yüce hissiyatını öldürür.(S.) 668:Lemaat. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.606.
yuksel dedi ki... klasik anlamdaki savaşın kazanılması veya kaybedilmesinde, savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde yahut sorunların çözülmesinde insanların ruh haline etki ederek sonuç almak, olarak tarif edilir.
Psikolojik savaş yöntemlerinden bir tanesi de kontrollü gerilim stratejisidir. Egemenlik duygusu evrensel bir duygudur. Güç odakları bu duygunun etkisi ile ellerindeki kontrolü kaybetmemek için gerilimi artırırlar ve
13 Ekim 2020 00:33 yuksel dedi ki... gerilimden çıkar sağlarlar. Potansiyel tehlike olarak algıladıkları tehlikeyi kendi savaş kurallarına çekmeye çalışırlar. Kendi savaş kuralları görece şiddettir.
Şiddetle beslenirler, şiddetten yararlanırlar. Kontrollü gerilim, bir tarafın alan egemenliğini elinde tutmak için geliştirdiği bir yöntemdir, kısa vadede sonuç verir. Ama uzun vadede ters teper, çünkü toplumlar şiddet ve gerginlikten hazzetmezler. Bu nedenle Uluslararası güç odakları, özellikle silah endüstrisinin kontrollü gerilim stratejisini her zaman kullanmışlardır. Kontrollü ve yavaş yavaş; zihin ve bedenleri geren yöntemlerle halkı veya hedef kitleyi bir noktaya çekmeye çalışırlar.
Psikolojik savaşın saldırı ve savunma silahı; propaganda, eğitim ve
13 Ekim 2020 00:33 yuksel dedi ki... provokasyondur. Cephanesi ise; söz, yazı, resim, broşür ve e–posta şeklindeki bilgidir. Bu savaş tarzının amacı, insanları ikna etmek ve onları değiştirmektir. Yöntemi de beyin yıkamadır. Yani hedef insan beynidir, insan beynine hükmetmektir.
Çinli General Sun–Tzu, 2500 yıl önce bu konuda “Savaş Sanatı” adlı bir kitap yazmıştır. Kendi zamanında Türk devletlerinin parçalanması sürecinde kullanılan Psilojik Savaş yöntemi, bugün için de tüm dünyada aynı şekilde geçerliliğini sürdürmektedir. Konuyu
13 Ekim 2020 00:34 yuksel dedi ki... anlamak için Sun– Tzu’nun kitabından bazı önerilerine bakmak yararlı olacaktır:
1– Hasım ülkelerde iyi olan şeyleri gözden düşürünüz.
2– Hasım ülkelerin hakanlarının başarılarını küçük göstererek şöhretlerine gölge düşürünüz ve zamanı geldiğinde de kendi halkının onları hor görmesini sağlayınız.
13 Ekim 2020 00:35 yuksel dedi ki... 3– Adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanınız.
4– Düşman halkın kendi aralarında olan uyuşmazlık ve kavgalarını yayınız.
5– Hasmınızın geleneklerini gülünç hale getiriniz. Son süreçte Türkiye’de yapılmak olanlar kelimesi kelimesine bu maddelere benziyor değil mi?
Hele bir de son süreçte yapılan haberler ve Hatay yangınını da eklerseniz konuya, meselesini ciddiyeti daha da ortaya çıkacaktır.
Yeni bir süreç içindeyiz, hepimizin daha dikkatli olması, hatta uyanık olması gerekiyor. Eskilerin deyimiyle “Su uyur, düşman uyumaz.” Deyip dikkatleri daha da arttırmamız gereken zamandayız.
13 Ekim 2020 00:36 yuksel dedi ki... Bu vesileyle Hatay’da yangından zarar gören herkese geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu yangını çıkaranları lanetliyorum. Yaptıkları psikolojik savaş boyutunda ama; bu savaşı onlar kaybedecekler.
Tabiatçılar esir maddesini fail zannetmişler.(L.) 336:30.Lem'a, 6.nükte, 1.şua. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.622. Ene bir taguttur.(M.N.) 100:Habbe;(M.N.)168:Şemme.
Beşincisi," Hayırdan az bir şey almak, şerden çok şeyi terk etmekten daha hayırlıdır.Şerrin tümünü terk etmek, hayırdan az bir şey almaktan daha hayırlıdır " dedi. Münebbihat İbn Hacer Askalani. Uyarılar.sy.72.
Ecnebileri taassubu İslâmiyetin inkişafına mâni idi.(H.Ş.) 34. Bir Hazinenin Anahtarı Fihrist Ve İndeksi.sy.620. Şeairin taabbudi kısmı değiştirilemez.(M.) 386: 29.Mektup,1.kısım, 9.nükte.
TA‘LÎL التعليل Bir eylemin veya hükmün illete bağlanması anlamında kelâm ve fıkıh usulü terimi. İlişkili Maddeler İLLET Hükmün amacını genellikle gerçekleştirdiği kabul edilen açık ve istikrarlı vasıf anlamında fıkıh usulü terimi. KIYAS Bilinenden hareketle bilinmeyene ulaşmayı ifade eden mantık, fıkıh ve dil bilimi terimi.
Müellif: H. YUNUS APAYDIN Sözlükte “birini bir şeyle oyalamak, meşgul etmek; ikinci defa su içmek/içirmek” anlamlarındaki all kökünden türeyen ta‘lîl bir eylem veya hükmün illete dayandırılmasını, illete bağlanarak açıklanmasını ifade eder. Ta‘lîlin terim anlamıyla sözlük anlamı arasındaki münasebetin nastaki hükmün illet sayesinde başka (ikinci) olaya uygulanması olduğu söylenebilir. Konuya ilişkin görüş ayrılıklarının önemli bir kısmı tanımda geçen “illet” kavramının açılımıyla ilgili olup bunun gerekçe veya sebep gibi kelimelerle karşılanması tartışmanın boyutunu tam yansıtamayacağı için literatürde kullanılan “garaz, illet-i gāiyye, hikmet, maslahat” terimleri korunmaya çalışılacaktır. Bunlardan ilk ikisi “amaç” ve “sâik” mânasında olup eylem veya hükmü ortaya çıkaran sebebi ve eylem yahut hükmün yönelik olduğu amacı ifade ederken son ikisi “yarar” vb. anlamlara gelip eylem veya hükmün doğuracağı sonucu anlatır. Bazı hadislerde ta‘lîl masdarından türeyen bir fiille aynı kökten gelen illet ve “teille” gibi kelimeler sözlük anlamlarında geçmektedir (Wensinck, el-Muʿcem, “‘ille” md.; İbnü’l-Esîr, III, 291).
Fıkıh usulünde ta‘lîlin konusu, nasların ve içerdiği hükümlerin mâkul bir gerekçeye bağlanıp bağlanamayacağı hususuyla ilgili olmakla birlikte kelâmî yaklaşımların etkisiyle bunun öncesinde nasların sahibi olan ve kitap göndermekle bir hitapta bulunan Allah’ın fiillerinin muallel olup olmadığı konusu da gündeme gelmiştir. Kur’an Allah’ın hitabını temsil ettiği ve hitapta bulunmak da bir eylem olduğu için kelâmcılar, en yararlı olanı (aslah) yapmanın Allah’a vâcip olup olmadığı ve hüsün-kubuh tartışmalarına bağlı şekilde Allah’ın fiillerinin ta‘lîl edilip edilemeyeceği meselesini ele almışlardır. Bu konuda kelâmcılarla İslâm filozofları arasında ortaya çıkan ilk tartışma yaratma fiilinin bir illetinin bulunup bulunmadığıyla ilgilidir. Kelâmcılar âlemin bir amaç ve seçim (kast ve ihtiyar) sonucunda meydana geldiğini söylerken filozoflar bunun icap yoluyla olduğunu, yani tıpkı ateşin yakması ve güneşin ışık vermesi gibi yaratıcının zâtının gereği olduğunu, dolayısıyla O’nun için gāî illetin söz konusu edilemeyeceğini öne sürmüşlerdir. Filozoflara göre Allah’ın bütün fiillerinin zâtının gereği olması O’nun kemal sıfatının bir sonucudur; kelâmcılara göre ise Allah fâil-i muhtârdır (bk. GĀİYYET; İLLİYYET).
Amaçla ta‘lîlin anlamı ve boyutu da kelâmcılar arasında tartışma konusu olmuştur. Mu‘tezile kelâmcıları, Allah’ın fiillerinin amaçtan yoksun bulunduğunu söylemenin O’nun abesle iştigal ettiğini kabul anlamına geleceğini, halbuki Allah’ın bundan münezzeh olduğunu belirterek genellikle Allah’ın fiillerinin ta‘lîlini, yani O’nun fiillerinin/hükümlerinin birtakım amaçlarının bulunduğunu kabul etmeyi zorunlu görmüşlerdir. Eş‘arî ekolündeki iki eğilimden birine göre Allah’ın fiillerinin muallel olması zorunlu değildir. Bu yaklaşım sonuçta, ta‘lîlin câizliği ve Allah’ın fiillerinin O’ndan bir lutuf olarak maslahatlarla muallel bulunduğu anlamını içermektedir. Ta‘lîlin Allah’ın başka bir şeyle kemale ermesi gibi bir neticeye götüreceği endişesine dayanan ikinci eğilim Allah’ın fiillerinin muallel olmasının imkânsızlığı yönündedir. Mâtürîdîler’e göre ise Allah’ın fiilleri hikmet ve maslahatla mualleldir. Bunların bir kısmı insanlara âşikâr olur, bir kısmı gizli kalır. Ancak bu muallellik zorunluluk (vücûb) yoluyla değil “tefaddulen”dir. Sünnî kelâmcıları ta‘lîlin zorunlu görülmesine şiddetle karşı çıktıkları gibi Allah’ın fiillerinin bir amaçla ta‘lîl edilmesine de muhtemel bazı sorunlar yüzünden mesafeli yaklaşmışlardır. Onlar Allah’ın fiillerinin ta‘lîlini genelde mümkün görmekle birlikte ta‘lîlin garaz ve illet-i gāiyye ile değil hikmet ve maslahatla olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Teftâzânî bu noktadaki karışıklığı ve yanlış anlamaları gidermek için Allah’ın fiillerinin hikmetle muallel olduğu ifadesine şu şekilde açıklık getirme ihtiyacı duymuştur: Eğer hikmet sözüyle illet-i gāiyye ve garaz-ı bâis kastediliyorsa bu anlamda Allah’ın hiçbir fiili muallel değildir; hikmetin fiiller ve hükümler üzerine terettüp etmesi kastediliyorsa bu anlamda Allah’ın bütün fiilleri mualleldir (Şerḥu’l-Maḳāṣıd, II, 113, 116; İzmirî, II, 302). Sonuçta Allah’ın eylemlerini amaçla ta‘lîl edenler eylemde bulunanı (Allah) önceleyip merkeze alırken yararla ta‘lîl edenler daha çok eylemin muhatabını (insan) merkeze almışlardır.
Fıkıh usulcülerinin ta‘lîl problemiyle ilgilenmeleri öncelikle, mevcut hükmün uygulama alanını genişletmede kullanılması düşünülen kıyasın meşruiyetinin temellendirilmesi amacı taşır. Çünkü kıyas işleminin gerçekleştirilebilmesi nasla sabit hükmün illetinin araştırılıp ortaya çıkarılmasını gerektirmektedir. Ta‘lîlin mümkün olduğu, yani şâriin bazı hükümleri illetleri dikkate alarak koyduğu hususu temellendirilmeden illet araştırması yapmak mümkün değildir. Kıyasın fıkıhta meşrû bir yöntem sayılması nasların ta‘lîl edilebileceğinin, nasların ta‘lîl edilebilirliği de Allah’ın fiillerinin bir şekilde ta‘lîl edilebilir olduğunun ortaya konmasına bağlıdır. Bu sebeple aralarında teorik tartışmalar ve bazı ifadelerinde kapalılıklar bulunsa da Sünnî kelâmcı ve usulcülerinin hemen tamamı Allah’ın fiillerinin hikmet ve maslahatlarla muallel olmasını mümkün görmüştür. Allah’ın fiillerinin ta‘lîl edilmesi mümkün görülmeksizin nasların ta‘lîlinden ve kıyasın meşruiyetinden söz etmek karşıt bir durum olurdu. Ancak Allah’ın fiillerinin ta‘lîl edilebilir olduğunun kabulü, zorunlu şekilde bütün nasların ta‘lîle elverişli ve bütün hükümler bakımından kıyasın meşrû sayıldığını kabul etmeyi gerektirmez. Buna göre bazı usulcülerin şâriin hikmet sahibi olduğu noktasından hareketle bütün hükümlerin bir illete dayandığını, ancak bunlardan bir kısmının illetinin kapalı kalmasının onların illetinin bulunmadığı anlamına gelmeyeceğini ifade etmeleri Allah’ın fiillerinin muallel olduğu genel kabulüyle çelişmez.
Ta‘lîle ve kıyasa açık hükümler genellikle anlamı, konuluş gerekçesi açık, akılla anlaşılabilir olanlar (ma‘kūlü’l-ma‘nâ) ve açık olmayanlar (taabbüd, taabbüdî, taabbüdiyyât) şeklinde nitelendirilir. Taabbüd sözlükte “kulluğa çağırmak, bir kimseyi köle edinmek, kendini bütün varlığıyla ibadete vermek, mükellef kılmak” gibi mânalara gelir. Kural olarak taabbüdî hükümlerin kıyasa açık olmadığı kabul edilmekle birlikte taabbüdîliğin anlamı, alanı, sınırları konusunda görüş ayrılığı bulunduğu gibi taabbüdî hükümlerin bir yönüyle mâkul anlamlı olup olmadığı ve bazı ayrıntıları itibariyle kıyasa elverişli olup olmadığı konusunda ekoller arasında anlayış ve yaklaşım farklılıkları mevcuttur. Meselâ namaz gerek bütünü gerekse ayrıntıları bakımından taabbüd sayılmış ve namazla ilgili hükümlerin ta‘lîle açık olmadığı söylenmiştir. Buna karşılık şahitlik hükmünün aslı itibariyle mâkul anlamlı olduğu, yani şahitliğin zann-ı gālib teşkil etme amacına yönelik bir hüccet sayılmasının akılla anlaşılabildiği, fakat buradan hareketle ayrıntılarının ta‘lîle elverişli olduğu sonucuna varılmayacağı ifade edilmiştir. Taabbüdî hükümlerde mâkul anlamlı bir yön bulunabildiği gibi tamamen mâkul anlamlı sayılan muâmelât hükümlerinde taabbüdî bir yön olabileceği yaygın biçimde kabul edilmektedir. Yine açık anlamlı olmama özelliği yanında Allah hakları kapsamında yer almasıyla da ilişkili olarak taabbüdî hükümlerin kullar tarafından ıskat edilemeyeceği genel kabul gören bir husustur. Usul eserlerinde kıyasın şartları arasında zikredilen, aslın hükmünün genel kıyas mantığından ayrılıp konulmuş olmaması şartı taabbüdî hükümlerin kıyasa açık sayılmadığının da ifadesidir, zira mâkul anlamlı olmayanlar bu şekilde konulmuş hükümlerdendir.
Kıyası kabul eden fakihler hangi hükümlerin ta‘lîle, dolayısıyla kıyasa elverişli olup olmadığını belirleme ihtiyacı hissetmiş, birinci gruptakiler muallel veya ma‘kūlü’l-ma‘nâ, ikinci gruptakiler taabbüd diye nitelendirilmiştir. İzzeddin b. Abdüsselâm’ın ta‘lîl-taabbüd ayırımında önerdiği kriter, şer‘î hükmün bir maslahatı celp veya bir mefsedeti defettiğinin akıl yoluyla kavranılabilir olmasıdır. Önceki ve sonraki âlimler tarafından yaygın biçimde kabul edilen bu kritere göre bir maslahatı celbettiği veya bir mefsedeti defettiği açık olan hükümler ma‘kūlü’l-ma‘nâ, bir maslahatı celbettiği veya bir mefsedeti defettiği açık olmayan hükümler taabbüd şeklinde adlandırılır (konuya ilişkin diğer bazı değerlendirmeler için bk. İzzeddin b. Abdüsselâm, I, 18).
Ta‘lîli kabul eden usulcü ve fakihler ta‘lîle elverişlilik açısından ibadet ve muâmelât konuları arasında bir ayırım gözetmiş ve birincisinin ilke açısından ta‘lîle kapalı, ikincisinin açık olduğunu, aksi örneklere istisnaî şekilde rastlandığını belirtmiştir. Meselâ Gazzâlî ibadetlerde aslolanın taabbüd, muâmelât konularında aslolanın ta‘lîl olduğunu söylemiştir. Ancak Gazzâlî ve Şâtıbî gibi usulcülerin bu ifadelerinden hareketle onların ta‘lîl konusunda yukarıda anlatılanlardan farklı veya onları uzlaştırıcı yeni bir görüş ileri sürdüklerini düşünmek doğru değildir. Çünkü orada konu nasların ta‘lîl edilebilirliği düzeyinde ele alınırken Gazzâlî’nin ifadesi ta‘lîl edilebilirlik aşamasından sonraki bir düzeye ilişkindir. Nasların ta‘lîlini kabul eden usulcüler genellikle ibadet hükümlerinin ta‘lîle kapalı, muâmelât hükümlerinin ise açık olduğunu söyleseler de ibadet hükümlerinin belli oranda mâkul anlam içerebileceğini, muâmelât hükümlerinin de bir tür taabbüd anlamı içerdiğini belirtmişlerdir. Bu konuda İbn Rüşd’ün yaptığı “ibâdî mâna-maslahî/mâkul mâna” ayırımı dikkat çekicidir. İbn Rüşd duyularla algılanabilen işlere yönelik anlamı maslahî/mâkul, gözle görülür, elle tutulur mâkul bir mâna aranmaksızın sırf nefis tezkiyesine yönelik anlamı ibâdî şeklinde niteler. Ona göre mâkul maslahatların farz ibadetlerin sebepleri olması ve şer‘in bir ibadette her iki anlamı da dikkate alması mümkündür.
Meselâ abdestte niyeti şart koşanlar abdesti tıpkı namaz gibi sırf Allah’a yakınlık diye algılarken bazıları mâkul anlamlı (meselâ temizlik mânası taşıyan) bir ibadet olarak değerlendirir ve niyeti şart koşmadığı gibi su dışında temiz bir sıvı ile de abdest almayı câiz görür. Bu örnek, ta‘lîlin yerine göre bir işlemin saf ibadet olup olmadığını anlama hususunda da kullanıldığını göstermektedir.
Nasların ta‘lîli hususunda başlıca iki yaklaşım bulunmaktadır. Nasların ta‘lîl edilemez olduğunu savunan yaklaşıma göre naslar ve içerdiği hükümler sırf taabbüd diye nitelenir. Bu kullanımda taabbüd Allah’ın mükelleflerden hükümlerin gereğini anlam, amaç ve konuluş gerekçesi üzerinde düşünmeden yerine getirmelerini istemiş olması anlamındadır. Muhatap/kul boyutundan bakıldığında ise taabbüd, hangi anlam veya amaç için konulduğunu irdelemeden hükmün gereğinin yerine getirilmesi, bütün hükümlere sanki birer ibadetmiş gibi yaklaşılması demektir. Kıyası bir nasta yer alan hükmü o nasta sözü edilenler dışına taşımaya yarayan bir araç şeklinde görmeyen âlimlerin bu yaklaşımın savunucuları olduğu söylenebilir. Bunlar başta Şîa, genelde Zâhirîler ve bir kısım Mu‘tezile’dir. İkinci yaklaşıma göre ise nasların ta‘lîli mümkündür. Ta‘lîl kelimesi burada taabbüdün tam karşıtı olarak kullanılmakta ve nasların içerdiği hükümlerin akıl yoluyla kavranılabilir anlamlara dayanmasının mümkün olduğunu ifade etmektedir. İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğunun benimsediği bu yaklaşımın sahipleri kıyası meşrû bir yöntem diye kabul eder. Geniş bir yelpaze oluşturan bu grupta -illetin mahiyeti konusunda aralarında bazı farklılıklar bulunmakla birlikte- genellikle Sünnî âlimlerle Mu‘tezile’nin çoğunluğu yer alır.
Nasların ta‘lîlini mümkün görenler ta‘lîl edilebilirliğin aslî/ilkesel mi ârızî/istisnaî mi olduğu, ayrıca bunun sınırları ve şartları konusunda farklı görüşler ortaya koymuştur. Bu görüş ayrılıklarının belli ölçüde onların kıyas anlayışlarına ve kıyasla bir şekilde ilişkilendirilen istihsan ve ıstıslah tartışmalarına yansıdığı görülür. Nasların ta‘lîli hususunda özellikle Hanefî fıkıh usulü literatüründe başlıca dört görüş vardır. İlk defa Debûsî tarafından yapılan ve nasların ta‘lîli konusunda kendi zamanına kadarki yaklaşımları yansıtan bu gruplandırma fazla değişikliğe uğramadan sonraki birçok usulcü tarafından tekrar edilmiştir. Bu görüşler genel hatlarıyla şunlardır: 1. Aslolan nasların ta‘lîl edilmemesi, ancak ta‘lîl edilebilirliği yönünde bir delilin bulunması halinde ta‘lîl edilebilmesidir. Bu yaklaşımın temel gerekçesi şöyle ifade edilebilir: Hükmü gerektiren şey nassın illeti değil sîgasıdır. İllet nassın delâlet ettiği, gösterdiği bir şey de değildir. Ta‘lîl ile birlikte hüküm sîgadan illete intikal etmiş olur. Sîga ile illet arasındaki ilişki hakikatle mecaz arasındaki ilişki gibi olup bir delil bulunmadıkça hakikat bırakılıp mecaza gidilemediği gibi bir delil olmadıkça sîga bırakılıp illete gidilemez. Fakat nas hükmün illetini açıklamışsa bu durumda hükmü illetiyle değil sîgasıyla gerektirmektedir. Ta‘lîli tamamen reddetmeyip bir delilin bulunması şartına bağlayan bu yaklaşım kıyasa hiçbir şekilde kapı aralamayan sırf taabbüd yaklaşımından ayrılmaktadır.
2. Aslolan nasların elverişli bütün vasıflarla ta‘lîl edilebilmesidir. Naslar bir engel bulunmadıkça hükmün kendisine izâfe edilmesine elverişli her vasıfla ta‘lîl edilebilir. Hükmü gerektiren şey (mûcib) nastır, bununla birlikte onun hükmü gerektirmesi o hükmün sâiki olduğu anlamında değil sîgasıyla ortaya çıkarıcısı (muzhir) olduğu anlamındadır, hükmün sâiki ise illettir. Bir başka anlatımla nas asılda hükmü sîgasıyla, fer‘de illet sebebiyle gerektirir; ta‘lîl de hükmü fer‘de ispat etmektir.
. Bu yaklaşıma göre kıyasın -“Naslar arasında şunda olur şunda olmaz” gibi bir ayırım yapılmaksızın- şer‘î bir hüccet ve meşrû bir yöntem sayıldığı üzerinde icmâ edildiği dikkate alınınca bir engel bulunmadıkça nasların muallel olduğunu kabul etmek gerekir. Leknevî bunları iki uç görüş diye niteler (Fevâtiḥu’r-raḥamût, II, 293-294). Bunların ekol düzeyinde nisbeti mümkün olmayıp bazı usulcülerin bu görüşleri benimsediği söylenebilir. Meselâ birinci görüş genelde Zâhirîlik eğilimi taşıyan, fakat kıyası son derece dar bir çerçeveye indirmekle birlikte büsbütün inkâr etmeyen Kâşânî ve Nehrevânî gibi âlimlere nisbet edilebilir.
3. Ta‘lîlin yapılacağı vasfı diğer vasıflardan ayıran bir delil bulunması halinde aslolan nasların herhangi bir vasıfla ta‘lîl edilebilmesidir. İkinci yaklaşımda bir engel olmadıkça bütün vasıfların ta‘lîle elverişli sayıldığı baştan kabul edilirken bu yaklaşımda ta‘lîlin bütün vasıflarla değil bir vasıfla gerçekleşeceği ve bu vasfı diğerlerinden ayıran bir delile ihtiyaç bulunduğu öne sürülmektedir. Bunun gerekçesi bazı vasıfların geçişli, bazılarının geçişsiz olması, dolayısıyla her vasıfla ta‘lîlin mümkün görülmesi halinde geçişliliğin hem varlığı hem yokluğu gibi çelişkili bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Teftâzânî, sonraki Şâfiîler arasında ta‘lîlin değil taabbüdün asıl olduğu görüşü yaygınlık kazanmakla birlikte Şâfiî’ye bu görüşün nisbet edildiğini belirtir. Şâfiî usulcülerinden Şehâbeddin ez-Zencânî’nin ifadeleri bu tesbitin pek de isabetsiz sayılmadığını gösterir. Zira Zencânî Şâfiî’ye, “Aslolan taabbüddür” şeklinde bir görüş nisbet ettiği gibi arkasından, “Bu hükümlere taalluk eden maslahatlar ise aslen ve maksûden değil zımnen ve tebean hâsıldır” diyerek bu nisbetin nasların ta‘lîlinden ziyade Allah’ın fiillerinin muallel olmadığını belirtme amacı taşıyabileceğini, yani konuyu kelâmî boyutla usûlî boyutu harmanlayarak takdim ettiğini düşündürmektedir. Öte yandan Zencânî’nin ta‘lîlin mi yoksa taabbüdün mü ilke sayıldığı hakkında farklı bir değerlendirmesi vardır. Başta Şâfiî olmak üzere Sünnîler’in çoğunluğuna nisbet edilen, şer‘î anlam ve hükümlerin a‘yânın sıfatı olup olmadığına ilişkin bu değerlendirmeye göre tahâret, necâset, kölelik, mülkiyet, âzatlık ve hürriyet gibi bütün şer‘î anlamlar ve bir yerin temizliği, bir kimsenin hürlüğü veya köleliği gibi diğer şer‘î hükümler nisbet edildikleri şeylerin (a‘yân) sıfatları değildir; aksine bunlar muallel olmayıp Allah’ın tahakküm ve taabbüd şeklinde ortaya koyduğu hususlardır. Allah’ın kazâsını çevirecek ve hükmünü sorgulayacak kimse yoktur. O yaptığından sorumlu değildir, ancak kullar sorumludur. İnsanın eksik görüşleri ve kusurlu fikirleri bunların hakikatlerine, bunlara ilişkin maslahatlara vâkıf olma noktasına gelemez. Maslahat aslen ve maksuden değil zımnen ve tebean hâsıldır. Zira Allah’ın hükmünde maslahatın bulunması vâcip değildir (Taḫrîcü’l-fürûʿ, s. 38). Debûsî ve onun ardından Abdülazîz el-Buhârî üçüncü görüşün Şâfiî’ye doğrudan nisbetinde tereddüt etmiş, fakat onun bazı kabul ve çözümlerinden hareketle ve ihtiyatlı bir üslûp kullanarak bu görüşün kendisine nisbet edilebileceğini dile getirmiş, Sadrüşşerîa ve Teftâzânî bu nisbeti tasrih etmiştir. Hanefî usulcülerinden Alâeddin es-Semerkandî ise bu görüşü Şâfiî ile birlikte bazı Hanefîler’e izâfe etmiştir (Taḳvîmü’l-edille, s. 317; Mîzânü’l-uṣûl, II, 897; Keşfü’l-esrâr, III, 432). Şâfiî ekolünün kıyas anlayışı ve ilk dönemlerden itibaren maslahat eksenli düşünüşe kapı aralaması da ta‘lîl konusundaki yaklaşımıyla uyumlu görünmektedir. Gazzâlî’nin, hocası İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî’den esinlenerek (el-Burhân, II, 581-584) şeriattaki her hükmü ta‘lîl etmenin peşine düşmemek gerektiğine dikkat çektikten sonra hangi nassın ta‘lîle elverişli olduğunu anlama hususunda önerdiği şu esnek ve geniş kriter bu tesbiti teyit etmektedir: Muhîl, münasip, düzenli ve şer‘î bir aslın iptal etmediği bir anlamın söz konusu olduğu her hüküm mualleldir. Bu şekilde olmayan hususlarda ise -ibadetler ve mukadderât gibi- “kıyâs ma‘ne’l-asl” ve şartlarını taşıması halinde şebeh kıyası uygulanabilir.
Yine Şâfiî ekolünde, “Ta‘lîl edilmesi mümkün görülen her hükümde kıyas câridir” (el-Müstaṣfâ, II, 332) şeklindeki kabule uygun olarak kıyasın hadlere, kefâretlere, miktarları şer‘an tayin edilmiş konulara (mukadderât) ve ruhsatlara teşmil edilmesi de bu yaklaşımın bir yansımasıdır. Bu görüşün literatürde usulcülerin geneline nisbet edildiği noktasından hareketle Mâlikî ve Hanbelî usulcülerini de bu görüş altında düşünmek mümkündür (İbn Kudâme, II, 218).
4. Ta‘lîlin yapılacağı vasfı diğer vasıflardan ayıran bir delil yanında illeti tesbit edilecek nassın prensipte muallel olduğunu gösteren bir delilin bulunması şartıyla naslarda aslolan ta‘lîldir. Bu yaklaşımda üçüncü görüşten farklı olarak ta‘lîl ve temyiz işine girişmeden önce ayrıca illeti bulunup çıkarılmak istenen nassın muallel olduğuna dair bir delilin bulunması şart koşulmaktadır. Çünkü bu anlayışa göre naslarda aslolanın ta‘lîl olduğunun kabulü ilzam için değil sadece def‘ için uygundur; diğer bir ifadeyle bu kabul her nassın muallel sayılmasını gerektirmeyeceğinden illeti bulunacak nassın muallel olduğunun ayrıca ispatlanması gerekir. Bir nassın muallel olduğu açıkça nasla belirlenmesinden, nassın fehvasından, nassın hükmüyle istidlâl edilmesi yoluyla ve nassın muallel olduğu konusunda kıyası benimseyenlerin görüş birliği içinde bulunmasından anlaşılabilir (örnekleri için bk. Serahsî, II, 149). Birinci görüşün bazı Hanefî usulcülerine nisbet edildiğine rastlansa da (Merdâvî, VII, 3365) ikinci ve üçüncü görüşlere nazaran daha sıkı olan dördüncü görüşün Hanefîler’e nisbeti daha yaygındır. Debûsî, Pezdevî, Serahsî ve Sadrüşşerîa dördüncü görüşün Hanefîler’e ait olduğunu açıkça belirtmektedir (Taḳvîmü’l-edille, s. 317; et-Tavżîḥ, II, 64). Neticede Hanefî ekolünün ta‘lîl konusunda diğer Sünnî ekoller içerisinde daha sıkı, katı ve daraltıcı bir yaklaşıma sahip olduğu söylenebilir. Bu yaklaşımın açık bir şekilde yansıdığı konuların başında Hanefî ekolünde kıyasın geçerlilik şartlarının ve özellikle illeti belirleme işinin sıkı kurallara bağlanması gelmektedir. Tarihsel süreç içerisinde bilhassa geç dönemlerde Hanefî ekolüne mensup âlimler arasından kıyasın dar kalıplarının aşılmasına, maslahat eksenli çıkarıma, yeniden yapılanmaya ve mutlak ictihada vurgu yapan kimselerin çıkmayışı ve diğerlerine göre Hanefî ekolünün daha muhafazakâr söylemlere sahip oluşu, yine Hanefîler’in hadler, kefâretler, mukadderât konusunda kıyasın uygulanamayacağını kabul etmeleri ve asıldaki hükmün illetle değil doğrudan nassın kendisiyle sabit olduğunu ileri sürmeleri onların ta‘lîl konusundaki temel yaklaşımlarıyla yakından ilgilidir.
ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNİN ÜSTESİNDEN GELEBİLMEK İÇİN KÜLTÜREL İKTİDAR!
Efendim, konuya buradan girdik…
Biraz da “sosyolojik tahlil” kıvamında devam etmiş olalım:
İlk gençlik yıllarını Sol-Kemalist çevrede geçirmiş ve gazeteciliğe oralarda adım atmış bir vatan evlâdı olarak, “Ya arkadaş, böyle gaflet gaflet nereye kadar, toprak kokan insanlara destek verelim!” şuuruyla, “muhafazakâr kesime” geçiş yaptık.
Yapınca da, bu çevrelerdeki “sıcaklığın” yanı sıra, müthiş bir “özgüven eksikliğini” fark ettik.
“Muhafazakâr kesim”deki “habercilerin” çoğu, “soru sormaya” bile çekinir hallerdeydiler.
Kendi sahalarında esip gürlüyorlardı ama “Kendileri gibi düşünmeyenlerin” basın toplantılarına ve diğer etkinliklerine gittiklerinde, “istenmeyen misafir” pozisyonunu alıyor, bir köşeye siniyor, aralarında “küçük” gruplar oluşturuyor, adeta birbirlerine sığınıyorlardı.
Bazı etkinliklerde “net sorular” yöneltip, net tavırlar ortaya koyduğum ve fikrimi “lâfı eğip bükmeden ve nezâket çerçevesini de aşmadan” ifade ettiğim için “Sizin kesimde böyle gazeteciler pek olmaz!” yollu ifadelere maruz kalıyordum.
“Benim gibi olmaz da, nasıl olur?” diye sorduğumda da…
“Genellikle ürkek, çekingen olurlar, belli bir çevrenin dışına da pek çıkmazlar!” karşılığını alıyordum.
Bu kesimin çoğu akademisyeni de böyleydi, epeyce ürkek, epeyce çekingen…
Muhafazakârlar “Deplasmanda oynamayı!” hiç sevmiyorlardı.
Bu geniş kesimin genel tavrı, “Siyasi Alanda” kendilerine öncülük eden Rahmetli Necmettin Erbakan Hoca’nın, kendinden emin, rahat, ince esprili hâliyle pek de uyumlu değildi.
Uzun yıllar boyunca devam eden mücadeleler, “ticaret ve siyaset”in sunduğu imkânlar, bu eksikliğin bir ölçüde giderilmesini sağladı ama…
Bir ölçüde işte!..
Özgüvenini her vesileyle ortaya koyan Sayın Erdoğan’ın öncülüğünde gerçekleştirilen bunca “icraata” ve alınan bunca “mesafeye” rağmen, bu özgüven eksikliğinin “büyük ölçüde” devam ettiğini görüyorum.
Sayın Erdoğan, “söke söke almanın” önemine vurgu yapıyor ama genel eğilim böyle değil.
Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in işaret ettiği,
“ ‘Kim var!’ diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert ‘Ben varım!’ cevabını verici, her ferdi ‘Benim olmadığım yerde kimse yoktur!’ duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...” çizgisinin çok uzağında günümüz muhafazakârı
Uzun yıllar boyunca iktidarda olmasına ve “fiziki imkânların” büyük bölümüne hükmedebilmesine rağmen, “muhafazakâr çerçeve” hâlâ “meşruiyet arayışındaymış” gibi bir görüntü arz ediyor.
CHP zihniyeti en ağır, en savunulamaz fiillerin sahiplerine, gözünü budaktan sakınmadan sahip çıkarken, “muhafazakâr takımı”, kendilerine uzun yıllar boyunca katkı sağlamış, fedakârlıklarda bulunmuş mensuplarını bir kalemde çiziveriyor!
İçlerinden biri, maksadını aşan bir ifade kullandığında “CHP Zihniyeti”nin hedefi haline geliyor ve “muhafazakâr takımı” da, “Aman bu işin bize zararı dokunmasın!” anlayışıyla “linç operasyonlarına” destek veriyor.
CHP zihniyetinin taktiği açık;
“Teker teker hedef al, teker teker bitir ve her birini iyice yalnızlaştır!”
O zihniyet bunu yaparken “Bu zihniyet”, orantısız güç kullanımına katkı sağlıyor.
“CHP Zihniyeti’nin yere düşürdüğüne” bir tekme de bu taraf atıyor.
“Saptırmalara” bir ölçüde mâni olabilmek için hemen şunu ifade edeyim:
“Kendinizden olanın her yanlışına göz yumun!” gibi bir mesaj veriyor değilim.
Asla ve kat’a!..
Benim misallerim başka.
İsim isim, olay olay belirtmeye gerek yok, zira misal çok!..
“Muhafazakar Takımı”ndan biri, maksadını “biraz” aşan bir paylaşımda bulunsa, bir lâf etse, bir hareket yapsa…
CHP zihniyeti hemen linç operasyonuna başlıyor ve “muhafazakâr takımı”ndan geniş bir kesim de bu toplu eyleme katkıda bulunuyor!
Bu benim başıma da geldi.
Öylesine rezil iftiralara maruz kaldım ki…
Derdimi anlatana kadar, CHP Zihniyeti’nden işitmediğim lâf kalmadı.
Bu arada, “muhafazakâr takımı”ndan birileri de, anlayıp dinlemeden bana “sataşmaya” kalkıştı.
Neyse, dik durduk, yalanları “azıcık aklı olanın görebileceği” netlikte ortaya koyduk da, iki taraflı saldırılar epeyce kesildi.
CHP çevrelerinin başlattığı “İftiralarla Linç Operasyonu”na katkı veren “muhafazakârlar” dan bazıları beni arayıp, “Ya kardeş hakkını helâl et, anlamadan, dinlemeden gaza gelmişiz!” dedi.
Bazıları ise, “helâllik isteme” ihtiyacını bile hissetmedi!..
E, kardeş, bu hesaplar ne olacak?..
Bugün değilse, yarın, günün birinde, sanki sorulmayacak!..
Biz, uzun yıllar boyunca ne badireler atlatmışız Allah’ın izniyle.
Derdimiz kendi derdimiz değil, ne vakittir kendi derdimizi unutmuş haldeyiz.
Bizi endişelendiren, bu memleketin taşında, toprağında, dağında, ırmağında emeği bulunan insanların bir türlü “Kültürel İktidara” ulaşamamaları…
Meseleyi “Yeterince oy alabildiğimiz müddetçe varız!” noktasının ötesine taşıyamamaları…
“Her dem yeni doğarız!” özgüvenine kavuşamamaları!..
Daha fazla uzatmadan sonuca varalım:
“Bu muhafazakârlar” günün birinde “büyük bir seçimi kaybedecek olurlarsa, içlerinden bazılarını “kibir abideleri” haline getiren makamların, mevkilerin yanına bile yaklaşamazlar!
Gözlerinin üzerinde kirpik, kaş olması bile “kabahat” haline getirilir.
Düşünün;
İktidarda CHP olacak da, muhafazakâr takımından sanatçılara ekranlarını açacak, en güzel imkânlarını sunacak, kendi adamına gösterdiği ilginin milyon katını “elin adamı”na gösterecek!..
Nerdeee…
Bir şeyler yazdık işte anlayan anlar, duyan duyar…
Duymayan kulaklardaki pamuklarla dolaşmaya devam eder.
Zekât-ül ömr : Ömrün zekâtı, (mec.) Hayatta özel olarak ahiret için ayrılması gereken zaman süresi, Bediüzzaman Hazretlerinin Abdülhamid Hana hitaben söylediği söz. Yani geriye kalan ömrünü Ömer ibni Abdülaziz gibi yap ve yaşa! Tabiratlı, Terkibli, Ansiklopedik. Risale-i Nur'un Büyük Lügatı.sy.1385.
ORG.HİLMİ ÖZKÖK İLE İLGİLİ HABER7 SİTESİNDE ÇIKAN BİR HABERE YAPILAN YORUM.
ORG.HİLMİ ÖZKÖK İLE İLGİLİ HABER7 SİTESİNDE ÇIKAN BİR HABERE YAPILAN YORUM...
Okunma Say�s�: 411 YÜCE ATATÜRK'E AİT ESKİ TÜRÇE OLARAK KALEME ALDIĞI TÜRK İSLAM ALEMİNİ İLGİLENDİREN EY TÜRK GENÇLİĞİ HİTABESİNİN İÇERİĞİNDEKİ ŞİFRELİ GİZLİ BİLGİLER HAİZ MUCİZE VASİYETNAMESİ.
BELGE . 3..
Okunma Say�s�: 3156 YÜCE ATATÜRK'E AİT ESKİ TÜRÇE OLARAK KALEME ALDIĞI TÜRK İSLAM ALEMİNİ İLGİLENDİREN EY TÜRK GENÇLİĞİ HİTABESİNİN İÇERİĞİNDEKİ ŞİFRELİ GİZLİ BİLGİLER HAİZ MUCİZE VASİYETNAMESİ.
BELGE . 2..
Okunma Say�s�: 1095 YÜCE ATATÜRK'E AİT ESKİ TÜRÇE OLARAK KALEME ALDIĞI TÜRK İSLAM ALEMİNİ İLGİLENDİREN EY TÜRK GENÇLİĞİ HİTABESİNİN İÇERİĞİNDEKİ ŞİFRELİ GİZLİ BİLGİLER HAİZ MUCİZE VASİYETNAMESİ.
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
"İnsanlar helâk oldu; âlimler müstesna.Alimlerde helak oldu ; ilmiyle amel edenler müstesna.Amel edenler de helâk oldu; ihlas sahipleri müstesna.İhlas sahiblerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Risale-i Nur'da Geçen Âyet ve Hadis Meâlleri. sy.240.
Bir işte İlim, Amel, İhlas, Sünnete Uygunluk olmak lazımdır. Mahmud Esad Coşan Akra fm. Hadisler Deryası. İlim sahibi olmak sonra ilimle amel etmek,amelinde ihlaslı olmak, bu da yetmez Peygamberimiz'in s.a.v. sünnetine uyuyormu ona bakılır...
Rabbimiz! "Bismillahirrahmanirrahim, Ha mim, Tenzilü'l-Kitâbi'nin hakkı için ve onun hürmetine, günümüzde maddi-manevi sıkıntılarla boğuşan ve bir türlü huzur bulamayan insanlık ailesini ıslah eyle! Onlara en kısa zamanda hidayetler nasip eyle. Hem dünyada hem ahirette mutluluğa eriştirecek iz'an ve şuuru nasip et! Kenzü'l Arş Duası Esrarı, Hikmeti, Fazileti.sy.52.
Bozdağa göre vasiyet açıklanabilseydi Türkiye'de her şey değişebilirdi. İsmet Bozdağ Açıklıyor. Atatürk'ün Gizlenen Vasiyeti.sy.26. 1988.ocak .17.sayı.2.yıl.6.Nokta. Dergisi.
Namaz mektebine kaydolup günde kirk defa rükú eden başlar, huzurunda eğilmeye layık yegane varliğin Allah Azze ve Celle olduğunu öğrenirler. Peygamber-i Ekber dünya nın Cenáb-ı Hakk ın yanında bir sinek kanadı kadar kymetinin olmadığını öğrendikleri için dünyâ ve içindekiler onların gözünde her rükû ettiklerinde küçülerek adeta bir nokta hâline dönüşür. Artık onlar ebedi ve bakî olan ahiret âlemine nisbetle fani, geçici ve yok olmaya mahkum olan dünyánin metaîna iltifat etmeyi, nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmeyi ya da herhangi bir kulun veya otoritenin önünde baş eğmeyi namaz mektebinde öğrendiklerine ihânet sayarlar. Bugün namaz kîlmasına rağmen üç kuruşluk menfaati için zâlimin karsisinda elpençe divân duranlar, Allah ve Rasûl düşmanlarına boyun eğenler seni aldatmasın. Onlar her ne kadar namaz kılsa da kiyâmin, riükúnun ma'nāsını kavrayamamış nasibsizlerdir.Eğer birileri namaz klmasına rağmen hakk, hakikati gördügü hálde teslîim olup boyun eğmiyor, hâla haklı çıkmak için tartişmaya devam ediyorsa bil ki o kişi de rükûdan nasibdar alamamiş, hakkin karşisinda boyun bukmesini beceremeyen bir zavallidir. O hálde sakin sen herkesin secdeye da'vet edildiği kuyâmet gününde dünyâda secde etmeyenlerin buna güç yetiremeyeceği; horluktan gözleri öne dişmüş, zilletin kendilerini kuşattiği kimselerden olma! Bilesin ki, Halika yapacağın bir secde seni mahluka yapacağın bin secdeden kurtaracaktir. Unutma! şairin dediği gibi "Haram kazanılan aş, aştan sayulmaz. Hak için akmayan yaş, yaştan Saylmaz. Kisşi, başım var diye övünmesin! Secdeye varmayan baş, baştan sayılmaz." EN SEVGIYLE BAŞ BAŞA Selim Seyhan
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 314 1 Ne mutlu gece hacı olup, gündüz gazaya gidene. O öyle bir kimsedir ki, başı kalabalık, hali de perdeli, dünyadan aza kanaatkar, çoluk çocuğunun yanına gülerek girer, gülerek çıkar. Nefsim yed-i kudretinde olana yemin ederim ki, böyle adamlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki hacıların ve gazilerin ta kendisidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 314 2 Ne mutlu İsa (a.s.) indikten sonraki hayata. Göğe rahmet için, arza da yeşertmek için müsaade edilir. Taş üzerine tohum ekilse biter, insanlar arasında kin ve çekememezlik olmaz. Hatta bir adam bir aslana rastlasa aslan ona dokunmaz. Yılana bassa yılan onu sokmaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 314 3 Ne mutlu Allah (z.c.hz)'nin gölgesine önden koşanlara. Onlar, hakları verildiğinde kabul eder, başkalarının hakları kendisinden istenildiğinde bol bol verirler ve onlar öyle kimselerdir ki, kendileri için nasıl hüküm verirlerse, başkaları hakkında da öyle hüküm verirler. Hz. Âişe (r.anha) 314 4 Ağızlarınızı temiz ve hoş tutun. Zira onlar Kur'an yoludur. Hz. Vadîn (r.a.) 314 5 (Peygamberimizin marazı mevtinde kendisine Zatülcenb ilacı içirmek istemişler) Siz zannettiniz ki Allah Bana zatülcenbi musallat etti, öyle mi? Allah bunu yapmadı. Nefsim Yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah bu evde Bu ilacı kullanmadık kimse bırakmayacak, amcam Abbas müstesna. Hz. Âişe (r.anha) 314 6 Mü'minin sırtı korudur. (Taht-ı emniyettedir) Zimmetine hak geçirmedikçe. ( Şer'i ceza hariç) Hz. İsmet (r.a.) 314 7 Onlar için namaz aşikare oldu, onu kabul ettiler. Zekat gizli oldu, onu yediler. İşte bunlar münafıktır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 314 8 Hastayı yoklayan kimse, Cennet bahçesindedir ve onun yanına oturduğunda ise Allah'ın rahmeti kendisini sarar. Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) 314 9 Hastayı yoklayan adam, Allah (z.c.hz)'nin rahmetinde yüzerek gelir ve yanına oturduğunda rahmet onu kaplar. Elini hastanın eline veya başına koyup "Nasılsın" diye sorması ise, ziyaretin tamamlanmasındandır. Sizin selamlaşmanızın tamamlanması da aranızda musafaha ile olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 314 10 Allah Ali (r.a.)'a düşman olana düşman olur. (Veya olsun.) Hz. Rafi' (r.a.) 314 11 İlminden faydalanılan bir alim, bin abidden hayırlıdır. Hz. Ali (r.a.) 314 12 Acebdir şu mü'minin işi, herşeyi olduğu gibi hayırdır. Ve bu, mümine mahsustur. Sevinç verici halde şükreder, ona hayır olur. Zarara uğradığında sabreder, gene hayır olur. Hz. Suheyb (r.a.) 314 13 Hayran oldum. Allah (z.c.hz)'nin mü'min için takdirine. Kendine hayır isabet ettiğinde, Rabbına hamdeder ve şükreder. Şer isabet ettiğinde de Rabbına hamd eder. Mümine her şeyde ecir vardır. O derecede ki, ailesinin ağzına verdiği lokmada dahi kendisine ecir verilir. Hz. Saad İbni Ebi Vakkas (r.a.)
Fen külli kanunlardan ibârettir.( M.h.) 34:1 maka.9.muk. Esmâül Hüsna fenlerin ve Kemâlatın kaynağıdır.(S.) 238:20.Söz 2.makam, bir nükte. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi. İsmail Mutlu. sy.209.
Mensuh ile amel caiz değil.(Mn.) 117. Vasiyetnâme sunnettir.( E.L.) 1:132. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi. İsmail Mutlu. sy.212,213.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 245 1 Hz. Musa (a.s) ehli için koyun gütmekte iken Peygamber oldu. Bende ehlim için Ciyad'da koyun güderken Peygamber oldum. Hz. Ebû Said (r.a.) 245 2 Ben ve kıyamet- şehadet parmağı ile orta parmağını işaret ederek- şöyle iki parmak gibi yakın iken gönderildim. Hz. . Enes (r.a.) 245 3 Ben kıyametin önü sıra kılıçla baas olundum. Taki şeriki olmayan Allah'ın yalnız kendisine ibadet edile. Rızkım, mızrağımın gölgesinde takdir kılınmıştır. Emrime muhalefet edene zillet ve aşağılık takdir edilmiştir. Kim ki, bir kavme benzemeye gayret ederse, o onlardandır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 245 4 Ben davetçi ve tebliğci olarak gönderildim. Hidayeti verme meselesinde rolüm yok. (Hidayet Allah'tandır.) İblis de süsleyici, bezeyici olarak halk edildi. Aldanmakta dalalette payı yok. Hz. Ömer (r.a.) 245 5 Ben câmi' sözlerle baas olundum. Ve düşmanların gönlüne korku verilmekle yardım gördüm. Ben uykuda iken arzın hazinelerinin anahtarları getirilip önüme kondu. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 245 6 Sekizbin Peygamberin akabinde baas olundum. Onların dört bini beni İsraildendir. Hz. Enes (r.a.) 245 7 Ben iyi ahlakı tamamlamak için baas olundum. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 245 8 Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Hz. Enes (r.a.) 245 9 Allah (z.c.hz) leri Beni, geceleyin yürüttüğünde (Mirac)da Ye'cüc ve Me'cüc'e baas etti. Ben de onları Allah'ın dinine ve ibadetine davet ettim. Bana icabetten yüz çevirdiler. Bunlar, Ademin evladından isyan edenler ve iblisin taifesi Cehennemdedirler. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 245 10 Müminin ağlaması yürekten, münafığın ağlaması kafadandır. Hz. Huzeyfe (r.a.) 245 11 Bulutlu günde ikindi namazını erken kılın. Zira ikindi namazını bırakanın ameli mahvolur. Hz. Büreyde (r.a.) 245 12 (Akrâ, Peygamberimiz (s.a.v)'e "hac her sene mi veya bir hac mı? diye sordu) Bir keredir. Fazlasını yapmak nafiledir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 245 13 Benden bir ayet (veya hadis) olsun tebliğ edin. Beni İsrailden de söyleyin. Yalnız Bana, bilerek yalan isnad eden kimse Cehennemde yerini hazırlasın. Hz. İbni Amr (r.anhüma)
Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 232 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
16 Ocak 2021 08:03 Blogger yuksel dedi ki... Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 232 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
16 Ocak 2021 08:09 Sil Blogger yuksel dedi ki... Cümle işler hâlık'ındır, kul eli ile işlenir, Sanma, O'ndan izinsiz bir çöp deprenir. Mahmud Esad Coşan Hadisler Deryası. Akra fm.
17 Ocak 2021 05:40 Sil Blogger yuksel dedi ki... Yalanın hepsi kaydolur. Müslümanın başından bir musibet defeden veya iyilik getiren yalan müstesna. Ravi: Hz. Sevban (r.a.) Sayfa: 229 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
18 Ocak 2021 21:52 Sil Blogger yuksel dedi ki... Mubtıl, Bâtılı Hak Nazarıyla Alır"
"İnsandaki fıtratı mükerrem olduğundan, kasten hakkı arıyor. Bazan gelir eline, bâtılı hak zanneder; koynunda saklıyor."
yuksel19 Ocak 2021 03:35 Allah, insan fıtratını hakkı ve doğruyu aramak için elverişli yaratıp, ona göre cihazlar ile donatmıştır. İşte, insan fıtratının mükerrem olması bu manayadır.
İnsan, fıtratının gereği olarak bütün dikkat ve gücüyle hakkı ve doğruyu ararken, bazen batıl önüne çıkar. Zira bu alemde hayır ile şer, hak ile batıl, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin beraber bulunuyor. Hatta bazen yan yana, iç içe bulunabiliyor. İnsan da dikkatini hakka odakladığı için, batıl dikkatten kaçıp, insanın fikir ve gönül alemine sızabiliyor. Artık fikir ve gönül alemine girdiği için, onu hak zannedip, sıkı sıkıya sarılıyor. Şayet fikir ve gönül aleminden çıkarıp tarafsız ve objektif baksa, onun hak değil, batıl olduğunu görecek.
Ramazan hilaline dikkat kesilmiş ihtiyar bir zat, saçından eğilmiş hilale benzeyen beyaz kılı hilal zannedip, "Hilali gördüm!.." diye yemin etmiş. Halbuki gördüğü; saçından eğilmiş hilali andıran bir beyaz kıl. Demek insan bazen tebei bir bakışla koca ayı (hilali) saç teli ile karıştırabiliyor. İnsan da hakka odaklanmışken, bazen batıl dikkatten kaçıp, hak suretinde gönül dünyasına sızabiliyor.
İnsan bu gibi batılları ayıklamak için gönül ve fikir dünyasını İslam mizanına, şeriat mihengine vurmalıdır. Zira yanılmaz ve yanıltmaz yegane hak mizanı şeriattır.
(1) bk. Sözler, Lemeât.
Selam ve dua ile... Sorularla Risale
YANITLAYIN
yuksel19 Ocak 2021 03:54 Mübtil batılı hak nazarıyla alır.(S.) 645.Lemaat. Bir Hazinenin Anahtarı Fihrist Ve İndeksi.sy.238,239,240. Mübtil: İptal eden. Hükümsüz eden. Battal edici.Faydasız hale getiren. Hakkı bâtıl gören. Yeni Lügat. Abdullah Yeğin. İslami, ilmi, Edebi, Felsefi. sy.468.
Mübtil batılı hak nazarıyla alır.(S.) 645.Lemaat. Bir Hazinenin Anahtarı Fihrist Ve İndeksi.sy.238,239,240. Mübtil: İptal eden. Hükümsüz eden. Battal edici.Faydasız hale getiren. Hakkı bâtıl gören. Yeni Lügat. Abdullah Yeğin. İslami, ilmi, Edebi, Felsefi. sy.468.
YANITLAYIN
yuksel19 Ocak 2021 07:50 8803-Muhammed b. el-Hanefiyye der ki: "Hz. Hüseyin'le birlikte hepsi de Fatma'nın karnında hareket eden (soyundan olan) on yedi kişi öldürüldü." Taberâni 8804- Ebû Kubeyl der ki: Hz. Hüseyin öldürüldüğünde başını kestiler ve ilk konakla- ma yerinde oturup içki içip, baştan dolayı birbìrlerini kutlamak istediler. Ancak o esnada bahçenin birinden demirden bir kalem çıktı ve kanla şu satırlan yazdı: "Hüseyin'i öldüren bir ümmet Hesap gününde dedesinin şefaatini mi bekler ? " Bu yazıyı görünce korkudan başı bırakıp kaçtılar. Sonra geri döndüler. Taberàni
Cem'ul -Fevaid min Cami'il usul ve Mecma'iz zevaid 2. cild 532.syf
YANITLAYIN
yuksel23 Ocak 2021 00:05 ZER': Ekin. Hasad edilmeyen ziraat için "gars" yani dikmek tabiri kullanılır. ZERARİ (t.zürriyet) : (Cihadda) zevceler ve çocuklar.Nesil. ZERİ:...... Şefaatçi. ZERİ'A: Vesile, araç. Sedd-i zeri'a : Harama götüren yolların kapatılması. .... ZER-İ MAHBUB: İkinci Mustafa tarafından ilk defa tuğralı olarak bastırılan altın paraya ( daha çok mısır'da ) verilmiş olan ad. Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü. Prof.Dr.Mehmet Erdoğan. sy.619.
Dininizi iyi oğrenin, yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz . Hz. Ömer (Radıyallahu anh)
İlim küçük adamı kibirlendirir, vasat adamı șaşırttır büyük adamı ise alçakgönüllü yapar . Molla Cami (Kuddise sirruhu)
Zikirsiz yapılan tefekkür , yazın yağan kara benzer. Mahmud Efendi hazretleri (Kuddise sirruhu)
Para akrep gibidir. Panzehirin yoksa onu eline alma, çünkü seni sokar ve öldürür. Paranın panzehiri ise; helal yoldan kazanıp meşru yere sarfetmektir." Yahya bin Muaz
Allah-u Teala'dan istemek üzere dilin çözüldüğü an bil ki , Rabbin sana ihsanda bulunmak istiyor . Ibn Atâullah el- İskenderi
Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dkövmek değil kilimin tozunu almaktır . Allah-u Teala sana sıkıntı vermekle toz ve kirini alır. Niye kederlenirsin? Mevlânà Celaledin-i Rûmi (Kuddise sirruhu)
Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır . Necip Fazıl Kısakürek
(1) Mal ve servetiyle böbürlenip kutsal degerlere Sirt çeviren adam misal verilip mü'minlerin dikkati çekildikten sonra mal ve oğulların Dünya hayatnin devamına yönelik birer oyalayici süs oldugu belirtiliyor . süsler Allah'in hoşnutlugu dogrultusunda Ahiret azigini haziırlamada Kullanildiğı ölçüde güzeldir, yararlıdır. Çünkü Allah yaninda kuldan yana değer taşiyan amel yine ancak iyi-yararli olanidir .
(2) Kiyâmetin kopuşundan bir safha açiklaniyor; mevcut sistem duzenin bozulacağı, yerküre müthişs sarsilip dümduz hale gelecegi ve sonra yeni kurulacak düzende yerini alip insanlarin dirililerek kaldırılacaklari haber veriliyor. Ayrica hiçbir insanin toprak altinda kalmıyacagi, yaratilan bütün ruhların yeniden var kilinan bedenlerine mutlaka girecekleri zerinde durularak bize geniş bilgi veriliyor.
(3) İnsanlar ilk defa nasil çıplak, yalınayak, başaçık Dünya'ya gözlen aciyorsa Kiyâmet günü ayni sekilde kabirlerinden kaldırilacaklar kimselerin üzerinde dünyaliıktan bir nesne bulunmayacalk, herkes önden gonderdiği amelleriyle karşi karşiya getirilecek. unku insanlar, Ahiret için yaratilmişlardır: Dünya hayati orasi için bir hazirlik devresidir.
(4) Ahiret'e inanmayan suçlu günahkârlar, sapık inkâreilar, isledikleri her seyin amel defterinde yazili bulunduğunu görünce, akibetin ne olacağını anlayacaklar ve ilâhi adalet önünde tir tir titreyecekler. Herkes mutlaka amelinin karşiliğini görecektir; çünkü Allah hiçbirine haksızlık etmez, O, zulmu kendine haram kilmiştir.
(5) Iblis'in telbisine kapilip hayat dizginini onun eline vererek nefs batakliğinda bir ömür tüketenlere sesleniliyor: Ateșten yaratilan Iblis'in fitrati geregi Ademoğluna düşmanliği kesin iken, asil dost ve yardımci olan Allah'i birakip onun peşine takilmak şaşilacak bir tutum ve anlayiştir ! İlgili áyetle bu hayret belirtilerek insan akli harekete geçirilmek is- teniyor. Sonra da dostu birakip duşmanin peşine takilmanin zulüm olduğuna dikkatler çekiliyor . (6) Gerek Iblis, gerekse putlar ve benzeri bâtil tanrilarin hiçbiri Allah'a ne ortak sayila billr, ne de yardimC1. Allah mutlak üstündür, mutlak ganiydir. Mulküde ortağı ,tasarrufunda yardimcisi yoktur.
(7) Allah'i birakip putlara ve benzeri şeylere tapanlarla taptikları şeyler arasinda aşilmasi mümkun olmayan ateşten bir dere konulacak, böylece her insan Allah'tan başka kurtaricinin bulunmadığıni, hele put- larin hiçbir yararı olmayacağıni çok iyi anlayacaklar. Pişmanlik son kertesine varacak, ama neden sonra... Tefsirli Kur'an-ı Kerim Meali Celal Yıldırım syf 603
Covid-19'dan tek dünya devletine Geçenlerde sevgili kardeşim Ekin Gün, Yeni Birlik’teki köşesinde 2019 yılından bu yana çekilen film ve dizilerin çoğunun neden “sınıfsal çatışma” temalı olduğunu sorguluyordu.
Bu filmlerde ve dizilerde hakikaten ilginç bir ayrıntı söz konusu. The Platform ve Parazit adlı filmleri yine bu köşede işlemiştik.
Örneğin Platform filminde Urritia, içinde yaşadığımız dünyanın adaletsiz, eşit olmayan, acımasız sınıf farklılıklarını, aç gözlülüğü ve insanoğlunun hırslarını keskin ve net bir biçimde gözlerimizin içine soka soka anlatıyor ve bizleri içten içe bir isyana teşvik ediyordu.
Oscar ödüllü Parazit filminde de fakirliğin kokusunu üzerinden atamayan Kim ve en altta böcek gibi yaşayan fakir adamın intikam duygusu gibi ayrıntılar dikkate değerdi.
Keza Joker filminde de benzer bir tema işleniyordu.
La Casa de Papel’de ise Ekin’in de dikkat çektiği gibi İspanya Kraliyet Darphanesi’yle, Merkez Bankası soygunlarını gerçekleştiren hırsızlar “devrimci” olarak kabul gördü ve “soygunculara” bir nevi sempati duyulmaya başlandı.
İşin ilginç tarafı, güçlü ve adaletsiz sisteme karşı itirazı olanlar mücadele etme yöntemlerine bakılmaksızın bize haklı olarak sempatik bir biçimde takdim edildi ve benzer hayatlara maruz kalmış insanların duygularını harekete geçirdi.
Tam da küreselcilerin arzu ettiği gibi!
Kendi ürettikleri bozuk sistemi kötüleyerek insanları isyana teşvik etmek ancak bir kurgunun eseridir.
Şimdi anlıyoruz ki insanlar bir yönüyle dizi ve filmler üzerinden de psikolojik olarak pandemi sürecine hazırlanmışlar.
Yakın bir zamanda bilim adamları yaptıkları yeni bir araştırmada coronavirüs pandemisine neden olan Covid-19 virüsünün doğada hiçbir atası bulunmadığını ispatladılar. Yani bu virüsün laboratuvarda üretildiğini söylüyorlar bize.
Eğer bir virüs laboratuvarda üretilmişse bunun mutlaka bir hedefi olmalı değil mi? Dolayısıyla algısı, kurgusu, panzehiri, hedeflediği yeni toplumsal düzeni, her şeyi önceden bir paket olarak hazırda bekletiliyordu.
Ulus devletlerin sağlık politikaları elbette kamu yararına(!) yasakçı bir çizgide ilerlerken toplumların bu yasaklara antidemokratik yollardan karşı koyması yani isyan etmesi de planlanmış olabilir.
Rumlara ait Konstantiniyye (Roma) tesbihle ve tekbirle müslümanlarca feth edilmedikçe kıyamet kopmaz (Yetmiş bin Şamlı bunu yapacak) Ravi: . Hz Abr İbni Avf r.a Sayfa: 478 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YANITLA
yuksel8 Haziran 2021 09:22 Hasan bin Ali r.a. şöyle der. Ben dedem Resulullahtan şöyle ezberledim. Şüpheli olanı bırak, şüphe vermeyene bak! Zira doğruluk huzur, yalan ise şüphe kaynağıdır. ( Tirmizi,kıyamet 60/2518. Bkz. Buhari , 3.) Edebi yol haritası İslâm. Dr. Murat Kaya. Altınoluk. sy.427.
uksel dedi ki...Sünnet, ruh, akıl,kalp ve sosyal hastalıkların devasıdır.(L.) 60:11.Lem'a 8.nükte. Sünnet-i seyyie, istibdatın seyyiatıdır. (Mn.) 95. Bir Hazinenin Anahtarı Risale i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.599.
Oralardaki yüz milyonlarca insanın gözyaşı, ahı, kanı, emeği, doğal kaynağı üzerinden Batı da kurulan bir refah düzeni var. Daha Adil Bir Dünya Mümkün Recep Tayyip Erdoğan sy. 92.
YANITLASİL
yuksel7 Eylül 2021 05:54 Biz asla garibin, mazlumun, mağdurun, yoksulun, ezilmişin sırtından bir refah düzeni kurmayız, kuramayiz. Buna bizim ne inancımız ne kültürümüz ne de tarihimiz izin verir. Daha Adil Bir Dünya Mümkün Recep Tayyip Erdoğan sy. 92.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 245 / No: 8 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 00:38 Allah (z.c.hz) leri Beni, geceleyin yürüttüğünde (Mirac)da Ye'cüc ve Me'cüc'e baas etti. Ben de onları Allah'ın dinine ve ibadetine davet ettim. Bana icabetten yüz çevirdiler. Bunlar, Ademin evladından isyan edenler ve iblisin taifesi Cehennemdedirler. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 245 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
yuksel11 Eylül 2021 09:59 Doğruluk olmıyan bir yerde ne rahat, ne sükun, ne saadet, ne terakki, ne teali hiç bir şey yoktur. Yeni Hutbelerim A. Hamdi Akseki sy. 90.
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 10:10 Efradi yalancı olan bir millet arasında buhtanlar, iftiralar, düşmanlıklar, sikak ve nifaklar yüz gösterir ve bu yüzden o millet çok feci akibetlere maruz kalır. Yeni Hutbelerim A. Hamdi Akseki sy. 90.
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 10:16 Böyle bir millette ne muntazam bir içtimai hayat teessus edebilir,ne de sahih bir medeniyet olabilir.! Yeni Hutbelerim A. Hamdi Akseki sy. 90,91.
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 10:22 Bir aile efradinda doğruluk ve olmazsa onların arasında bir ülfet, muhabbet, emniyet ve itimat olamaz! Yeni Hutbelerim A. Hamdi Akseki sy. 90.
Hz. Peygamber s. a.v. "Şüphesiz ki Allah her yüzyılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir"buyurmaktadir. Islam Alimleri, İslama hizmet edecek olan bu muceddidlerin manaviyat alanında ve ilim sahasında olduğu kadar, siyaset alaninda da olabileceğini ifade etmektedirler. Bilinmeyen Osmanlı sy. 137.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN VASİYETİ AÇIKLAMA VAKTİ GELMİŞTİR. 23 Eylül 2021 04:44 yuksel dedi ki... Hafız şöyle demiştir. BİR PADİŞAHIN ADALETLE HÜKMETTİĞİ BİR SAATLİK ÖMÜR, YÜZYILLIK İBADET VE ZÜHDLE GEÇEN HAYATINDAN DAHA KIYMETLİDİR. RUHU L BEYAN KUR AN MEALİ VE TEFSİRİ CİLT. 21. SY. 256. 23 Eylül 2021 04:51 yuksel dedi ki... .... EY KULLARIM SİZİN YAPTIKLARINIZ AMELLERİNİZİ BEN KAYDEDİP SAKLIYORUM. ONLARIN KARŞILIĞINI SİZE VERECEĞİM.KİM İYİLİK BULURSA, HAYIRLA KARŞILAŞIRSA ALLAH C.C. A HAMDETSİN, BUNDAN BAŞKA BİR ŞEY BULURSA KENDİNDEN BAŞKASINI AYIPLAMASIN. RUHU L BEYAN KUR AN MEALİ VE TEFSİRİ CİLT.21. SY. 251. MÜSLİM , BİRR 2577.
23 Eylül 2021 05:01 yuksel dedi ki... CENNETİN ANAHTARI HİDAYET ÜZERE OLMAKTIR. MAHMUD ESAD COŞAN GÜNÜN SOHBETİ AKRA FM.
23 Eylül 2021 05:04 yuksel dedi ki... TEFEKKÜR İMANIN ANAHTARIDIR. ERKAM RADYO OSMAN NURİ TOPBAŞ
23 Eylül 2021 05:06
YANITLASİL
yuksel23 Eylül 2021 23:20 Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz. Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.) Sayfa: 19 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel23 Eylül 2021 23:27 Anne baba nin vasiyetini yerine getirmemekle eziyet etmeyiniz.Osman Nuri Topbas not. Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyeti yerine getirilmelidir.
YANITLASİL
yuksel24 Eylül 2021 21:37 Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın. Ravi: Hz. Enes (r.a.) Sayfa: 388 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel24 Eylül 2021 23:50 Yalanın hepsi kaydolur. Müslümanın başından bir musibet defeden veya iyilik getiren yalan müstesna. Ravi: Hz. Sevban (r.a.) Sayfa: 229 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel25 Eylül 2021 00:59 Bu olayda, açıklamasında bir fayda veya gizli kalmasında bir fesad ve mahzur olması halinde casuslarin sırlarını ve bozguncularin ayıplarını ortaya çıkarmanın caiz olduğuna işaret bulunmaktadır. 60.el-Mumtehine Suresi Ayet:1. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt. 21.sy.234.
YANITLASİL
yuksel25 Eylül 2021 01:19 Ayrıca İslami açıdan sakıncalı bir şey işleyip ortaya çıktığında, kendisini bu mahzuru işlemeye mecbur eden geçerli bir özür söyleyen kimsenin özrünü kabul edileceğine, özrün büyük saygı değer insanlar katında makbul bulunduguna da işaret vardır. 60.el-Mumtehine Suresi. Ayet:1. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt. 21.sy. 234.
YANITLASİL
yuksel25 Eylül 2021 02:19 Allah c. c. sevgisinin belirtisi ise, Allah c. c. düşmanlarına buğz etmek ve onlara kizmaktir. 60.el-Mumtehine Suresi Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt. 21.sy.237.
Allah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak. Kul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek. Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu? Kul, senin rahmetinle oldu diyecek. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri cilt 20.sy.607. Hadid Suresi 21.ayet.
Ey insanlar! Kimin yanında (ganimet malından veya diğer haklardan) ne varsa, vakti geçti, "rezil olurum" demesin. Getirsin versin. Haberiniz olsun ki, dünya rezilliği ahiret rezilliğinden ehvendir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 183 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
16. İman edenlerin Allah’ı anma ve hak olarak inen (Kur’an’)a karşı kalplerinin ürpermesi/saygıyla yumuşaması zamanı gelmedi mi?[2] (Mü’minler,) sakın bundan önce kendilerine kitap verilip de (onunla alakayı keserek) üzerlerinden uzun zaman geçmiş, kalpleri artık katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onlardan çoğu (Allah’ın emrinden çıkmış) fâsık (olmuş)lardır.
(Âyet-i kerîmede yüce Allah, mü’minlere, kitaplarından uzaklaşan yahudiler ve hıristiyanlar gibi olmamalarını emir buyuruyor. Çünkü mü’minlerin Kur’an’la imanlarının kuvvetlenmesi, kalplerinin sükûn, hayatlarının huzur içinde olması gerekirken (8/2; 13/28), bunun aksine Kur’an’dan, onun kültüründen, mânevî gıdasından ve hükümlerinden uzaklaşan kalp imanca zayıflar, katılaşır ve duygusuzlaşır. Böyle bir kalbe sahip olan insan Allah’a karşı sorumluluğunu unutur, maddeci ve menfaatperest olur. Menfaatini başkalarının zararlarına, hatta yok olmaları üzerine kurmakta kalbi huzursuz olmaz.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 203 1 Hased imanı bozar. Sabr (müshil ilacı)nın balı bozduğu gibi. Hz. Ebû Hakim (r.a.) 203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.) 203 3 Benden sonra hak, nerede olsa, Ömer İbni Hattab'ladır. Hz. Fadl İbni Abbas (r.a.) 203 4 Hikmet on cüzdür. Dokuzu halktan kendini çekmekte, biri susmaktadır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 203 5 Halim olan adam, dünya ve ahirette seyyiddir. Hz. Enes (r.a.) 203 6 Nimete hamd etmek, o nimetin gitmesine karşı emandır. Hz. Ömer (r.a.) 203 7 Hamd olsun O Allaha, ümmetimden öyle kimseler yarattı ki, onlarla birlikte (zikrederek) sabretmeyi isterdim. (Şu mealdeki ayetin nüzulu üzerine bu hadisi şerif varid olmuştur. "Nefsimi, akşam ve sabah, sırf Onun rızasını murad ederek Rablerine dua edenlerle sabırlı kıl.") Hz. Selman (r.a.) 203 8 O Allah'a hamd olsun ki yedirir yedirilmez ve bize ihsanda bulunur, bize hidayet eder. Ve bizi doyurur, içirir ve bizi tatlı belalarla imtihan eder. Arası kesilmeyen nimetlerinin karşılığı ödenemiyecek olan, kendisine karşı nankörlük yapılamayacak olan ve kendisine muhtaç olmamaya imkan bulunmayan Allah'a hamd ederim. O Allah'a hamd olsun ki, bize yiyeceklerden yedirdi, içeceklerden içirdi. Çıplaklıktan giydirdi. Ve dalaletten hidayete erdirdi. Ve körlükten görür hale getirdi. Mahlukatının çoğuna da bizi üstün kıldı. Hamd, Alemlerin Rabbı olan Allah'a muhsustur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 203 9 O Allaha Hamd ederim ki, Resulullahın gönderdiği adama, onun istediği şekilde hareket nasib etti. Ve tevfik ihsan etti. Hz. Muaz (r.a.) 203 10 Fatiha yedi ayettir. Birincisi Besmeledir. Fatiha Sebül mesanidir. (tekrar edilen yedi ayettir) Kur'anı azimdir. Ümmül Kur'andır. Ve Fatihatül Kitaptır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 203 11 Ey Allahın düşmanı, seni zelil eden Allah'a hamd olsun. Bu ümmetin, bu firavunu idi. (Bedirde Ebu Cehilin başı getirildiğinde) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 203 12 Ümmetim içinde seni bu şekilde yaratan Allaha hamd ederim. (Hz. Salim (r.a) için) Hz. Âişe (r. anha) 203 13 O Allah'a Hamd olsun ki, avretimi örtebileceğim bir elbise ile beni giydirdi. Ve hayatımda onunla beni güzelleştirdi. Beni Hak ile gönderene yemin ederim ki, hiçbir müslüman kul yoktur ki, Allah (z.c.hz) leri onu yeni bir elbise ile giydirdi de o da eskisini fakir bir müslümana verdi ise, o kimse diri veya ölü de olsa o elbisenin bir ipliği kalıncaya kadar Allah'ın hıfzında ve emanında olmasın. Hz. Ömer (r.a.) 203 14 Hamd olsun Rabbıma ki Beni senin gibi leîm kılmadı. (Ebu Cehili kasdederek) Hz. Ali (r.a.) 203 15 Humma günahları döker. Ağacın yapraklarının dökülmesi gibi. Hz. Abdullahil Kasrinin babasından 203 16 Humma, Cehennem ateşinin şiddetindendir. Onu su ile serinleşirin. (Bir rivayette zemzemle) Hz. Ömer (r.a.) 203 17 Humma, Cehennem körüklerinden bir körüktür. Ve mü'minin Cehennemden payıdır. Hz. Ebû Reyhâne (r.a.)
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 00:05 Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur. 1-Başa gelen belaya sabır. 2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek. 3-Genişlik zamanında çok dua etmek. Akra Fm günün sohbeti Mahmud Es'ad Coşan
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 00:17 Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 423 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 02:07 Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur. 1-Başa gelen belaya sabır. 2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek. 3-Genişlik zamanında çok dua etmek. Akra Fm günün sohbeti Mahmud Es'ad Coşan
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 00:16 Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 423 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 02:06 Miras bölünürken Yetimlere ve yoksullarada vermek Nisa, 8:1575 Hadislerle Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri İbn Kesîr cilt 16.sy.184.
Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.
Vasiyetimdir. 24.3.1974. Bir çok suikastler geçirdim.Şu anda vucudumda arıza var. Hafızamı kaybettim.Askerden sonra rahatsızlandım. Adımın Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi olmasını isterdim. Kitablarımı ziyan olmayacak bir kütübhaneye veilmesini istiyorum. Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum. Yüksel Çelik.
Kılıçla birlikte veba yoktur, cekirgeyle birlikte de kurtuluş yoktur. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt. 14.sy. 182. Hadis-i Şerif
Ecdat, Ayasofya'nin bugünkü akibetini görmüş ve yanı başına SultanAhmed gibi bir muhteşem eseri inşa etmiştir" dedi. Bediuzzaman'ın Sır Katibi Mehmed Feyzi Efendi. sy. 337.
Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri Ismail Hakkı Bursevi cilt. 12.sy.9.
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.) Ravi: Hz. Âişe (r.a.) Sayfa: 321 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.
YANITLASİL
yuksel15 Şubat 2022 04:31 "Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Bakara Suresi Tefsiri Cilt.5 sy. 58. Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.
YANITLASİL
yuksel15 Şubat 2022 04:31 "Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Bakara Suresi Tefsiri Cilt.5 sy. 58. Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
YANITLASİL
yuksel15 Şubat 2022 04:39 Allah c. c. Tevfikini refik eylesin.
Bu nedenle evvelce taat işlemek kendisine kolay gelen bir kul, sakıncalı şeylerden birini irtikab ettiği zaman artık ibadet yapmak ona zor gelmeye baslar. Hatta iki rekat namaz kilmakla çok ağır meşakkatlere katlanma arasında muhayyer bırakılsa, o zorluklara tahammül etmeyi İbadete tercih eder. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi cilt 14.sy.337.
Azınlıklara Lozan sulhu icabınca bahşedilen her nev' din ve vicdan hürriyetinin Türk ve Müslüman camiasından esirgendiginden mi bahsediyor? Bu hal imansizligin ve imansizlik metodunun takib edildiğinin bir delili ve bariz bir alameti değil midir? Isari Tefsîr ve Cifir ilmi Işığında Sirr-i İnnâ A'tayna Rumuzat-i Semaniye Mâidet-ül-Kur'an sy. 101.
Sosyal bilimciler eğitimi bir kültür aktarma ve yenileme süreci olarak görmektedir. Eğitime Giriş Editörler. Hasan Basri Memduhoglu Kürşad Yılmaz sy. 70.
YANITLASİL
yuksel18 Mart 2022 05:15 Çünkü insanların düşünce şekilleri, inançları, değerleri ve olaylara bakış açıları, içine doğdukları kültürle sekillenmektedir. (Karataş ve Oral, 2016) Eğitime Giriş Editörler Hasan Basri Memduhoglu Kürşad Yılmaz sy 71.
Genelkurmay Başkanlığı, geçen ay vefat eden araştırmacı Aytunç Altındal tarafından 1981 yılında ortaya atılan “Atatürk, hilafeti vasiyet etti. Evren ve Menderes 400 sayfalık vasiyeti okudu” iddiasını 32 yıl sonra yalanladı. Genelkurmay, “Atatürk'ün el yazısıyla kaleme aldığı vasiyeti ölümünden hemen sonra açıldı.12 Ara 2013
Lozan'da dinin öldürülmesi kararı alındı. Siyaseti dinsizliğe alet ettiler. Siyaseti dinsizliğe alet yapanlar, kabahatlerini örtmek için başkasını irtca ile ve dini siyasete alet yapmakla itham ederler. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.168,169.
YANITLASİL
yuksel23 Mart 2022 22:40 Cennet ehli Cennete girdiklerinde, Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurur: "İstediğiniz bir şey var mı ki size onu ziyade edeyim?" Bunun üzerine şöyle derler: "Ey Rabbimiz bize verdiğinin üstünde başka şey var mı?" Buyurur ki: "Rızam en büyüktür." Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 44 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
Nesebin belirlenmesi, miras taksimi ve hayatın devamı için gerekli olan diğer konularda sağlıklı bir düzenin oluşturulması zinanın önlenmesi ve kadın-erkek ilişkilerinin meşrû evlilik düzenine dayandırılmasına bağlıdır.
Allah (z.c.hz.) tarafından hükümete isyan ve akraba ile alakayı kesmek gibi, cezası hem dünyada peşin olarak verilen, hem de ahirette ukubete layık bir iş yoktur. Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.) Sayfa: 381 / No: 10 Ramuz El-Ehadis
1. Allahım!... Şu vakitte ve şu anda noksansız salavatını (bütün rahmetini), tertemiz selamlarını, en mükemmel ve en yüce daimi hoşnutluğunu bu alemdeki en üstün kuluna ulaştır.Sen O’nu (s.a.v), Adem’in (a.s) çocukları arasından seçip kendi irade ettiğin hükümlerin gölgesi kıldın.Yarattıklarının ihtiyaçlarına O’nu (s.a.v) bir kıble ve bir makam eyledin.O’nu (s.a.v) kendine bir delil kıldın.Razı olduğun şekilde O’nu (s.a.v) ortaya çıkardın.Tecellilerine layık hale getirdin. O’nu (s.a.v) yerde ve göklerde emir ve yasaklarının uygulama mahalli kıldın.Kendin ile var olan her şey arasına O’nu (s.a.v) vasıta eyledin.Şu aciz kulunun selamını O’na (s.a.v) ulaştır.Şu anda selamların en şereflisi ve en temizi O’nun (s.a.v) üzerine olsun.
2. Ey Allahım!... Beni O’na (s.a.v) hatırlat ki, senin katında benden söz etsin.Çünkü bunun bana hem dünyada hem ahirette faydalı olduğunu en iyi bilen sensin.Hatta bu fayda, O’nun (s.a.v) seni tanıdığı ve senin yüce katında kıymetinin bulunduğu ölçüde olsun.Benim bilgim ve anlayışım hesaba katılmasın.Ey rabbim!... Şüphesiz sen, her türlü üstünlüğe layık, dilediğin her şeye güç yetirensin.
3. Ey Allahım!... O en mükemmel insanın gönlünde bana da yer ver.Bana onu sevdir.Efendimiz Muhammed’e , onun ali ve ashabına varlıklarının zerreleri sayısınca, Allah Teala’nın sonsuz ilmi miktarınca salat eyle.
4. Ey Allahım!...Bu salavatları devamlı olarak okuyabilmeme yardım eyle.Amin
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular. Hayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır. Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan Akra Fm. Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01 Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57 tesvil ne demek? (C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular. Hayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır. Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan Akra Fm. Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01 Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57 tesvil ne demek? (C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:48 Hak söz kadar efdal sadaka yoktur. Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 383 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:49 Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz. Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.) Sayfa: 383 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:50 Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin." Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.) Sayfa: 383 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel30 Mart 2022 00:18 Aldanmamak, aldatmamak, ciddiyet. Hak yolda yürüyenlerin vasıfları. Dost. T. V. Katre.
Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder: Muallimim diyen olmak gerektir imanlı, Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı... Gönül dergahindan Hakikat İncileri sy. 141. Osman Nuri Topbaş
YANITLASİL
yuksel31 Mart 2022 01:46 Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak. "Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek. Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak. "Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek. Gönül dergahindan Hakikat İncileri Osman Nuri Topbaş. sy. 141.
Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder: Muallimim diyen olmak gerektir imanlı, Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı... Gönül dergahindan Hakikat İncileri sy. 141. Osman Nuri Topbaş
YANITLASİL
yuksel31 Mart 2022 01:46 Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak. "Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek. Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak. "Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek. Gönül dergahindan Hakikat İncileri Osman Nuri Topbaş. sy. 141.
Kadın resmine şehvetle bakmak ruhun yüce hissiyatını öldürür.(S.) 668: Lemaat. Bir Hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi. sy.570.
YANITLASİL
yuksel7 Nisan 2022 00:08 Allah bir kula hayır murad ettiğinde, onun kalbinin kilidini açar. Ve onun kalbinde yakın ve sıdk hasıl eder. Onun kalbini, içine girenleri koruyan, bir mahfaza kılar ve o kimsenin kalbini selim, lisanını sadık, ahlakını müstakim, kulağını işitici ve gözünü de görücü kılar. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 27 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Nisan 2022 00:16 Allah'ın muhabbetini, insanların muhabbetine tercih eden kimseye, Allah halkın meşakkati hususunda kafi gelir. Ravi: Hz. Âişe (r.anha) Sayfa: 395 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
"Paşa Hazretleri!... Sen henüz bu Devleti Aliyeyi bilmemissin! Bu Devlet isterse donanmanin demirlerini gümüşten, yelkenlerini atlastan, iplerini de ipekten yapabilir!.. Lozan zafer mi Hezimet mi cilt 2.sy.48.
O hikmetin tebeddülü ile illet değişmez.Illet değişmezse hüküm değişmez. Risale-i Nur'un Tariflerine göre Istılahlar ve Anahtar Kelimeler. Heyet. sy.396.
Ümmetim için korktuklarım arasında en çok korktuğum şey, saptırıcı önderlerdir. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 20 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 04:56 Ömrün Ramazan ölümün Bayram olsun.
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 04:59 Bir kimseyi iyi diyebilmek için -Onunla ticaret yapmak, -Seyahat yapmak, ve....
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 05:08 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Esirgeyen, bağışlayan Allah c. c. in adı ile başlarım.
Bakara Suresi. 42.Bile,bile hakkı batıla karıştırıp gizlemeyin. (Tevrat’ta son Peygamber'e ait bir şey bulmadık demeyin.) Kur'ân-ı Kerîm ve Meal-i Celilesi. sy. 2. sy.8.
Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz. Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.) Sayfa: 19 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Nisan 2022 04:13 Enaniyeti okşayarak nefsine büyük pay biçmek de şirk-i hafiye yol açar. Bu nevi şirk-i hafi katılaştığı zaman esbab şirkine inkılab eder. Bu da devam ederse küfre tahavvül eder.Bu dahi devam ederse, tatile, yani hâlıksızlığa incirar eder.El-iyazü billah. Risale-i Nur Tariflerine Ğöre Istılahlar ve Anahtar Kelimeler. sy.391. Heyet.
Bir kimse bi'dat sahibinden buğz ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at sahibine sert muamele ederse, Allah Teala onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at sahibini hakir ve zelil görürse, Allah onu Cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at sahibine selam verir veya ona beşaretle mülaki olursa ve onu sevindirici şeyle karşılarsa, Muhammed (s.a.s.)'e indirileni istihfaf etmiş olur. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 406 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
Bir kimse bi'dat sahibinden buğz ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at sahibine sert muamele ederse, Allah Teala onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at sahibini hakir ve zelil görürse, Allah onu Cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at sahibine selam verir veya ona beşaretle mülaki olursa ve onu sevindirici şeyle karşılarsa, Muhammed (s.a.s.)'e indirileni istihfaf etmiş olur. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 406 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel17 Nisan 2022 01:55 Medenileri galebe çalmak ikna iledir. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 434.
Telgrafın Türkiye'de kurulmasını istemeyen biri tarafından koparıldığı anlaşılıyordu. demektedir. Muteakiben Sultan'ın kendileri ve Samuel Morse'u çeşitli hediyeler ve "ihtira beratı" ile taltiflerini naklettikten sonra : Sultan'ın ilgisine rağmen İstanbul ile Edirne arasında telgraf hattı kurulması işi tahakkuk etmedi. Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. Cilt:2.sy.101.
...Diğer bir rivayette ise "Muaviye kat'iyyen mağlub olmaz" buyurulduğu rivayet edilmiştir. Hazreti Ali r.a. bunu duyunca : "Eğer bu hadis-i Şerif'i bilseydim Hazreti Muaviye ile harbetmezdim!." demiştir. Lozan Zafer mi Hezimet mi? Cilt 2.sy.126. Kadir Mısıroğlu.
Gerçekten Türk murahhas hey'eti ile Ankara arasındaki istihbarat Köstence üzerinden yapılıyordu. Burası ise tamamen İngiliz kontrolü altındaydı. Kendi sırlarını düşmana kaptırdığı.... Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. Cilt.2.sy.177.
YANITLASİL
yuksel21 Nisan 2022 03:57 Gerçekten Londra'daki casus mektebini bitirdikten sonra şarkıyat tahsil etmiş ve tam bir müsteşrik hüviyetini intisab etmişti. Sir Persi Koks (Cocks) Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. cilt. 2.sy.188.
Gerçekten Türk murahhas hey'eti ile Ankara arasındaki istihbarat Köstence üzerinden yapılıyordu. Burası ise tamamen İngiliz kontrolü altındaydı. Kendi sırlarını düşmana kaptırdığı.... Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. Cilt.2.sy.177.
YANITLASİL
yuksel21 Nisan 2022 03:57 Gerçekten Londra'daki casus mektebini bitirdikten sonra şarkıyat tahsil etmiş ve tam bir müsteşrik hüviyetini intisab etmişti. Sir Persi Koks (Cocks) Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. cilt. 2.sy.188.
Gerçekten Türk murahhas hey'eti ile Ankara arasındaki istihbarat Köstence üzerinden yapılıyordu. Burası ise tamamen İngiliz kontrolü altındaydı. Kendi sırlarını düşmana kaptırdığı.... Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. Cilt.2.sy.177.
YANITLASİL
yuksel21 Nisan 2022 03:57 Gerçekten Londra'daki casus mektebini bitirdikten sonra şarkıyat tahsil etmiş ve tam bir müsteşrik hüviyetini intisab etmişti. Sir Persi Koks (Cocks) Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. cilt. 2.sy.188.
Yüzde on petrol hissesi de bugüne kadar alınamadığına göre, meşhur atasözü ile ifade etmek lazım gelirse, dağ bir fare doğurmuş oldu, hem de ölü olarak... Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu cilt 2.sy.223.
Yüzde on petrol hissesi de bugüne kadar alınamadığına göre, meşhur atasözü ile ifade etmek lazım gelirse, dağ bir fare doğurmuş oldu, hem de ölü olarak... Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu cilt 2.sy.223.
Zulmün topu var, gullesi var kal'asi varsa, "Hakkın bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır, Göz yumma güneşten, nuru ne kadar kararsa, Sönmez ebedi her gecenin sabahı vardır!.." Tevfik Fikret Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu cilt 2.sy.243.
".....Kaldı ki ; bugün ancak üç beş kişinin bildiği bazı çok esrarlı sebeplerden ötürü bizzat Atatürk'de... Hikayesi uzun ve bir hayli çapraşık işlerdir bunlar... ( N.Nazif Tepedenlenliğlu- Tayfur Sökmen isyanı , Yeni İstanbul Gazetesi , 7.Kasım 1966.). Lozan Zafer mi Hezimet mi? Kadir Mısıroğlu. Cilt.2.sy.421.
Def'i mazarrat, tahsili menfaatten mukaddem (zararı savusturmak fayda kazanmaktan önce) olduğu için, birincisi ikincisine takdim edilmistir. Yani bu ayeti kerimede merhametten önce magfiret istenmistir. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt 14.sy. 419.
YANITLASİL
yuksel24 Nisan 2022 05:35 "(Sana:)" Halim ol! denilince, de ki:"Hilmin de yeri var!" Bir delikanlınin gerekmediği yerde sakin davranması cehalettir! " Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt 14.sy. 403.
YANITLASİL
yuksel24 Nisan 2022 05:44 "Ölüm bile, düşmanların sevinmesinden aşağıdır!" denilmiştir. Rasulullah (s. a. v.) şöyle buyurmuştur : Kardeşinin başına gelen (musibet) e sevinç gosterme, sonra Allah c. c. ona acır da sana bela verir!" Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt 14.sy. 381.
YANITLASİL
yuksel24 Nisan 2022 05:53 Sehl ibn-i Abdillah (k.s.) demistir ki :"Dünyada kulu Allah c. c. dan çeviren ve ona itaatten alıkoyan her şey onun buzağısıdır, o da onun kulu ve tapıcisidir." Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt 14.sy. 368.
YANITLASİL
yuksel24 Nisan 2022 06:03 Şeyh Ebû'l Abbas (k.s.) şöyle demiştir : "Bu zamanın dervislerinden her kim zalimlerin mallarını yer ve sema' i tercih ederse onda Yahudi dürtüsü vardır, Çünkü Allah-u Teala onlar hakkında " Yalanı çokça dinleyenler ve Haramı çokça yiyenler.. "(Maide suresi 42.) buyurmustur. Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu) cilt 14.sy. 366.
Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir. Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.) Sayfa: 8 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2022 01:17 Allah Resulu buyurmustur ki. Kazaya rıza, Allah-u Teala'nin rızasına ulaştıran en büyük kapısıdır! Ruhu'l Furkan Tefsiri Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi sy. 443.cilt.14.
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2022 01:20 Kafirin Cehennemde ebedi kalması adalettir. Bir Hazinenin Anahtari Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi İsmail Mutlu sy. 412.
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır. Albert Einstein. Türk ve Dünya Edebiyatından Konularına göre sınıflandırilmis Özlü sözler Hasan Ozperhiz sy. 111.
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır. Albert Einstein. Türk ve Dünya Edebiyatından Konularına göre sınıflandırilmis Özlü sözler Hasan Ozperhiz sy. 111.
Türkiye'de bugüne kadar ki zıtlaşma iki bağdaşık güç arasındaki, aile içindeki zıtlaşmaktan ibarettir. Ama gerçekte bütün dünyada olan zıtlaşma vardır ki ikinci dünya savaşının galipleri ile mağlupları arasındaki zıtlaşmadır. Sorulunca Söylenen İsmet Özel. sy.250.
Türkiye'de bugüne kadar ki zıtlaşma iki bağdaşık güç arasındaki, aile içindeki zıtlaşmaktan ibarettir. Ama gerçekte bütün dünyada olan zıtlaşma vardır ki ikinci dünya savaşının galipleri ile mağlupları arasındaki zıtlaşmadır. Sorulunca Söylenen İsmet Özel. sy.250.
570 :Evvelce de işaret olunduğu üzere ictihad, ifta vazifeleri, pek mühimdir, pek müşkildir. Bu; pek büyük, bir ilm, bir ihtisas işidir. Yoksa kitabullahın, ve ahadisi nebeviyyenin mübarek mânâlarını öyle sathî bir surette anlıyabilen, öyle hâfızalarında mahdut bir kaç hadisi şe- rif bulunan kimselerin bir müctehide tâbi olmayıp da edillei şer'iyyeden hüküm çıkarmaya, kalkışmaları, kendi namlarina fetva vermeleri aslâ caiz olamaz. Hattâ vaktile arabcaya hakkile vâkıf, hâfızları yüz binlerce ahadisi şerife ile müzeyyen olan birçok muhterem âlimler, muhaddisler bile ictihad dâvâsına kalkışmamış, fetva vermekten çekinmiş, bu ciheti fukahaya bırakmak insafını göstermişlerdir. Hukuki İslamiye ve Istilahati Fikhiyye KAMUSU Ömer Nasuhi Bilmen cilt. 1.sy.250
Allah Resulu Peygamber efendimiz buyurmuştur: "Miraç 'ta üçüncü kat gökte yetmiş bin melek gördüm. Bunlar, Hazret-i Ömer' i sevenler için, Cenab-ı Hak 'tan af taleb ediyorlardı". Biz de, Hazret-i Ömer' i seviyoruz ya Rab, o meleklerin istiğfarindan, bizi de mahrum etme Allah 'im. İslam' ın Adil ve cesur reisi Halife Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh) cilt. 2. Abdurrahman Şeref Laç sy. 384.
Bu konuyu daha ileri derecede düşünecek olursak devletlerinde sırları vardır.İleride yapacakları eylemleri ve hizmetleri yeri ve zamanı gelmeden açığa vurmamalıdır.Sır saklamayan milletler ve devletler düşmanın tuzağınaher an düşmeye hazırdırlar. Bu sebeple casusluk müessesi oluşmuştur. Gizli ajanlar vardır. Bunlar kendi ülkeleri adına bilgi toplamaya çalışırlar. Hazret-i Ömer Yüz veciz Söz. sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:40 Özellikle askeri bilgilere önem verirler.Zira, her ülke için güvenlikleri önemlidir.En yakın komşularından bile emin olmak için büyük bir çaba içerisinde bulunurlar.Konuya Hz. Ali (k.v.) 'nin bir vecizesiyle son verelim:" Düşmanın en zararlısı hilesini gizleyendir." Hiç şüphe yok ki, düşman hilesini gizlerken Müslüman'ın sırrını açığa vurması, düşmana davetiye çıkarmaktır. Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:45 Bu vecizeye benzer bir sözü de Hz. Ebubekir söylemiştir." Sırrını açığa vurma, sonra işlerin karışır. 177.Aşir efendi, 11a. Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
Anne ve babasına iyilik eden kimse, kötü bir şekilde ölmez. Said b. Museyyeb (rahmetullahi aleyh) Zirvelerden Gönüllere Türkçe Çevirileriyle Arapça hikmetli Sozler. sy. 13.
YANITLASİL
yuksel7 Mayıs 2022 13:19 Kur'an - i Kerîm'de Sadeceler Sistemi Vardır ve şöyledir : -Sadece Allah c. c. a ibadet -Sadece Allah c. c. a teslimiyet -Sadece Allah c. c. tan istemek --Sadece Allah c. c. tan korkmak. .... Kuldan isteme! Verirse minnet, vermezse zillet! Allah c. c. tan iste! Verirse nimet, vermezse hikmet! Hz. Yusuf Kıssasi 111 Ayet. 111 Mesaj. İbrahim Oruç. Muaarib sy. 502.
Çok şey bilmek insanı kurtarmaz. Şeytan da alimdi. İlmi vardı ama ihlası yoktu.
YanıtlaSilSelmanı Farisi (ra)
Maddi ve ruhi alanların farklı norm ve değerlerinin birbiriyle çatışmalarının beşeri ilişkilerde meydana getirdiği bu çarpıklıkların oluşturduğu birikim, bireyde ruhi bozukluklara, toplumlarda da çeşitli patlamalara neden olmaktadır.
YanıtlaSilAltinoluk dergisi nisan 1994
Sair Hakim
YanıtlaSilHer türlü düsmanlığın dostluğa dönjüşmesi umulur,
Ama seni kıskandığı için düşman olanın ki müstesna.
İbn-i Abbas şöyle anlatmistır. İnsanlar birinci nefhada öldükleri zaman, Arş'ın altından kırk sene diğer bir rivayette ise kırk gün- üzerlerine su yağdırılır ki bu suya hayat suyu denir. Böylece onlar kabirlerinde suyla biten ekin gibi biterler. Nihayet cesetleri tamamlaninca içerlerine ruh üflenir. Sonra üzerlerine bir uyku salınır da kabirlerinde uykuya dalarlar.
Sur'a ikinci defa üfürüldüğünde yaşamaya başlarlar, uyuyanın uykusundan uyanırken hissettiği gibi olarda başlarında ve gözlerinde uyku hissi bulurlar. İste o zaman :
Ey bizim helakimiz! Neredesin?Gel! Şimdi tam senin zamanın Bizi uyuduğumuz yerden kim diriltti derler.?
Ruhul Furkan 13. Cilt sy:721
1774 Kücük Kaynarca ile Başlayan Mağlubiyetler Cağimiz, 1974 Kibris'ın fethi ile bitmistir. Kader tersine dönmüştür. "Fetihler Caği" Yeniden Başlamıştr. Buna Kimse Mani Olamaz Allah Bu ümmeti yeniden ayağa kaldırıyor Alem-i islam liderliği için Türkiye'yi Hazrlıyor. Üstad Kadir Misiroğlu
YanıtlaSil1:190 Bediüzzaman Mustafa Kemal'de bir deha gördü. (T.H.) 195. Bediuzzaman Mustafa Kemal'in dehasını Islâmiyet aleyhine çevimemeye büyük gayret gösterdi. (T.H) 195
YanıtlaSilBir hazinenin anahtari Risale-i Nur Kulliyati
Fihrist ve indeksi sy 99
Vahyin Gelişi 193 ve bunların uzunlarına uzun Mufassallar, orta uzunlukta olanlarına orta Mufassallar, daha az Hakikat ehline göre; Kur'ân-1 Kerîm bütün hakikatleri kendisinde topla- yan ledün ilminin de icmali ve özetidir.411 Hz. Ömer'in "ilimle dolu dağarcık!" diyerek takdir ettiği,12 Ashab-1 Kiramdan Abdullah b. Mes'ud: "ilim isteyen, Kur'ân't incelesin! Çünkü, öncekilerin de sonrakilerin de ilmi onun içindedir!" demiştir.1 Abdullah b. Mes'ud'un da "Kur'ân'ın ne güzel tercümanidır!" diyerek takdir ettiği ve Hz. Ömer tarafindan da müşkil meselelerde çağırılıp görüşü alınan415 Abdullah b. Abbas da: âyetli olanlarına kısa Mufassallar denir.10 ve ilminin çokluğundan dolayı Bahr (deniz) diye anılan414 "Eğer bana ait deve dizbağları yitecek olsa, muhakkak orada, Yüce Allah'ın Kitabinda bulurum!" demiştir.
YanıtlaSilHz. Muhammed ve islamiyet sy: 193
Levvahatün lilbeşere aleyhâ tis'ate aşere! anları yakıp kavurur. Uzerinde on dokuz melek var.» (Müddessir sû- resi, âyet: 29-30) âyetiyle bildirmiştir. Bu ayet nâzil olduğu zaman Muhammed (S.A.V.) ümmeti için mahzun olmuş, onların halâsını rica etmiştir. O zaman kendisine Hak Subhânehu ve Teâlâ: Senin ümmetine on dokuz harfli bir kelime ihsan eyledim ki onu ümmetin devamlı surette okuduklarında ve ona uyduklarında kendilerini o on dokuz Cehennem hazinedarının elinden ve zebânile- rinin azabından kurtarırım. O kelime: Bismillâhirrahmanirrahim'dir. Hak Tealâ cümlemizi Hüdâ Habibi ve Kıyamet Günü Şefaatçisi Hazret-i Ebû Kasım Muhammed Mustafa sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem hürmetine Cehennem'den azad eylesin. Åmin.
YanıtlaSilKaradavud şerhi sy:305
Tegut: Tugyan eden, insanlan dogru yoldan saptıran, Alah'in sinırlarını aşan, Islam düşmanı. (Tagut; seytan, insan, kurum, yada dvlt olabilir.) TAGUT: (2/15,256 4/51,60,76 5/68 6/110 7/186 10/11 16/36 17/60 18/80 23/75 39/17) TIGYAN: (haddi/sinını aşmak): (bkz: Sinur/Sirın aşmak/-aşmamak/Sinın aşmayınız') Firavun'a git muhakkak ki o haddi aşmıştır. (20/24) Semud (kavmi)'ne gelince onlar tagiye (azgin bir kasırga) ile helak edildiler. (69/5) Rubb'lerinin emrinden tugyan ettiler (Rabb'lerinin buyrugu dışına çıktılar) ve dediler ki.. (7/77) Su(lar) tugyan ettigi (kabardıgı) vakit biz sizi, akıp giden (gemi)de taşıdık. (69/11) Insan muhakkak tuğyan eder (azar), kendini zengin gördügü için. (96/6-8) ONLAR TAGUT ILE HUKMETMEK ISTERLER, HALBUKI ONA KUFRETMEKLE (ONU RED- DETMEKLE) EMROLUNMUŞLARDIR. (4/60) TAGUTTAN KAÇINMAK. TAŞUTU INKAR ETMEK. TAŞUTU INKAR EDENE (REDDEDENE) MÚJDE VAR: Andolsun, biz her ûmmete: "Allah'a kulluk edin ve taguttan kaçının" (diye teblig etmesi için) bir peygamber gönderdik... (16/36) Taguta kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yonelenler ise; onlar için bir müjde vardır, Oyleyse benden korkup-sakının. (39/17)
YanıtlaSilTercüme-i Ezeliye: Ezeli tercüme; Allah c.c.ın kelâmı olan ve bütün varlıkların mânâ, mâhiyet ve vazifelerini açıklayan mevcudâtın tercümesi hükmündeki Kur'ân-ı Kerim.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Lügat.sy.1345.
Tercümân-ı kelâm-ı Ezeli: Allah c.c.ın ezeli kelâmının tercümanı; Hz.Muhammed (a.s.m.)
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Lügat.sy.1345.
Bilgi toplumu kavramı: Doksanlı yıllardan sonra başta ekonomik, politik, sosyal ve kültürel olmak üzere pek çok alanda, olağan üstü hızlı yapısal değişiklikler olmaktadır.Birinci ve ikinci sanayi devriminden sonra da toplumların üretim eğitim, sağlık, iletişim, ulaşım ve yönetim alt yapılarında hızlı değişimler olmuştur....
YanıtlaSilYönetim Bilgi Sistemi.sy.120,121.
...Ancak bu değişimler, yaklaşık 200 yıl içinde gerçekleşmiştir. Oysa son beş-on yılda olup bitenler, 200 yılda olup bitenlerden daha çok ve daha ileri düzeydedir.Bu son değişimler, 2000'li yıl insanlarının kültürünü, mutluluğunu, politik yaşamını, iletişim ve ulaşım biçimini, üretim biçimini, verimliliğini, felsefe ve olaylara bakış açısını, temelinden etkilemiştir.
YanıtlaSilYönetim Bilgi Sistemi.sy.121.
Türk milleti ihtiyarıyla CHP'yi iktidara getirmeyecek.(E.L.) 2:25.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.139.
Hasta olsam ilâcım, çorbam, sütüm o kitap, mataramda suyum, gökte paraşütüm o kitap.
YanıtlaSilNecip Fazıl Kısakürek.
Kendi Kendine Hızlı okuma.sy.108.
Hasta olsam ilâcım, çorbam, sütüm o kitap, mataramda suyum, gökte paraşütüm o kitap.
YanıtlaSilNecip Fazıl Kısakürek.
Kendi Kendine Hızlı okuma.sy.108.
Hasta olsam ilâcım, çorbam, sütüm o kitap, mataramda suyum, gökte paraşütüm o kitap.
YanıtlaSilNecip Fazıl Kısakürek.
Kendi Kendine Hızlı okuma.sy.108.
İslami ilimleri oğrenirken latince ( yani arabça harflerden başkasini kullanmak) bid'at'tir.
YanıtlaSilKur'an yazisi mucadelesi
1400 yil boyunca gelişip guzelleşen Arab alfabesi İslam milletlerinin en onemli kultur vasitas olmuştur.
İlam dinine sonradan giren ve sunnete zit uygulamalara bid'at diyoruz.İşte Bediuzzaman Hz.lerinin nazarinda yeni harfler, Kur'an harflerinin yerini alip onlari unutturduğu için İslâmi açidan bid'at hukmunu taşimaktadir.Bu kanaatini, Risale-i Nur'un bir vazifeside bid'ate (yeni harflere) karşi Kur'an yazisi ve hatflerini muhafaza etmektir.
Teferik-ul asâ:Bir atasozudur....
YanıtlaSilYani, bir (şey) olmakla beraber ,muhtelif fayda cihetleri bulunan şeyler için mecazen bu tabir kullanilir.
Osmanlica -Turkçe Ansiklopedik Buyuk Lugat.sy.965.
Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan çıkar.( Hakikat şimşeği, fikirlerin çarpışmasından doğar.)
YanıtlaSilİslam Tarihi.sy.23.
-"Her bâtın ki zâhire uymuyorsa o bâtılın ta kendisidir.
YanıtlaSilSöyleyen: İmam Ebu Said el-Harraz(R.A.)
İslam Tasavvufu ve İmam Şa'rani /Taha Abdulbaki: S.70-75.
İslam'da Aile Eğitimi.cilt.2.sy.294.
İşte bunu anladığın zaman : Yetmiş sene yaşamış bir kâfir niye cehennemde ebedi kalıyor? diye sormazsın, sorana da cevab verebilirsin. Zira imansız ölen bir kişinin niyeti, ebediyyen yaşasa dahi kâfir ve münafık vasfı üzere devam etmektir.
YanıtlaSilKırk Hadis-i Şerif.sy.143.
Zaten o hal üzere ölmesi, ebediyyen yaşasa imân etmeyeceğinin bir ifadesidir.Birkaç sene yaşayan müminin cennette sonsuz kalması da ebediyyen yaşasa imân ve ibâdet üzere dâim olacağı niyetine sâhip olması sebebiyledir.
YanıtlaSilKırk Hadis-i Şerif. sy.143.
"Farzetki sen bütün dünyaya sahib oldun,
YanıtlaSilBütün kullar da sana ait oldu da ne oldu?
Yarın varacağın yer bir kabir içi değil midir?
Ki, toprağı önce şu sonra da bu serpecektir!
Ruhu'l Furkan Tefsiri.cilt.13.sy.737.
Çoğunuz paraya tapıyorsunuz,Musa a.s.nın kalblerine buzağı sevgisi işlenen kavmi gibi olmuşsunuz.ZAMANE BUZAĞISI PARADIR.
YanıtlaSilEl-Fethu'r Rabbani.Abdülkadir Geylâni.sy.373.
Oturulan yerler oturanlarının iç âlemini yansıtır (yâni aslan yatağından belli olur).Demek ki, kalbinin içi arı-duru olanın görünen fiilleri de temiz olur. Ama bunun aksine olanın hâli zıttına olur.
YanıtlaSilRuhu'l Furkan Tefsiri cilt.13.sy.739.
Samimi ve ihlaslı kimsenin ikişey sever.Birincisi.yanlızlığı ikincisi... sever.
YanıtlaSilAkra fm.hikmetli sözler
İlim islâm'ın hayatıdır,canıdır.
YanıtlaSilProf.Dr.Mahmud Esad Coşan
Akra fm.
Din medeniyet için ruşvet verilmiş.(E.L.)2:99.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur kulliyati Fihrist ve İndeksi.sy.165.
...Allah c.c. ulaşmanin temeli inanmaktır,Bütün hayırları temeli inanmaktır.Nübüvvetin temeli ihlas ve samimiyettir.Risaletin temeli nübüvvettir.Risaletde veliliğin, bedelliğin gayblığın ve kutupluğun temelidir.
YanıtlaSilEl-Fethu'r-Rabbani
Abdülkadir Geylani.sy.379.
Bedi'üz Zaman Said Nursi (öl.1380/1960)
YanıtlaSil1293 (1876) yılında Bitlis yakınlarındaki Nurşin'de doğmuş olan Said Nursi,
Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri ibn Kesir.cilt.16.sy.272.
Mescidlerin tesis edilebileliden beri Yaptıkları başlıca işleri sıralayalım:
YanıtlaSil1.Hak imânını telkin etmek.
2.Tahâret-i kâmileyi sağlamak.
3.Cemâatle ibadet etmek.
4.ilim öğretmek.
5.Ahlâki terbiye vermek.
6.Cemaatleşmek.
7.Adâb-ı muaşeretöğretmek.
8.Hutbe makarrı olmak.
9.Mahkeme vazifesi görmek.
10.Fetva Mahalli olmak.
11.San'at Eseri olmak.
12.Cihâda hazırlanmak.
İkinci İstişare.sy.52.
Semendun: Hz. Süleyman a.s.ın emrinde olan yaratık.Semendun.
YanıtlaSilFazilet-nâme.2.
Derviş Muhammed Yemini.sy.530.
TEÂLALLAH :Allah c.c. yükseltsin!
YanıtlaSilTEALİ :Yükselme,Yüceltme,çok yüce olma.
(Bu zamanda İslamiyetin teâlisine en büyük bir sebep, maddeten terakki etmektir.M.)
Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.955.
Tayy-i Merâtib : Birden üst mertebeye geçmek, Birden mertebeleri aşıp gitmek.
YanıtlaSilOsmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.953.
41 Ebu Bekir çok namaz kıldığı veya oruç tuttuğu için değil, gönlündeki bir sır nedeniyle sizden üstün olmuştur.
YanıtlaSilGazali'nin ihya'da (c.1, s.23) zikrettiği bir hadis.
İbnü'l Arabi Sözlüğü.sy.589.
"Âlusi Tefsiri'nde zikredildiğine göre; isti'dadı temiz olan toprağın bitkisi Rabbinin izniyle çok faydalı ve güzel olarak çıkar.İsti'dadı kötü olandan ise hayırsızdan başka bir şey çıkmaz!.
YanıtlaSilRuhu'l Furkan Tefsiri cilt 13.sy.740.
"İbni Acibe Tefsiri'nde zikredildiğine göre; temiz belde ile temsil edilen temiz kalbe vâridat (ilham rüzgarları) estiği zaman ve nefahat ( manevi esintiler) yağmurları yağdığı zaman Rabbinin izniyle onun mahsulü olan ilimler ve marifetler kolayca çıkar.
YanıtlaSilPis kalpler ise vaazlar ve ilhamlarla etkilenmeyeceği için ondan ancak zayıf şeyler çıkar.
Ruhu'l Furkan Tefsiri cilt.13.sy.740.
Doğunun terakkisi dinle mümkündür.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur külliyatı
Fihrist ve İndeksi. sy.167.
Ne kadar çoktur dostlar sayıldığında. Hâlbuki ne kadar azdırlar musibet anlarında.
YanıtlaSilİmam Şafii.
Kötülük yolunun çamuruna basma ki, ayağını yıkamak zorunda kalmayasın.
YanıtlaSilAli Fuat Başgil
Doğruluğun siyasi hayatta ölmesi bizi geri bıraktı.(H.ş.) 27.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.170.
Müsemmây-ı meşrutiyet, hak, sıdk, muhabbet ve imtiyazsızlık üzere bekâ bulacaktır.(D.H.Ö.) 41. ;(T:H.) 68.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.170.
Yol ikidir: Ya doğru söylemek, ya susmak.(H.Ş.) 56:3.kelime.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur külliyatı.Fihrist.ve indeksi.sy.170.
Bir tane doğru bir milyon yalanı yakar.(S.) 651: Lemaat.
YanıtlaSilBu zamanda doğruluk ve yalanın arası çok yakın.( Mh.) 131:3.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.169.
Korkmakla din rüşvet verilmez.( Sn.) 54.
YanıtlaSilBir Hazinein Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist İndeksi.sy.168.
B-Diğer İçtimai Prensibler:
YanıtlaSil1-Batı medeniyeti kuvvete dayanmaktır.İslâm medeniyeti ise hakka dayanır.Bu hak duygusu adaleti netice vermesine karşı, kuvvet, zulmü netice veren bir mahiyete sahiptir.
Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.176,177.
2-Batı medeniyeti menfaati gaye almıştır.İslâmiyet ise, fazileti ve Allah c.c.ın rızasını esas almıştır.Menfaat menfi rekabeti, çekişme ve boğuşmaları dâvet ederken, İslâm'ın gösterdiği gaye cemiyette dayanışmayı netice verir.
YanıtlaSilBediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.177.
3-Batı medeniyeti, hayatın mücadeleden ve yaşama kavgasından ibaret olduğu prensibine dayanır.İslâm medeniyeti ise, hayatta yardımlaşma düsturunu esas alan bir tesanüd, dayanışma ve birbirinin imdadına yetişme anlayışını netice verir.
YanıtlaSilBediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.177.
4-Batı medniyeti, kitleler arasındaki bağlayıcılık faktörünü, tecavüzü dâvet eden unsuriyet (ırkçılık ) ve menfi milliyet olarak kabul etmesine karşılık, İslâmiyet din, sınıf ve vatan müşterekliğini, kitleler arasındaki rabıtada temel unsur olarak kabul eder.
YanıtlaSilBediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.177.
5-Batı medeniyeti, nefsin bütün gayr-i meşru heveslerinin tatminini ve beşerin zaruri olmayan ihtiyaçlarının artırılmasını gaye almasına karşılık, İslâmiyet nefsin meşru olmayan arzularına set çekip, ruhu yüksek hislere ve kemalâta teşvik ve ulvi duyguları tatmin eder.
YanıtlaSilBediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.177.
Alimlerin ihtilafı (farklı ictihadları) bizim için rahmettir; ancak tevhid konusunda değil.
YanıtlaSil10.Bâyezid-i Bistami.
Kuşeyri Risalesi.
Abdulkerim Kuşeyri.sy.89.
Adalet doğruluktan ayrılmamaktır.
YanıtlaSilAdalet, zalime karşı mazlumdan yana olmaktır.
Adalet, dürüstlükten arılmamak ve önyargısız düsünmektir.
365 Günde Güzel Ahlak. sy.117.
Kurtuluş ilim iledir,fakat insanların bundan haberi yoktur.Can boğaza geldiği zaman, ilim sebebiyle, azaptan kurtuluş ümit edilir.
YanıtlaSilZernuci.
Bediüzzaman'ın fikirlerinde hâkim olan muhtevanın kısaca tesbitinden sonra, onun vardığı hükümlerde, takib ettiği prensipler ise şöyle sıralanabilir :
YanıtlaSila) Hâdiselere İslâmi değerler açısından bakmak;
b) Hadiseleri olduğu gibi kabul eden gerçekçiliği elden bırakmamak;
c) izahlarında isbat usulünü,yani pozitif metodu benimsemek;
Bediüzzaman Said Nursi Ve Devlet Felsefesi.sy.42.
d) Sırf nazariyatta kalmamak, hayatın pratik tecrübelerinden istifade edilmiş yorumlarla nazariyatı hadiselere tatbik etmek;
YanıtlaSile) Batı kültürünün teknoljik neticeleri ile İslâmiyet arasında, yapıcı diyolog kurarak senteze gitmek;
f) Sübjektif değerlendirmelerden ziyade objektif sahada kalmak;
g) Sosyal Hadiselerde tekamülcü bir değişim düşüncesine mensubiyet;
Bütün bu prensipler, onun ilmi çalışmalarının haraket noktalarını teşkil etmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi.sy.42,43.
Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir.Hz.Ebubekir (r.a.)
YanıtlaSilİyileri besleyen kötülük görmez.Ama kötüyü besledin mi kendine düşmanlık edersin.Sa'di-i Şirazi.
Zengine zenginliğinden dolayı hürmet edip fakiri hor gören, Allah c.c. Resulü. s.a.v.nün düşmanı sayılır.
YanıtlaSilAhmed er-Rifâi (k.s.)
Hayatımın en büyük hadiselerden biri hafızamı tamamen kaybetmemdir.
YanıtlaSilYüksel Çelik.
Yedi kat gök ve yedi kat yer İhlas Suresi üzerine kurulmuştur.
YanıtlaSilCami'üs-Sağir.cilt.1.sy.290.
Cehaletle gaflet her fenalığın anasıdır.
YanıtlaSilİmam Gazâli.
İnsan vatanı sever, çünkü hürriyeti, rahatı, hakkı vatan sayesinde kaimdir.
YanıtlaSilNamık Kemal.
Kalplere Şifa Salavât Ve Dualar.sy.183.
YanıtlaSilBildirildiğine göre bu salâtı okuyanın hüsn-i hâtime ile vefât8na vesile olacağı, Rasulüllah (s.a.v.) büyük şefâatine ereceği umulur.Nebhani, Efdal,56-58;
Başlangıçlar, nihayetlerin tecelli ettiği yerlerdir.Kimin bidayet ve başlangıcı Allah c.c. ile olursa nihayeti de O'nunla O'na doğru olur.
YanıtlaSilAtaullah İskenderi.
İbadet ve taat yapamadığında üzülmemen hata ve günah işlediğinde ise pişmanlık duymaman kalbin ölüm işaretlerindendir.
YanıtlaSilAtaullah İskenderi.
(Zirâ âhirete inanmamak, kişiyi sâdece dünyevi menfaatlere bağlı kılacağından, delillere karşı kör bir hale getirir.) ( Neml Suresi: 66)
YanıtlaSilRuhu'l Furkan Tefsiri cilt 13.sy.783.
Faiz ihtilallere sebeptir.(İ.İ.) 49;(M.) 264:22.Mektub2.mebhas; (S.)373:25.Soz 3. şua 2.cilve ( (S.) 649: Lemaat.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtari
Risale-Nur Kulliyati Fihrist ve İndeksi sy.203.
Allah c.c.a yakınlaşman, O,nun sana yakınlığının şuuruna varmandır.
YanıtlaSilAtaullah İskenderi.
Danışan pişman olmaz. İnsanı pişman eden, kendi görüşündeki ısrardır.
YanıtlaSilMaverdi.
O halde, nâsih ve mensuh kaidesine göre, o cevazlı mektub, yazıldığı hadiseye ve ogüne mahsus fetvasından başka, Nur'ların umumuna aidiyeti, ya da her zaman geçerliliği diye bir şey yoktur.O halde hükmen mensuhtur.
YanıtlaSilBediüzzaman Said Nursi.
Mufassal Tarihçe-i Hayatı.cilt 3.sy.2805.
Ölüm, bu dünya zindanından kurtulup, o tek dostun "rahmet" sarayına kabul edilişin başlangıcıdır.
YanıtlaSilEsmâ-i Hüsna
Hakikatin Sonsuzluğunda Vedud'a Yolculuk.sy.266.
Ey Rabbim, beni zâlimler topluluğunun içinde bulundurma!
YanıtlaSilTercümeli Emrem
Delâil-i Şerif Mecmuası.sy.235.
Rabbimiz! Cehennem azâbını üzerimizden sav.Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.
YanıtlaSilTercümeli Emrem.
Delail-i Şerif Mecmuası.sy.235.
Her bir fen Allah c.c. gösterir.(L.) 307:30.Lem'a 3.nük. 3.nokta.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı
Fihrist ve İndeksi.sy.210.
Haram maldan mecburiyet miktarından fazlası alınamaz.(L.) 146.:19.Lem'a.4.nükte.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı.
Risale-Nur Külliyatı.Fihrist ve İndeksi.sy.212.
Hikmetin değişmesiyle illet değişmez.(L.N.) 85.
YanıtlaSilHutbe Arabça olmalı.
Bir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı.Fihrist Ve İndeksi.Sy.212.
İcmâ-i ümmet şeriatta bir delil-i yakinidir.(Mn.) 40.
YanıtlaSilKatil öldürdüğü kimseye varis olamaz.
Mensuh ile amel caiz değil.(Mn.) 117.
Mersalih-i mürsele İmam Malik mezhebinde şer'i bir illettir.(Mn.) 79.
Milletlerin istidadlarına göre ahkam değişir.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı.Fihrist ve İndeksi.sy.212.
Vasiyetname sünnettir.(E.L.)1:132.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.213.
Her zahirin, ona benzeyen bir batını vardır.Zahiri güzel olanın, batını da güzel olur.Zahiri kötü olanın, batını da kötü olur.
YanıtlaSilHz. Ali (r.a.)
..........
YanıtlaSil421 diye serlevhalar yazması bu zatın normal bir dimağa sahip olmadığını göstermektedir.Nitekim bu yazılarda hemen çoğunluğu ile cifir ve ebced hesablarına, tavafuklara ve işaretlere dayanarak bazı remzi manalar çıkarmak istemesi bunu teyit etmektedir.....
....
Bediüzzaman Said-i Nursi.
Mufassal Tarihçe-i Hayatı cilt.2.sy.1959.
Tabiat bir makinedir, mühendisi değil; bir matbaadır,matbaacısı değil, bir kitabtır,kâtip değil; bir eserdir,müessir değil; bir kanundur, kanun koyucu değil.Risale-i Nur Külliyatı.
YanıtlaSilOsmanlıca -Türkçe Ansiklopedik Büyük lügat.sy.927.
Tabiat, bir san'at-ı ilâhiyedir, Sani olamaz. Bir kitab-ı Rabbanidir, katip olamaz.Bir nakıştır, nakkaş olamaz. Bir defterdir, deftardar olamaz. Bir kanundur, kudret olamaz. Bir mistardır, mastar olamaz. Bir kabildir, münfail olur; fail olamaz. Bir nizamdır, nazım olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, şari olamaz.L.)
YanıtlaSilRisale-i Nur Külliyatı.
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük lügat.sy.927.
Lokman Hekim oğluna dedi ki: "Yapacağın işi, daha önce bunu denemiş, tecrübeli kimselere danış! Çünkü onlar kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüşleri sana bedava verirler."
YanıtlaSilMaverdi.
Arabça bir darb-i mesel vardir.
YanıtlaSilTurkçe meali.
Bir şeyi muhafaza ediyorum derken, bir çok şeyleri kaybediyorsun.
Bediuzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayati cilt 1.sy.883.
RIFK
YanıtlaSilالرفق
Yumuşak davranma, nezaket anlamında bir ahlâk terimi.
İlişkili Maddeler
HİLİM
Akıllı ve kültürlü olmakla kazanılan, beşerî münasebetlerde hoşgörülü, bağışlayıcı ve medenî davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâkî erdem.
RAHMET
Şefkat gösterip lutufta bulunma anlamında bir Kur’an terimi.
Müellif:
MUSTAFA ÇAĞRICI
Sözlükte “yumuşak ve yararlı olmak; yardım etmek” anlamlarındaki rıfk kelimesi terim olarak “iyi huyluluk, uyumlu, geçimli ve nazik olma, yumuşak davranma” mânalarına gelir. Ayrıca lutf, leyn (yumuşaklık), hilm, teysîr (kolaylık gösterme) kavramları rıfk ile yakın anlamda; “sertlik, kaba ve kırıcı davranış” mânasındaki unf, gılzat, hiddet, huşûnet, hurk ve şiddet karşıt anlamda kullanılmaktadır (Lisânü’l-ʿArab, “rfḳ” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “rfḳ” md.; İbn Hazm, s. 48, 62, 75; Gazzâlî, III, 184-185). Rıfk kökünden türeyen refîk “yumuşak ve nazik davranan kişi, arkadaş, dost” demektir. Hadis ve siyer kaynaklarında yer alan bilgilere göre Resûlullah, Hz. Âişe’nin kucağında son nefesini verirken “er-refîku’l-a‘lâ” (yüce dost) diyerek Allah’a gitmekte olduğunu ifade etmiş ve son sözü “Allahım, yüce dost!” olmuştur (Buhârî, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 5, “Meġāzî”, 83, 84; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 87).
Kur’ân-ı Kerîm’de bir âyette refik kelimesi geçmektedir (en-Nisâ 4/69). Tefsirlerde, Resûl-i Ekrem vefat ettiğinde onun yokluğuna nasıl dayanacaklarını düşünüp kederlenen bazı sahâbîleri teselli etmek üzere, Allah’a ve resulüne itaat edenlerin peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlihlerle beraber olacağını ve bunların ne güzel refik olduğunu bildiren bu âyetin indiği ve burada refik kelimesinin “arkadaşlığına güvenilen kişi” anlamında kullanıldığı belirtilir (meselâ bk. Taberî, VIII, 534-535; Kurtubî, V, 272; Şevkânî, I, 545, 546). Bazı âyetlerde rıfk ile yakın anlamlı kelimelerle insanlara karşı yumuşak davranmanın önemine dikkat çekilmiştir. Tâhâ sûresinde (20/44) yumuşak davranmanın etkili bir eğitim ve irşad yöntemi olduğuna işaret edilir. Bir âyette (Âl-i İmrân 3/159) Hz. Peygamber’in etrafındakilere yumuşak davranmasından övgüyle söz edilmekte, bu davranışının ilâhî rahmetin bir eseri olduğu belirtilmekte, kaba ve katı kalpli olmanın eğitim ve sosyal birlik açısından zararlı etkisine dikkat çekilmektedir. İbn Hazm, Resûl-i Ekrem’in insanları eğitirken onları ümitlendiren, sevindiren ve rahatlatan sözler söylemeye önem verdiğini, bu sayede nasihatlerinde başarılı olduğunu, kolaylaştırıcı olmayı ve zorluk göstermekten sakınmayı emrettiğini hatırlatır (el-Aḫlâḳ ve’s-siyer fî müdâvâti’n-nüfûs, s. 62).
Hadislerde rıfk kelimesi ve türevleri geçmektedir. Hz. Peygamber, “Allahım! Ümmetime rıfk ile muamele edene sen de rıfk ile muamele et” diye dua etmiştir (Müsned, VI, 62, 93, 257, 258, 260). “Allah rıfk sahibidir ve her işi rıfk ile yapmayı sever” meâlindeki hadis (Buhârî, “İstitâbe”, 4, “Edeb”, 35; Müslim, “Selâm”, 10) rıfkın Allah’ın sıfatları arasında yer aldığını ve insanlardaki rıfk erdeminin bu sıfatın bir yansıması olduğunu gösterir. Resûl-i Ekrem, “Rıfktan mahrum kalan kimse hayırdan da mahrum kalır” (Müsned, IV, 362, 366; Müslim, “Birr”, 74-76; İbn Mâce, “Edeb”, 9); “Bir iş rıfk ile yapılırsa rıfk mutlaka o işi güzelleştirir” (Müsned, VI, 58, 112; Müslim, “Birr”, 78; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 1) hadisleriyle rıfkın önemine dikkat çekmiştir. Bizzat kendisi de sahâbîler tarafından “çok merhametli, çok yumuşak” diye nitelendirilmiştir (Buhârî, “Eẕân”, 17, 18; Müslim, “Mesâcid”, 292, “Neẕir”, 8; Ebû Dâvûd, “Eymân”, 21). Bir rivayete göre, Hz. Peygamber ve ashabın yanına gelen bir grup yahudinin “esselâmü aleyküm” yerine “essâmü aleyküm” (ölüm sizin üzerinize olsun) demelerine öfkelenen Hz. Âişe’nin, “O dediğiniz sizin başınıza gelsin, Allah sizin belânızı versin!” şeklinde tepki göstermesi üzerine Resûlullah, “Yâ Âişe, sâkin ol, rıfk göster, sertlikten ve hakaretten sakın!” demiştir (Müsned, III, 199; Buhârî, “Edeb”, 38; “Daʿavât”, 63; Müslim, “Birr”, 79).
YanıtlaSilİslâm ahlâkına dair kaynaklarda Câhiliye dönemi diye adlandırılan İslâm öncesi Arap toplumunda yaygın olan kabalık, saldırganlık, şiddet gibi tutum ve davranışlara karşı rıfk, hilim, sabır, af gibi kavramlarla ifade edilen erdemler müslüman insanı Câhiliye insanından ayıran nitelikler olarak değerlendirilmiş, bilhassa güçlü ve haklı olduğu halde hilim ve rıfk ile muamele etmenin değerine vurgu yapılmıştır. Hz. Ömer’e atfedilen bir sözde Allah katında devlet başkanının rıfkından daha değerli bir erdem, yine onun sertlik ve hiddetinden daha çirkin bir erdemsizliğin bulunmadığı belirtilir (Pellat, s. 39-40). Hasan-ı Basrî’ye nisbet edilen ayrıntılı bir müslüman tanımında, “Müslüman dininde güçlü, kararlı ve yumuşak huylu kişidir; imanı sağlam, bilgili ve halîm, zeki ve rıfk sahibidir, haklı iken bağışlayıcı, güçlü iken cömert, dostluğu ve arkadaşlığı güzel, öfke halinde sabırlıdır” şeklinde ifadeler yer alır (Gazzâlî, III, 166). İbn Hibbân’ın rıfk ile akıl arasında bir ilişki gördüğü anlaşılmaktadır. Ona göre akıllı insan daima rıfk ile davranmalıdır. Yumuşaklığın düzeltemediği şeyi sertlik hiç düzeltemez. Akıldan daha sağlam bir dayanak bulunmadığı gibi rıfktan daha hayırlı bir rehber de yoktur. Rıfkı terkeden sertliğe yönelir, sertliği seçen tehlikelerle yüzyüze kalır (Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ, s. 215-223). İbn Abdülberr’in rıfk ve iktisat (orta yol) kelimelerini aynı başlıkta kullanması ve bu iki kavramı bir arada işlemesi rıfkın “her türlü davranışta uyumluluk” anlamı da içerdiğine işaret etmektedir (Behcetü’l-mecâlis, I, 217-220). Gazzâlî de insan davranışlarının her türlü aşırılıktan uzak olması gerektiğine, şiddet ve yumuşaklıkta bu dengenin gözetilmesinin önemine dikkat çeker; ancak insanın tabiatı şiddete meyilli olduğu için dinde rıfka daha çok önem verildiğini ifade eder (İḥyâʾ, III, 184-186).
BİBLİYOGRAFYA
Wensinck, el-Muʿcem, “rfḳ”, “lyn” md.leri; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “rfḳ”, “lyn” md.leri; Müsned, III, 199; IV, 362, 366; VI, 58, 62, 93, 112, 257, 258, 260; Taberî, Câmiʿu’l-beyân (Şâkir), VIII, 534-535; İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ, Beyrut 1397/1977, s. 215-223; İbn Hazm, el-Aḫlâḳ ve’s-siyer fî müdâvâti’n-nüfûs, Beyrut 1405/1985, s. 48, 62, 75; İbn Abdülber, Behcetü’l-mecâlis, I, 217-220; Gazzâlî, İḥyâʾ, II, 333-334; III, 166, 184-186; Kurtubî, el-Câmiʿ, V, 272; Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, Beyrut 1412/1992, I, 545, 546; Ch. Pellat, Risâle fi’l-ḥilm ʿinde’l-ʿArab, Beyrut 1973, s. 39-40.
Mustafa Kemal Atatürk, vasiyetin içeriğini, Kur'an terminolojisine dayanarak yazmıştır. Kur'an-ı Kerim'de Kehf sûresinde bazı gizemler vardır. Bu sûrede, Hz. Hızır'la Hz. Musa'nın yolculuklarını yazar ve orada bir duvardan bahsedilir. Ayrıca ayette ifade edildiği üzere iki kardeş vardır. Ve Hz. Hızır o duvarı onarmıştır.
YanıtlaSilTabii, vakti zamanı gelsin demiştir. İşte vasiyet de bu onarılan duvardır. Altındaki hazine de içindeki bilgilerdir. O iki kardeş de Hz. Mehdî ve Hz. İsa'dır. (…) Yani birileri vasiyeti engelledik zannediyorlar. Allah'ın Kur'an-ı Kerim'deki planı devam ediyor…
Mustafa Kemal Atatürk de burada
YanıtlaSilRöportajın devamında Sayın Tumluer, gizlenen vasiyet hakkında dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'a bizzat teslim edilmiş; CHP'li İsa Gök vasıtasıyla Kılıçdaroğlu'na gönderilmiş dosyalardan bahseder. Yine CHP'li Muharrem İnce'nin ve emekli Albay Ömer Cengiz'in konuyu çok iyi bildiğini anlatır. Rahmetli Turgut Özal'ın, Necmetin Erbakan'ın, Süleyman Demirel'in bildiğini aktarır.
HİLİM
YanıtlaSilالحلم
Akıllı ve kültürlü olmakla kazanılan, beşerî münasebetlerde hoşgörülü, bağışlayıcı ve medenî davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâkî erdem.
İlişkili Maddeler
HALÎM
Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
RIFK
Yumuşak davranma, nezaket anlamında bir ahlâk terimi.
Müellif:
MUSTAFA ÇAĞRICI
Klasik sözlüklerde, büyük ölçüde birbirinin tekrarından ibaret olan ve özellikle edebî-ahlâkî literatürdeki anlam genişliğiyle karşılaştırıldığında yetersiz olduğu anlaşılan tanımlarda hilim (hilm), “sabırlı ve temkinli, akıllı ve ağır başlı olmak” şeklinde açıklanmıştır (Lisânü’l-ʿArab, “ḥlm” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ḥlm” md.). Kelime, İslâm öncesi Arap edebiyatında da “akıl” anlamında kullanılmakta ve çok nâdir kimselerin ulaşabildiği veya önemini takdir ettiği bir meziyet sayılmaktaydı. Bazı kaynaklarda hilmin tanımı yapılırken sefeh ve cehl kavramlarının karşıtı olarak gösterildiği dikkate alınırsa bu kelimelerin anlamlarından hareketle hilmi daha iyi kavramak mümkün olur. İbn Manzûr sefehi, “Hilmin karşıtıdır; kök anlamı hafiflik ve harekettir; cehl (cahillik) demektir” şeklinde açıklamıştır (Lisânü’l-ʿArab, “sfh” md.). Buradaki cehl kelimesinin ilim veya mârifetin zıddı olmayıp zulüm, serkeşlik, saldırganlık, barbarlık gibi Câhiliye dönemindeki hâkim zihniyetin karakteristik yapısını oluşturan kavramları ifade ettiğini söylemek gerekir. Nitekim o dönemde yazılan şiirler incelendiğinde bu husus açıkça ortaya çıkar (Ebû Temmâm, s. 99, 304; Zevzenî, s. 178).
İslâm’dan önceki dönemin temel ahlâkî karakteri olan insanın gücüyle böbürlenmesi, kendine güvenmesi, otorite tanımaması, keskin bir şeref duygusu vb. hususlar cehl kavramı içinde mütalaa edilen huylardır (Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 204; daha geniş bilgi için bk. a.mlf., Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, s. 51-61). Aslında Kur’an’ın müşriklere yönelttiği eleştirilerin temelinde de onlardaki bu cehl ahlâkı vardır. Zira müşrikler sadece akılları yatmadığı için inkâr etmiyorlardı; aynı zamanda onlar gurur, kibir, inat ve saldırganlık gibi hoyrat duyguları ve kötü alışkanlıkları yüzünden İslâm’ın getirdiği eşitlik, kardeşlik, merhamet, sabır, tahammül, uzlaşma, barış gibi ilkeleri içlerine sindiremedikleri için inkârcılıkta direniyorlardı. Kur’an’da yer alan “hamiyyetü’l-câhiliyye” (Câhiliye küstahlığı; el-Feth 48/26) tabiri onların bu uzlaşmaz karakterini ifade eder (bk. CÂHİLİYE; CEHÂLET). Buna göre hilme “ağır başlılık, sebat, akıllı ve uygarca davranış” anlamları verilebilir. Ebû Hayyân et-Tevhîdî hilmi “öfkesine hâkim olmak suretiyle düşünce dengesini koruma” şeklinde tarif etmektedir (el-İmtâʿ ve’l-müʾânese, III, 129). Râgıb el-İsfahânî de “öfke duygusunun coşkusundan nefsi koruma” biçiminde benzer bir tarif verdikten sonra kelimenin kökünde akıl anlamının bulunmadığını, ancak aklın sonuçlarından olduğu ve akıldan bağımsız düşünülemeyeceği için hilme de akıl dendiğini belirtir. İsfahânî’ye göre hilimden aklın eylem haline dönüşmesi kastedilmektedir. Zira bu erdem ancak bütün organların kötülüklerden korunmasıyla mükemmelleşir (el-Müfredât, “ḥlm” md.; a.mlf., eẕ-Ẕerîʿa, s. 342). Seyyid Şerîf el-Cürcânî, “öfkenin kabarması halinde itidal ve sükûneti koruma” şeklindeki kısa tanımıyla hilmin özellikle ahlâkî anlamına işaret etmiştir (et-Taʿrîfât, “ḥilim” md.). Tehânevî’nin tanımı da buna yakındır (Keşşâf, I, 381).
YanıtlaSilRâgıb el-İsfahânî, hilmin en uygun karşıtının “öfke ve nefretle saldırmak” anlamına gelen tecemmür kelimesi olduğunu belirtir. Ancak birçok kaynakta hilmin karşıtı olarak kaydedilen sefeh ve cehlin aksine tezemmürün terim olarak yaygınlık kazandığı söylenemez. Hilim ayrıca gazab, gayz, suhf (zayıflık, âcizlik) gibi kelimelerin zıddı olarak da gösterilmekte veya böyle bir konumda kullanılmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de hilim “akıl” mânasında olmak üzere bir âyette çoğul şekliyle (ahlâm) geçmektedir (et-Tûr 52/32). Bunun dışında “hilim sahibi” anlamında halîm kelimesi esmâ-i hüsnâdan biri olarak on bir âyette yer almaktadır. Bunlardan altısı “gafûr” (bütün günahları bağışlayan), üçü “alîm” (çok iyi bilen), biri “ganî” (her şeyden müstağnî), biri de “şekûr” (az iyiliğe çok mükâfat veren) isimleriyle birlikte bulunur (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḥlm” md.). Tefsir ve kelâm kitaplarında esmâ-i hüsnâdan olan halîmin “çok sabırlı, günahkârları cezalandırmakta acele etmeyen” (meselâ bk. Eş‘arî, s. 530) veya “kullarının isyanından etkilenmeyen, günahkârlara gazap etmesi kendisini telâşa düşürmeyen, her işi olması gerektiği ölçüde yapan” (İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ḥlm” md.) anlamlarına geldiği belirtilir. İbn Hibbân el-Büstî, bu âyetlere dayanarak hilmin akıldan daha üstün bir erdem olduğunu, çünkü yüce Allah’ın Kur’an’da kendisini akılla değil hilimle nitelendirdiğini ifade eder (Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ, s. 209). Bu görüşü Gazzâlî de tekrar etmiştir (İḥyâʾ, III, 179). Halîm ayrıca iki âyette Hz. İbrâhim’in (et-Tevbe 9/114; Hûd 11/75), bir âyette Hz. İshak’ın (es-Sâffât 37/101) sıfatı olarak yer almakta, bir âyette de (Hûd 11/87) düşmanlarının Hz. Şuayb ile alay etmek için onu halîm diye niteledikleri bildirilmektedir (ayrıca bk. HALÎM).
Hadislerde hilim kelimesi hem “akıl” hem de “ağır başlılık, yumuşaklık” anlamında geçmektedir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “ḥlm” md.). Hz. Peygamber, hemen bütün hadis mecmualarında ve edebî-ahlâkî mahiyetteki antolojik eserlerde yer verilen bir hadisinde Eşec el-Abdî adlı sahâbîyi överken şöyle demiştir: “Sende Allah’ın sevdiği iki haslet vardır; bunlardan biri hilim, diğeri de teennîdir” (Müslim, “Îmân”, 25, 26; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 149). İbnü’l-Esîr’e göre bu hadisteki hilim “akıl”, teennî de “kararlılık, acelecilikten sakınma” anlamına gelir (en-Nihâye, “ḥlm” md.). Aynı müellif, Resûl-i Ekrem’in, namazda imam olduğu sırada arkasında duracak kimselerde aradığı şartları ifade eden “ülü’l-ahlâm ve’n-nühâ” şeklindeki sözünü “zevü’l-elbâb ve’l-ukūl” olarak açıklamış; bununla da cemaat içinde en bilgili, yetişkin, olgun ve ibadet kültürüne sahip kişileri anlatmak istemiştir. Dârimî’nin naklettiği (“Muḳaddime”, 29) ve hadîs-i kudsî olduğu anlaşılan bir sözde “halîmi bile hayrette bırakan bir fitne”den söz edilmekte olup buradaki hilimden de akıl kastedilmiştir. Ebû Dâvûd’un es-Sünen’inde “Kitâbü’l-Edeb”in ilk babı “el-Hilm ve ahlâku’n-nebî” başlığını taşır. Bu başlık, Resûlullah’ın ahlâkının temelini hilmin oluşturduğunu ima eder. Burada onun hoşgörüsünü, affediciliğini ve sabrını anlatan hadisler yer alır. Ayrıca hadis mecmualarında, İslâm âlimlerince hilmin kapsamında gösterilen akıl, basiret, kararlılık, öfkesine hâkim olma, affetme, hoşgörü, sabır, vakar, rıfk gibi ahlâkî erdemlere dair pek çok hadis bulunmaktadır. Buhârî’nin el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’indeki bir rivayette geçen (“Ḥudûd”, 31) ve Hz. Ömer’in hilâfete kendisinden daha lâyık olduğunu düşündüğü Hz. Ebû Bekir hakkında söylediği, “O benden daha halîmdir” şeklindeki sözde halîm “akıllı, deneyimli, olgun” anlamına gelir. Müslim’in el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’indeki bir rivayete göre (“Fiten”, 35, 36) Amr b. Âs, Bizans toplumunun sosyal çalkantılar karşısındaki akıllı, basiretli ve soğukkanlı tutumunu, “Onlar fitne durumunda insanların en halîmidir” cümlesiyle ifade etmiştir.
YanıtlaSilHilim kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de ahlâkî anlamda çok az geçtiği, hadislerde de sıkça kullanılmadığı halde belli başlı İslâmî kaynaklarda Müslümanlığın en temel erdemi veya bu erdemlerden biri olarak zikredilmiştir. Kur’an’da az kullanılması ise çok zor kazanılabilecek ölçüde değerli, yüksek ve ideal bir fazilet olduğu şeklindeki bir sebebe bağlanmıştır. Nitekim belki de ilk defa olmak üzere Hasan-ı Basrî (ö. 110/728), “Allah Teâlâ peygamberleri bile en az hilim sıfatıyla nitelemiştir” derken bu kavramın Kur’an’da neden az yer almış olduğuna da işaret etmiş bulunmaktadır (Meydânî, I, 211). Meydânî’ye göre Hasan-ı Basrî bu sözüyle, hilmin peygamberlerde bile az rastlanabilen çok yüksek bir erdem olduğunu anlatmak istemiştir. Bu görüşe katılan Câhiz de şöyle demektedir: “Yüce Allah sâlih kullarını uzun uzun övdüğü halde onları nâdiren hilimle vasıflandırmıştır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bunun sadece iki yerde (iki peygamber hakkında: et-Tevbe 9/114; Hûd 11/75; es-Sâffât 37/101) geçtiğini görüyoruz” (Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, s. 26). İbn Hibbân el-Büstî de hilmin Kur’an’da az kullanılmasını bu erdemin nefasetine ve kadrinin yüksekliğine delil olarak gösterir (Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ, s. 209). Bununla birlikte Toshihiko Izutsu’nun belirttiği gibi Kur’an’da baştan sona kadar hilim ruhu mevcuttur (Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 204). Zira insanlarla olan ilişkilerde ihsanla, adaletle hareket etme, zulümden kaçınma, şehvet ve ihtiraslarına gem vurma, kibir ve gururdan sakınma hilim ruhunun belirtileridir.
Özellikle Ignaz Goldziher’den itibaren şarkiyatçılar İslâm ahlâkının, dolayısıyla müslümanın karakterini belirleyen temel erdemin tesbitine çalışmışlar ve nihayet bunun hilim olduğu kanaatine varmışlardır. Zira bu araştırmacılara göre Câhiliye döneminde çok az insan bu faziletin kıymetini takdir ederken İslâm dini bunu ahlâkî ve içtimaî alanda bütün müslümanlara yaymayı ve bu suretle onları belli başlı niteliği saldırganlık, barbarlık ve çatışma olan Câhiliye toplumundan farklı kılmayı amaçlamıştır (Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, s. 152; Goldziher, s. 207-208). Kur’an ve hadisler yanında Abdullah b. Mukaffa‘ın el-Edebü’l-kebîr’inde, daha sonra İbn Kuteybe’nin ʿUyûnü’l-aḫbâr’ında, Câhiz’in başta el-Meḥâsin ve’l-eżdâd, el-Beyân ve’t-tebyîn olmak üzere çeşitli eserlerinde ve diğer birçok kaynakta verilen bilgiler, hilmin pek çok erdemi kapsayan bir İslâm ahlâkı kavramı olduğunu göstermektedir. Bu eserlerde Lokman, Ahnef b. Kays, Muâviye b. Ebû Süfyân, Halife Me’mûn gibi hilimleriyle ün kazanmış simaların “hulemâü’l-Arab” diye anılması da İslâm ahlâk kültüründe bu fazilete verilen önemi yansıtır (geniş bilgi için bk. Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, s. 83-127).
Kaynaklarda hilim biri zihnî, diğeri ahlâkî olmak üzere iki anlamda geçmektedir. Zihnî hilim akıl demektir. Câhiz, “Hilim kelimesi ilmi ve hazmi (ihtiyat, tedbirli olma) içine alan kapsamlı bir isimdir” diyerek ilmi de hilmin içinde göstermiştir (el-ʿOs̱mâniyye, s. 97). Bu anlamdaki hilim ahmaklık, sefahet (beyinsizlik) ve cahilliğin karşıtı olarak gösterilir. Buna göre hilim sahibi insanın bir özelliği akıllı ve bilgili olmak, ahmaklıktan, sefahetten ve cahillikten uzak bulunmaktır. “Onlara bunu akılları mı emrediyor?” meâlindeki âyet (et-Tûr 52/32) dolaylı olarak müslümanlara aklın irşadına uymayı, akıllı davranmayı, ahmak, beyinsiz ve cahil olmaktan uzak durmayı gerekli kılmaktadır. Bu âyetin devamındaki, “Yoksa onlar sınır tanımayan (tâğî) bir kavim midir?” ifadesinden anlaşıldığına göre hilimde tuğyanın karşıtı olan bir anlam da vardır. Buna göre akıllı insan azgınlık yapmaz, haddi aşmaz, öfkeye kapılıp kendinden geçmez. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’de çok sık tekrar edilen “akıl etme, bilme, tefekkür, tedebbür, itibar, nazar (düşünme)” gibi zihnî faaliyetlerle hilim erdemi arasındaki bağlantı da ortaya çıkmakta, ayrıca İslâm’ın bir hilim dini, yani -kelimenin İslâm’a özgü anlamıyla- akıl ve bilgi dini olduğu anlaşılmaktadır.
YanıtlaSilHilmin ahlâkî ve amelî gelişmişliği ifade eden mânasına gelince, İbn Sînâ ʿİlmü’l-aḫlâḳ adlı risâlesinde (Tisʿu resâʾil, s. 108) bu anlamdaki hilmin altında şu faziletleri sıralar: Öfkeyi yenme, kerem (cömertlik, onurlu davranış), hoşgörü, af, gönül zenginliği, tahammül, kararlılık, kin gütmeme. Çeşitli kaynaklarda bunlara sabır, sekînet, vakar, ihtiraslara ve diğer bencil duygulara hâkimiyet gibi daha birçok fazilet eklenmektedir. Mâverdî’nin hilmi “huyların en yücelerinden” diye nitelemesi (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 245), Câhiz’in de, “Asıl övgüye değer olan hilimdir ve asıl yerilmesi gereken de cehalettir; hilim aklın otoritesidir, tutkulara hâkimiyettir” şeklindeki ifadesi (Resâʾilü’l-Câḥiẓ, I, 103) hilmin hem kapsamını hem de önemini belirtir.
Zihnî mânadaki hilimle ahlâkî mânadaki hilim birbiriyle ilgisiz değildir. Zira akıllı, bilgili ve basiretli insan sabırlı, ağır başlı, bağışlayıcı, vakarlı, kararlı, nefsine hâkim, kötülüğü iyilikle karşılayabilen, kışkırtmalara kapılmayan bir ahlâkî karaktere sahip olabilir. İbnü’l-Mukaffa‘ın tam ve hakiki hilmi gerçek bir üstünlük ve kuvvet olarak görmesinin de (aş.bk.) bu erdemin akıl-eylem bütünlüğü ile kazanılmış olmasından ileri geldiği düşünülebilir.
İslâmî literatürde hilmin kapsamı içinde gösterilen faziletler hakkında pek çok âyet ve hadis vardır. Gazzâlî İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’inde (III, 177), bir âyette geçen “rabbânîler olunuz” (Âl-i İmrân 3/79) ifadesini “halîm ve bilgili kimseler olunuz” şeklinde yorumlamıştır. İbn Hibbân el-Büstî bu yorumu Hasan-ı Basrî’ye nisbet eder (Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ, s. 101). Gazzâlî’nin aynı yerde verdiği bilgiye göre Atâ b. Ebû Rebâh, “Onlar yeryüzünde hevn ile yürürler” (el-Furkān 25/63) âyetindeki “hevn” kelimesini de “hulemâ’” şeklinde açıklamıştır (krş. Taberî, XIX, 22). Buna göre âyetin meâli şöyledir: “Rahman olan Allah’ın -mümin- kulları yeryüzünde halîm olarak -vakar ve teennî ile- yürürler.” Hasan-ı Basrî de bu âyetin devamındaki, “Cahiller onlara sözlü sataşmada bulunduğunda, ‘Selâm!’ derler” ifadesini, “Onlar halîm insanlardır; kendilerine karşı cahilce ve küstahça davrananlara cahillik ve küstahlıkla karşılık vermezler” sözleriyle açıklamıştır. İçlerinde hilim kelimesi geçmemekle birlikte anlamları bakımından hilim erdeminin İslâm ahlâkındaki yerini ve önemini ifade eden yüzlerce âyete örnek olarak şu âyetler zikredilebilir: “Onlar öfkelendikleri zaman bile affederler” (eş-Şûrâ 42/37); “Her kim sabreder ve bağışlarsa bilsin ki bu tutum davranışların en soylusu, en olumlusudur” (eş-Şûrâ 42/43); “Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından eziyet gelen sadakadan daha hayırlıdır” (el-Bakara 2/263); “Müslümanlar affetsinler, hoşgörülü olsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” (en-Nûr 24/22); “Af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden uzak dur” (el-A‘râf 7/199); “Rabbinizin bağışına, takvâ sahipleri için hazırlamış olduğu, genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşun. O takvâ sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah rızâsı için mallarını harcarlar; öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah da böyle güzel davranışta bulunanları sever” (Âl-i İmrân 3/133-134); “İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü en güzel bir tutumla karşıla. O zaman göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost olmuştur” (Fussılet 41/34). Son âyet, sevginin oluşmasında ve dolayısıyla sosyal barışın sağlanmasında hilim erdeminin rolünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Zira burada, hilim ruhunu yansıtan en saygın davranışlardan biri olan kötülüğe karşı iyilikle mukabelede bulunma düşmanı bile dost yapan bir güç olarak değerlendirilmiştir. İbnü’l-Mukaffa‘ hilmin bu gücünü şöyle anlatır: “Sakın sana iftira edene öfke ve intikam duygusuyla karşılık verme. Hilim ve vakar içinde güzel cevap ver. Hiç şüphen olmasın ki üstünlük ve kuvvet daima halîm olanındır” (el-Edebü’l-kebîr, s. 45-46).
YanıtlaSilHilim sabır, sekînet ve vakardır; öfkeye, ihtiraslara ve diğer bencil duygulara hâkimiyet, ağır başlılık ve yumuşak huyluluktur; fakat asla güçsüzlük ve onursuzluktan kaynaklanan bir zillet ve acz kabul edilmemelidir. Gazzâlî’nin aktardığı bir söze göre halîm haksızlığa uğrayınca sabreden, gücü yetince de intikam alan kimse değildir; asıl halîm haksızlığa katlanan, gücü yetince de affedebilen kişidir (İḥyâʾ, III, 184). Esasen hilmin, yukarıda işaret edilen âyetlerde “gafûrun halîm, alîmün halîm, ganiyyün halîm” şeklindeki ifadelerle Allah’a nisbet edilmesi de bunu gösterir. Zira Allah hem bağışlama gücüne sahip, bilgili ve müstağni hem de halîmdir. Şu halde Kur’ânî anlamda hilim bilgisizlik, basiretsizlik, ahmaklık veya âcizlik sebebiyle sabırlı, tahammüllü, ağır başlı olmayı ifade etmez; aksine insanın akıl, zekâ, bilgi, tecrübe gibi zihnî yeteneklere, bedenî ve malî imkânlara sahip olması yanında sabır, af, hoşgörü, nefse hâkimiyet, öfkeyi yenme, tahriklere kapılmama, teennî ve vakar gibi amelî erdemleri şahsında birleştirmesiyle ulaşılan bir kişilik yapısıdır. Hz. Peygamber’e de zengin kimselerin hilmini takdir eden bir söz isnat edilmiştir (a.g.e., III, 178). Yine ona nisbet edilen bir rivayette, “Eğer hasmından daha güçlü isen onu bağışlayarak güçlü olmanın şükrünü öde” denilmektedir (Mâverdî, s. 245). Hz. Ömer’e atfedilen bir sözde de Allah nezdinde devlet başkanının hilminden, rıfkından ve yumuşaklığından daha değerli bir erdem bulunmadığı belirtilir (Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, s. 39-40). Bu son rivayetler, sıhhatleri kesin olmamakla birlikte İslâmî kaynakların hilme bakışını yansıtması bakımından önem taşımaktadır. Tâbiîn döneminin İran asıllı şairlerinden Sâlim b. Vâbisa’nın, “Hilmin bir türü vardır ki zillettir, onu sen de bilirsin; asıl fazilet kudretten doğan hilimdir” (Ebû Temmâm, s. 190) anlamındaki beyti, Emevî Halifesi Ömer b. Abdülazîz’in, “Hilmin ilimle, affın kudretle birleşmesi sonucunda ulaşılan faziletten daha üstün bir fazilet yoktur” (Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, I, 175) sözü ve özellikle Câhiz’in hilmi “sahîf” (zayıf, âciz) kelimesinin karşıtı olarak kullanması (el-ʿOs̱mâniyye, s. 193), hilmin cahillik ve güçsüzlükten kaynaklanan bir fazilet olmadığını gösterir. İbn Hazm da ancak muktedir olduğu halde sabır ve hoşgörüyle davrananların halîm sayılabileceğini ifade eder (el-Aḫlâḳ ve’s-siyer, s. 27); ayrıca yaptığı kötülükten dolayı üzüntü duyup özür dileme olgunluğunu göstermeyenlere katlanmanın hilim değil zillet olduğunu ileri sürer. İbn Ebû Şihâb ed-Dabbî’nin, “Eğer hilmin cehline galip gelmezse düşmanlarının sürekli olarak artan saldırı ve tehdidi altında bulunursun” (Ebû Temmâm, s. 201) anlamındaki beytinde de görüldüğü gibi İslâmî literatürde hilim ihtiyatlı ve akıllıca davranışı ifade eden bir konumda kullanılmaktadır. Mâverdî’nin naklettiği bir özdeyişte (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 247) bu yaklaşım, “Hilim sıkıntılara karşı bir perdedir” şeklinde özetlenmiştir. İbn Hazm da hilmin düşmanlarla kaynaşmak değil onlarla tedbiri elden bırakmadan barışçı ilişkileri sürdürmek olduğunu belirtir (el-Aḫlâḳ ve’s-siyer, s. 80).
Kur’an ahlâkını en iyi kavrayan ve yaşayanlardan biri olarak tanınan Hasan-ı Basrî’ye isnat edilen (Gazzâlî, III, 166) ve hilmin kapsadığı başlıca faziletleri vurgulayan şu sözleri Kur’an ve Peygamber ahlâkının bir özeti saymak mümkündür: “Müslüman dininde güçlü, kararlı ve yumuşak olan kişidir; imanı sağlam, bilgili ve halîm, zeki ve merhametlidir; hem haklı hem bağışlayıcı, hem zengin hem tutumludur; hasta olduğunda tahammüllü, güçlü ve iyilik severdir; arkadaşlığın ve dostluğun sıkıntılarına katlanır, zorluklara sabreder; öfkesine mağlûp olmaz, gurur ve kibre kapılmaz, ihtiraslarına yenilmez; midesi yüzünden şerefsizlik yapmaz; hırsı yüzünden küçülmez; basit hedeflerle yetinmez; mazluma yardım eder, zayıfa acır; cimrilik yapmaz, israf etmez; kendisine kötülük edeni bağışlar, cahili hoş görür; nefsi sıkıntıda olsa da herkes kendisinden faydalanır.”
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḥlm” md.; a.mlf., eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa (nşr. Ebü’l-Yezîd el-Acemî), Kahire 1405/1985, s. 342-344; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ḥlm” md.; et-Taʿrîfât, “ḥilim” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ḥlm”, “sfh” md.leri; Tehânevî, Keşşâf, I, 381; Tâcü’l-ʿarûs, “ḥlm” md.; Wensinck, el-Muʿcem, “ḥlm” md.; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḥlm” md.; Dârimî, “Muḳaddime”, 29; Buhârî, “Ḥudûd”, 31; Müslim, “Îmân”, 25, 26, “Fiten”, 35, 36; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 148, 149; Taberî, Câmiʿu’l-beyân (Bulak), XIX, 22; İbnü’l-Mukaffa‘, el-Edebü’l-kebîr, Beyrut, ts. (Dârü’l-Cîl), s. 7, 43, 45-46, 55, 83, 113, 157; Ebû Temmâm, el-Ḥamâse, Bombay 1882, s. 99, 190, 201, 304; Câhiz, el-ʿOs̱mâniyye (nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1374/1955, s. 97, 193; a.mlf., el-Beyân ve’t-tebyîn, I, 175; a.mlf., Resâʾilü’l-Câḥiẓ (nşr. Ali Abdülemîr Mühennâ), Beyrut 1988, I, 103; İbn Kuteybe, ʿUyûnü’l-aḫbâr (Tavîl), I, 396-407, 449-450; İbn Hibbân, Ravżatü’l-ʿuḳalâʾ ve nüzhetü’l-fużalâʾ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Beyrut 1393/1973, s. 101, 208-215; Eş‘arî, Maḳālât (Ritter), s. 530; Ebû Hayyân et-Tevhîdî, el-İmtâʿ ve’l-müʾânese (nşr. Ahmed Emîn – Ahmed ez-Zeyn), Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-Asriyye), III, 129; İbn Sînâ, Tisʿu resâʾil, İstanbul 1298, s. 108; Mâverdî, Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, Beyrut 1978, s. 244-252; İbn Hazm, el-Aḫlâḳ ve’s-siyer, Beyrut 1405/1985, s. 27, 80; Gazzâlî, İḥyâʾ, III, 166, 176-179, 184; Zevzenî, Şerḥu’l-Muʿallaḳāti’s-sebʿ (nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Beyrut, ts. (Mektebetü Dâri’l-beyân), s. 33, 160, 178; Meydânî, Mecmaʿu’l-ems̱âl (Abdülhamîd), I, 37-39, 211; M. Gaudefroy-Demombynes, Mahomet, Paris 1957, s. 230; Ch. Pellat, Risâle fi’l-ḥilm, Beyrut 1973; a.mlf., “Ḥilm”, EI2 (Fr.), III, 403-404; I. Goldziher, Muslims Studies, New York 1977, s. 202-208; T. Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan (trc. Süleyman Ateş), Ankara 1975, s. 203-207; a.mlf., Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar (trc. Selahattin Ayaz), İstanbul, ts. (Pınar Yayınları), s. 51-61.
HALÎM
YanıtlaSilالحليم
Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
İlişkili Maddeler
ESMÂ-i HÜSNÂ
Allah’ın isimleri için kullanılan bir tabir.
GAFÛR
Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri.
Müellif:
BEKİR TOPALOĞLU
“Sabırlı ve temkinli, akıllı ve ağır başlı olmak” mânasındaki hilm masdarından sıfat olup “sabırlı ve temkinli olan, acele ve kızgınlıkla muamele etmeyip ileride meydana gelecek gelişmelere fırsat tanıyan” demektir. Dil âlimleri kelimenin, “kudreti olduğu halde cezalandırmayan” ve “cezayı büsbütün terketmeyip gelişmelere göre hareket eden” şeklindeki iki anlamına dikkat çekerler (Lisânü’l-ʿArab, “ḥlm” md.; Ebü’l-Bekā, s. 404, 560; Zeccâc, s. 45). Halîm esmâ-i hüsnâdan biri olarak “sabırlı, acele ve kızgınlıkla muamele etmeyen” mânasına gelir.
Halîm kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’in on beş yerinde geçmekte olup bunlardan on birinde Allah’a, ikisinde Hz. İbrâhim’e, birinde Şuayb’a, birinde de İsmâil peygambere izâfe edilmiştir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḥalîm” md.). Allah’ın ismi olarak zikredilen halîm tek başına kullanılmayıp altı âyette “bütün günahları bağışlayan” anlamındaki gafûr, üç âyette “hakkıyla bilen” anlamındaki alîm, bir âyette “her şeyden müstağni olan, kendi dışındaki her şeyin O’na muhtaç olduğu varlık” mânasındaki ganî, bir âyette de “az iyiliğe çok mükâfat veren” mânasındaki şekûr ismiyle birlikte zikredilmiştir. Bu kullanılış kelimenin mânasına açıklık getirdiği gibi ona zenginlik ve derinlik de kazandırmaktadır. İlgili âyetlerin incelenmesinden anlaşılacağı üzere halîmin gafûr ismiyle beraber kullanıldığı yerlerde kulların işleyebileceği bazı günahlardan söz edilmekte, bu tür günahları işleyenlerin âcilen cezalandırılmayıp dönüş yapmalarına (tövbe) fırsat tanınacağı belirtilmektedir (bk. el-Bakara 2/235; Âl-i İmrân 3/155; el-Mâide 5/101; el-İsrâ 17/44; Fâtır 35/41). Alîm ile birlikte kullanıldığı üç âyetten birinde mirasın taksimi anlatılmakta ve bu hususta ortaya konan ölçülerin insanlığın mutluluğunu dileyen Allah’ın bir öğüdü olduğu, O’nun bütün hak ve hukuk türlerini bildiği, mirasın bölüştürülmesinde yapılabilecek bazı yanlışlıkları da hemen cezalandırmayacağı ifade edilmektedir (en-Nisâ 4/12). Diğer iki âyetin birinde Allah yolunda hicret edip sıkıntılara katlananları iyi âkıbetlerin beklediği müjdelenmekte ve bu tür sosyal çalkantılar karşısında ilâhî müdahalenin bilgiye ve temkine dayandığı anlatılmakta (el-Hac 22/59), diğerinde de Allah’ın, gönüllerde saklanan her sırra vâkıf olmasına rağmen sabır ve teennî ile muamele ettiği bildirilmektedir (el-Ahzâb 33/51). Halîmin ganî ismiyle beraber kullanıldığı âyet, malî konuların ve Allah rızâsı için karşılıksız harcamada bulunmanın işlendiği âyetler içinde yer almakta (el-Bakara 2/263), şekûr isminden hemen sonra yer aldığı âyette de ödünç para verenlerin Allah tarafından fazlasıyla mükâfatlandırılacağı beyan edilmektedir (et-Tegābün 64/17). Özellikle bu son iki kullanılış halîmin, “hak edilmiş cezaları hemen uygulamayıp mühlet veren” anlamının yanı sıra “yapılan iyilikleri ve faziletli davranışları bazı eksiklikleri hesaba katmadan fazlasıyla mükâfatlandıran” mânasını da içerdiğini göstermektedir
YanıtlaSilHalîm, doksan dokuz ilâhî ismi ihtiva eden rivayetlerin ikisinde de yer aldıktan başka (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10; Tirmizî, “Daʿavât”, 82) Kütüb-i Sitte’de ve Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’indeki çeşitli rivayetlerde de Allah’a nisbet edilmiştir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “ḥalîm” md.).
Âlimlerin halîm ismi etrafında yaptıkları yorumlar, kelimenin sözlük anlamı ve Kur’an’daki kullanılışıyla paralellik arzetmektedir. Kelimenin kök anlamı içinde önemli görülen “kudreti yettiği halde cezalandırmama” ve “tamamen affetmeyip erteleme” noktalarını özellikle vurgulayan âlimler halîm isminin şu mânaları üzerinde de dururlar: Cenâb-ı Hak bu ismin tecellisi olarak tövbeleri kabul eder ve günahların bir kısmını affedebilir; Allah’a karşı nasıl hürmet gösterileceğini bilmeyenlerin kaba davranışları ve âsilerin azgınlıkları O’nu öfkelendirip harekete geçirmez ve aceleye sevketmez. Allah hilim gösterir; öyle ki cahiller O’nun olan bitenden haberdar olmadığını sanır, basîreti bağlananlar da O’nun görmediği zehâbına kapılırlar. Abdülkāhir el-Bağdâdî’nin ifade ettiği gibi cezalandırmada acele eden fırsatın elden kaçmasından korkan kimsedir. İradesini dilediği zaman gerçekleştirmesi hususunda hiçbir engeli bulunmayan ve suçluyu kaçırma endişesinden münezzeh olan yüce varlık için hilim bir övgü sıfatıdır (el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, vr. 96a). Halîmî de Allah’ın, günahları yüzünden kullarına olan lutuf ve ihsanını esirgemediğini, itaatkâr kulunun rızkını verdiği gibi âsi kulununkini de verdiğini, iyi kötü bütün insanları yaşatıp belâ ve âfetlerden koruduğunu belirtir (el-Minhâc, I, 200-201). Halîm isminin bu tecellisi Allah’ın içtimaî hayatı yönetmede ve toplumların varlıklarını sürdürmedeki nizamını da açıklamaktadır. Buna göre Tanrı zalimi hemen cezalandırmaz, mazlumun duasını kabul etmekte de acele göstermez. İçtimaî hayatta hâkim olan bu ilâhî nizam insanın irade hürriyetinin ve sorumluluğunun temelini oluşturur. Kur’ân-ı Kerîm’de, yaptıkları zulüm ve kötülükler yüzünden insanlar hemen ilâhî cezaya çarptırılmış olsaydı yeryüzünde hareket eden hiçbir canlının kalmayacağı, yani sosyal düzenle birlikte ekolojik ve fizik düzenin de bozulacağı ifade edilmekte ve bu tür davranışların cezalarının belli bir süreye kadar ertelendiği haber verilmektedir (en-Nahl 16/61; Fâtır 35/45). Ayrıca çeşitli âyetlerde, inkârcıların başlarına geleceği haber verilen felâketin bir an önce gelmesini talep ettikleri, fakat belirlenen süreden önce felâketin gerçekleşmeyeceği beyan edilir ve ilâhî planın hiç aksamadan mutlaka uygulanacağı bildirilir (meselâ bk. Yûnus 10/11; el-Hac 22/47; el-Ankebût 29/53). Birçok âyette de Hz. Peygamber’e bu tür meydan okumalar karşısında sabırlı olması tavsiye edilir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ıṣbır” md.). Şüphe yok ki bu ilâhî tebliğler, insanoğlunun irade hürriyetini ve insanlık şerefini korumak, sorumluluğunun bilincine varmasını sağlamak, fert ve toplumun gelişmesini temin etmek amacına yöneliktir. Ancak Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu ve âlimlerin de önemle vurguladığı gibi hak ve adalet eninde sonunda gerçekleşecektir. Adaletin gerçekleşmesi sosyal düzenin kanunlarına bağlı olarak dünyada olabileceği gibi dinî açıdan aradaki sınırın fazla önem taşımadığı âhiret hayatına da ertelenebilir. “Onlar için öngördüğümüz azabın bir kısmını sana göstersek de veya seni bundan önce katımıza alsak da farketmez. Sana düşen sadece tebliğ etmektir, hesaplarını görmek ise bize aittir” (er-Ra‘d 13/40).
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî’den itibaren halîm ismi, Allah’ın fiilî sıfatlarının insanla ilgili olanlarından kabul edilmiştir. Kādî Abdülcebbâr, bu ismin kök anlamının bir şey yapmak değil yapmamak (cezalandırmamak) esasına dayandığını hatırlatarak selbî (negatif) bir kavramın ilâhî fiiller çerçevesine girip girmediğini irdelemiş ve sonuçta halîmi zâtî sıfatlardan saymanın imkânsız olduğunu belirterek fiilî grup içinde yer aldığına hükmetmiştir (el-Muġnî, XX/2, s. 221-222). Kuşeyrî ve Ebû Bekir İbnü’l-Arabî gibi bazı âlimler de halîmin irade sıfatına bağlı bir zâtî isim veya sıfat olduğunu söylemişlerdir (et-Taḥbîr fi’t-teẕkîr, s. 55; el-Emedü’l-aḳṣâ, vr. 85b).
YanıtlaSilHalîm ismiyle, yukarıda zikredilenlerden başka “günahları bağışlayan ve tövbeleri kabul eden” anlamındaki afüv, gaffâr, gafûr ve tevvâb; “her şeyin iç yüzünden haberdar olup bütün ayrıntıları bilen” anlamındaki habîr, muhsî, vâsi‘; “her şeye gücü yeten, kudretli” anlamındaki kādir, kavî, metîn, muktedir ve “çok sabırlı” mânasındaki sabûr isimleri arasında anlam yakınlığı vardır.
BİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḥlm” md.
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ḥlm” md.
Lisânü’l-ʿArab, “ḥlm” md.
Ebü’l-Bekā, el-Külliyyât, s. 349, 404, 560.
Kāmus Tercümesi, IV, 246-247.
Wensinck, el-Muʿcem, “ḥalîm” md.
M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḥalîm”, “ıṣbır” md.leri.
Buhârî, “Daʿavât”, 27.
İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10.
Tirmizî, “Daʿavât”, 82.
Zeccâcî, İştiḳāḳu esmâʾillâh (nşr. Abdülhüseyin el-Mübârek), Beyrut 1406/1986, s. 96-97.
Zeccâc, Tefsîru esmâʾillâhi’l-ḥüsnâ (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk), Beyrut 1395/1975, s. 45-46.
Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 420b.
Ebû Süleyman el-Hattâbî, Şeʾnü’d-duʿâʾ (nşr. Ahmed Yûsuf ed-Dekkāk), Dımaşk 1404/1984 → Dımaşk, ts. (Dârü’s-sekāfeti’l-Arabiyye), s. 63-64.
Halîmî, el-Minhâc, I, 200-201.
İbn Fûrek, Mücerredü’l-Maḳālât, s. 53.
Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî (nşr. Abdülhamîd Mahmûd – Süleyman Dünyâ), Kahire, ts. (ed-Dârü’l-Mısriyye), XX/2, s. 221-222.
Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, Kayseri Râşid Efendi Ktp., nr. 497, vr. 95b-96a.
Kuşeyrî, et-Taḥbîr fi’t-teẕkîr (nşr. İbrâhim Besyûnî), Kahire 1968, s. 55.
Beyhakī, Şuʿabü’l-îmân (nşr. Ebû Hâcir M. Saîd Besyûnî), Beyrut 1410/1990, I, 122.
Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ (Fazluh), s. 112, 196.
Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-Emedü’l-aḳṣâ, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 499, vr. 84b-85b.
Fahreddin er-Râzî, Levâmiʿu’l-beyyinât, s. 256.
Suad Yıldırım, Kur’ân’da Ulûhiyyet, İstanbul 1987, s. 209-213
Kadın resmine şehvetle bakmak ruhun yüce hissiyatını öldürür.(S.) 668:Lemaat.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.606.
yuksel dedi ki...
YanıtlaSilklasik anlamdaki savaşın kazanılması veya kaybedilmesinde, savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde yahut sorunların çözülmesinde insanların ruh haline etki ederek sonuç almak, olarak tarif edilir.
Psikolojik savaş yöntemlerinden bir tanesi de kontrollü gerilim stratejisidir. Egemenlik duygusu evrensel bir duygudur. Güç odakları bu duygunun etkisi ile ellerindeki kontrolü kaybetmemek için gerilimi artırırlar ve
13 Ekim 2020 00:33
yuksel dedi ki...
gerilimden çıkar sağlarlar. Potansiyel tehlike olarak algıladıkları tehlikeyi kendi savaş kurallarına çekmeye çalışırlar. Kendi savaş kuralları görece şiddettir.
Şiddetle beslenirler, şiddetten yararlanırlar. Kontrollü gerilim, bir tarafın alan egemenliğini elinde tutmak için geliştirdiği bir yöntemdir, kısa vadede sonuç verir. Ama uzun vadede ters teper, çünkü toplumlar şiddet ve gerginlikten hazzetmezler. Bu nedenle Uluslararası güç odakları, özellikle silah endüstrisinin kontrollü gerilim stratejisini her zaman kullanmışlardır. Kontrollü ve yavaş yavaş; zihin ve bedenleri geren yöntemlerle halkı veya hedef kitleyi bir noktaya çekmeye çalışırlar.
Psikolojik savaşın saldırı ve savunma silahı; propaganda, eğitim ve
13 Ekim 2020 00:33
yuksel dedi ki...
provokasyondur. Cephanesi ise; söz, yazı, resim, broşür ve e–posta şeklindeki bilgidir. Bu savaş tarzının amacı, insanları ikna etmek ve onları değiştirmektir. Yöntemi de beyin yıkamadır. Yani hedef insan beynidir, insan beynine hükmetmektir.
Çinli General Sun–Tzu, 2500 yıl önce bu konuda “Savaş Sanatı” adlı bir kitap yazmıştır. Kendi zamanında Türk devletlerinin parçalanması sürecinde kullanılan Psilojik Savaş yöntemi, bugün için de tüm dünyada aynı şekilde geçerliliğini sürdürmektedir. Konuyu
13 Ekim 2020 00:34
yuksel dedi ki...
anlamak için Sun– Tzu’nun kitabından bazı önerilerine bakmak yararlı olacaktır:
1– Hasım ülkelerde iyi olan şeyleri gözden düşürünüz.
2– Hasım ülkelerin hakanlarının başarılarını küçük göstererek şöhretlerine gölge düşürünüz ve zamanı geldiğinde de kendi halkının onları hor görmesini sağlayınız.
13 Ekim 2020 00:35
yuksel dedi ki...
3– Adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanınız.
4– Düşman halkın kendi aralarında olan uyuşmazlık ve kavgalarını yayınız.
5– Hasmınızın geleneklerini gülünç hale getiriniz. Son süreçte Türkiye’de yapılmak olanlar kelimesi kelimesine bu maddelere benziyor değil mi?
Hele bir de son süreçte yapılan haberler ve Hatay yangınını da eklerseniz konuya, meselesini ciddiyeti daha da ortaya çıkacaktır.
Yeni bir süreç içindeyiz, hepimizin daha dikkatli olması, hatta uyanık olması gerekiyor. Eskilerin deyimiyle “Su uyur, düşman uyumaz.” Deyip dikkatleri daha da arttırmamız gereken zamandayız.
13 Ekim 2020 00:36
yuksel dedi ki...
Bu vesileyle Hatay’da yangından zarar gören herkese geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu yangını çıkaranları lanetliyorum. Yaptıkları psikolojik savaş boyutunda ama; bu savaşı onlar kaybedecekler.
Vesselam…
13 Ekim 2020 00:37
Tabiatçılar esir maddesini fail zannetmişler.(L.) 336:30.Lem'a, 6.nükte, 1.şua.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.622.
Ene bir taguttur.(M.N.) 100:Habbe;(M.N.)168:Şemme.
Beşincisi," Hayırdan az bir şey almak, şerden çok şeyi terk etmekten daha hayırlıdır.Şerrin tümünü terk etmek, hayırdan az bir şey almaktan daha hayırlıdır " dedi.
YanıtlaSilMünebbihat
İbn Hacer Askalani.
Uyarılar.sy.72.
Ecnebileri taassubu İslâmiyetin inkişafına mâni idi.(H.Ş.) 34.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı Fihrist Ve İndeksi.sy.620.
Şeairin taabbudi kısmı değiştirilemez.(M.) 386: 29.Mektup,1.kısım, 9.nükte.
TA‘LÎL
YanıtlaSilالتعليل
Bir eylemin veya hükmün illete bağlanması anlamında kelâm ve fıkıh usulü terimi.
İlişkili Maddeler
İLLET
Hükmün amacını genellikle gerçekleştirdiği kabul edilen açık ve istikrarlı vasıf anlamında fıkıh usulü terimi.
KIYAS
Bilinenden hareketle bilinmeyene ulaşmayı ifade eden mantık, fıkıh ve dil bilimi terimi.
Müellif:
H. YUNUS APAYDIN
Sözlükte “birini bir şeyle oyalamak, meşgul etmek; ikinci defa su içmek/içirmek” anlamlarındaki all kökünden türeyen ta‘lîl bir eylem veya hükmün illete dayandırılmasını, illete bağlanarak açıklanmasını ifade eder. Ta‘lîlin terim anlamıyla sözlük anlamı arasındaki münasebetin nastaki hükmün illet sayesinde başka (ikinci) olaya uygulanması olduğu söylenebilir. Konuya ilişkin görüş ayrılıklarının önemli bir kısmı tanımda geçen “illet” kavramının açılımıyla ilgili olup bunun gerekçe veya sebep gibi kelimelerle karşılanması tartışmanın boyutunu tam yansıtamayacağı için literatürde kullanılan “garaz, illet-i gāiyye, hikmet, maslahat” terimleri korunmaya çalışılacaktır. Bunlardan ilk ikisi “amaç” ve “sâik” mânasında olup eylem veya hükmü ortaya çıkaran sebebi ve eylem yahut hükmün yönelik olduğu amacı ifade ederken son ikisi “yarar” vb. anlamlara gelip eylem veya hükmün doğuracağı sonucu anlatır. Bazı hadislerde ta‘lîl masdarından türeyen bir fiille aynı kökten gelen illet ve “teille” gibi kelimeler sözlük anlamlarında geçmektedir (Wensinck, el-Muʿcem, “‘ille” md.; İbnü’l-Esîr, III, 291).
Fıkıh usulünde ta‘lîlin konusu, nasların ve içerdiği hükümlerin mâkul bir gerekçeye bağlanıp bağlanamayacağı hususuyla ilgili olmakla birlikte kelâmî yaklaşımların etkisiyle bunun öncesinde nasların sahibi olan ve kitap göndermekle bir hitapta bulunan Allah’ın fiillerinin muallel olup olmadığı konusu da gündeme gelmiştir. Kur’an Allah’ın hitabını temsil ettiği ve hitapta bulunmak da bir eylem olduğu için kelâmcılar, en yararlı olanı (aslah) yapmanın Allah’a vâcip olup olmadığı ve hüsün-kubuh tartışmalarına bağlı şekilde Allah’ın fiillerinin ta‘lîl edilip edilemeyeceği meselesini ele almışlardır. Bu konuda kelâmcılarla İslâm filozofları arasında ortaya çıkan ilk tartışma yaratma fiilinin bir illetinin bulunup bulunmadığıyla ilgilidir. Kelâmcılar âlemin bir amaç ve seçim (kast ve ihtiyar) sonucunda meydana geldiğini söylerken filozoflar bunun icap yoluyla olduğunu, yani tıpkı ateşin yakması ve güneşin ışık vermesi gibi yaratıcının zâtının gereği olduğunu, dolayısıyla O’nun için gāî illetin söz konusu edilemeyeceğini öne sürmüşlerdir. Filozoflara göre Allah’ın bütün fiillerinin zâtının gereği olması O’nun kemal sıfatının bir sonucudur; kelâmcılara göre ise Allah fâil-i muhtârdır (bk. GĀİYYET; İLLİYYET).
YanıtlaSilAmaçla ta‘lîlin anlamı ve boyutu da kelâmcılar arasında tartışma konusu olmuştur. Mu‘tezile kelâmcıları, Allah’ın fiillerinin amaçtan yoksun bulunduğunu söylemenin O’nun abesle iştigal ettiğini kabul anlamına geleceğini, halbuki Allah’ın bundan münezzeh olduğunu belirterek genellikle Allah’ın fiillerinin ta‘lîlini, yani O’nun fiillerinin/hükümlerinin birtakım amaçlarının bulunduğunu kabul etmeyi zorunlu görmüşlerdir. Eş‘arî ekolündeki iki eğilimden birine göre Allah’ın fiillerinin muallel olması zorunlu değildir. Bu yaklaşım sonuçta, ta‘lîlin câizliği ve Allah’ın fiillerinin O’ndan bir lutuf olarak maslahatlarla muallel bulunduğu anlamını içermektedir. Ta‘lîlin Allah’ın başka bir şeyle kemale ermesi gibi bir neticeye götüreceği endişesine dayanan ikinci eğilim Allah’ın fiillerinin muallel olmasının imkânsızlığı yönündedir. Mâtürîdîler’e göre ise Allah’ın fiilleri hikmet ve maslahatla mualleldir. Bunların bir kısmı insanlara âşikâr olur, bir kısmı gizli kalır. Ancak bu muallellik zorunluluk (vücûb) yoluyla değil “tefaddulen”dir. Sünnî kelâmcıları ta‘lîlin zorunlu görülmesine şiddetle karşı çıktıkları gibi Allah’ın fiillerinin bir amaçla ta‘lîl edilmesine de muhtemel bazı sorunlar yüzünden mesafeli yaklaşmışlardır. Onlar Allah’ın fiillerinin ta‘lîlini genelde mümkün görmekle birlikte ta‘lîlin garaz ve illet-i gāiyye ile değil hikmet ve maslahatla olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Teftâzânî bu noktadaki karışıklığı ve yanlış anlamaları gidermek için Allah’ın fiillerinin hikmetle muallel olduğu ifadesine şu şekilde açıklık getirme ihtiyacı duymuştur: Eğer hikmet sözüyle illet-i gāiyye ve garaz-ı bâis kastediliyorsa bu anlamda Allah’ın hiçbir fiili muallel değildir; hikmetin fiiller ve hükümler üzerine terettüp etmesi kastediliyorsa bu anlamda Allah’ın bütün fiilleri mualleldir (Şerḥu’l-Maḳāṣıd, II, 113, 116; İzmirî, II, 302). Sonuçta Allah’ın eylemlerini amaçla ta‘lîl edenler eylemde bulunanı (Allah) önceleyip merkeze alırken yararla ta‘lîl edenler daha çok eylemin muhatabını (insan) merkeze almışlardır.
Fıkıh usulcülerinin ta‘lîl problemiyle ilgilenmeleri öncelikle, mevcut hükmün uygulama alanını genişletmede kullanılması düşünülen kıyasın meşruiyetinin temellendirilmesi amacı taşır. Çünkü kıyas işleminin gerçekleştirilebilmesi nasla sabit hükmün illetinin araştırılıp ortaya çıkarılmasını gerektirmektedir. Ta‘lîlin mümkün olduğu, yani şâriin bazı hükümleri illetleri dikkate alarak koyduğu hususu temellendirilmeden illet araştırması yapmak mümkün değildir. Kıyasın fıkıhta meşrû bir yöntem sayılması nasların ta‘lîl edilebileceğinin, nasların ta‘lîl edilebilirliği de Allah’ın fiillerinin bir şekilde ta‘lîl edilebilir olduğunun ortaya konmasına bağlıdır. Bu sebeple aralarında teorik tartışmalar ve bazı ifadelerinde kapalılıklar bulunsa da Sünnî kelâmcı ve usulcülerinin hemen tamamı Allah’ın fiillerinin hikmet ve maslahatlarla muallel olmasını mümkün görmüştür. Allah’ın fiillerinin ta‘lîl edilmesi mümkün görülmeksizin nasların ta‘lîlinden ve kıyasın meşruiyetinden söz etmek karşıt bir durum olurdu. Ancak Allah’ın fiillerinin ta‘lîl edilebilir olduğunun kabulü, zorunlu şekilde bütün nasların ta‘lîle elverişli ve bütün hükümler bakımından kıyasın meşrû sayıldığını kabul etmeyi gerektirmez. Buna göre bazı usulcülerin şâriin hikmet sahibi olduğu noktasından hareketle bütün hükümlerin bir illete dayandığını, ancak bunlardan bir kısmının illetinin kapalı kalmasının onların illetinin bulunmadığı anlamına gelmeyeceğini ifade etmeleri Allah’ın fiillerinin muallel olduğu genel kabulüyle çelişmez.
YanıtlaSilTa‘lîle ve kıyasa açık hükümler genellikle anlamı, konuluş gerekçesi açık, akılla anlaşılabilir olanlar (ma‘kūlü’l-ma‘nâ) ve açık olmayanlar (taabbüd, taabbüdî, taabbüdiyyât) şeklinde nitelendirilir. Taabbüd sözlükte “kulluğa çağırmak, bir kimseyi köle edinmek, kendini bütün varlığıyla ibadete vermek, mükellef kılmak” gibi mânalara gelir. Kural olarak taabbüdî hükümlerin kıyasa açık olmadığı kabul edilmekle birlikte taabbüdîliğin anlamı, alanı, sınırları konusunda görüş ayrılığı bulunduğu gibi taabbüdî hükümlerin bir yönüyle mâkul anlamlı olup olmadığı ve bazı ayrıntıları itibariyle kıyasa elverişli olup olmadığı konusunda ekoller arasında anlayış ve yaklaşım farklılıkları mevcuttur. Meselâ namaz gerek bütünü gerekse ayrıntıları bakımından taabbüd sayılmış ve namazla ilgili hükümlerin ta‘lîle açık olmadığı söylenmiştir. Buna karşılık şahitlik hükmünün aslı itibariyle mâkul anlamlı olduğu, yani şahitliğin zann-ı gālib teşkil etme amacına yönelik bir hüccet sayılmasının akılla anlaşılabildiği, fakat buradan hareketle ayrıntılarının ta‘lîle elverişli olduğu sonucuna varılmayacağı ifade edilmiştir. Taabbüdî hükümlerde mâkul anlamlı bir yön bulunabildiği gibi tamamen mâkul anlamlı sayılan muâmelât hükümlerinde taabbüdî bir yön olabileceği yaygın biçimde kabul edilmektedir. Yine açık anlamlı olmama özelliği yanında Allah hakları kapsamında yer almasıyla da ilişkili olarak taabbüdî hükümlerin kullar tarafından ıskat edilemeyeceği genel kabul gören bir husustur. Usul eserlerinde kıyasın şartları arasında zikredilen, aslın hükmünün genel kıyas mantığından ayrılıp konulmuş olmaması şartı taabbüdî hükümlerin kıyasa açık sayılmadığının da ifadesidir, zira mâkul anlamlı olmayanlar bu şekilde konulmuş hükümlerdendir.
Kıyası kabul eden fakihler hangi hükümlerin ta‘lîle, dolayısıyla kıyasa elverişli olup olmadığını belirleme ihtiyacı hissetmiş, birinci gruptakiler muallel veya ma‘kūlü’l-ma‘nâ, ikinci gruptakiler taabbüd diye nitelendirilmiştir. İzzeddin b. Abdüsselâm’ın ta‘lîl-taabbüd ayırımında önerdiği kriter, şer‘î hükmün bir maslahatı celp veya bir mefsedeti defettiğinin akıl yoluyla kavranılabilir olmasıdır. Önceki ve sonraki âlimler tarafından yaygın biçimde kabul edilen bu kritere göre bir maslahatı celbettiği veya bir mefsedeti defettiği açık olan hükümler ma‘kūlü’l-ma‘nâ, bir maslahatı celbettiği veya bir mefsedeti defettiği açık olmayan hükümler taabbüd şeklinde adlandırılır (konuya ilişkin diğer bazı değerlendirmeler için bk. İzzeddin b. Abdüsselâm, I, 18).
Ta‘lîli kabul eden usulcü ve fakihler ta‘lîle elverişlilik açısından ibadet ve muâmelât konuları arasında bir ayırım gözetmiş ve birincisinin ilke açısından ta‘lîle kapalı, ikincisinin açık olduğunu, aksi örneklere istisnaî şekilde rastlandığını belirtmiştir. Meselâ Gazzâlî ibadetlerde aslolanın taabbüd, muâmelât konularında aslolanın ta‘lîl olduğunu söylemiştir. Ancak Gazzâlî ve Şâtıbî gibi usulcülerin bu ifadelerinden hareketle onların ta‘lîl konusunda yukarıda anlatılanlardan farklı veya onları uzlaştırıcı yeni bir görüş ileri sürdüklerini düşünmek doğru değildir. Çünkü orada konu nasların ta‘lîl edilebilirliği düzeyinde ele alınırken Gazzâlî’nin ifadesi ta‘lîl edilebilirlik aşamasından sonraki bir düzeye ilişkindir. Nasların ta‘lîlini kabul eden usulcüler genellikle ibadet hükümlerinin ta‘lîle kapalı, muâmelât hükümlerinin ise açık olduğunu söyleseler de ibadet hükümlerinin belli oranda mâkul anlam içerebileceğini, muâmelât hükümlerinin de bir tür taabbüd anlamı içerdiğini belirtmişlerdir. Bu konuda İbn Rüşd’ün yaptığı “ibâdî mâna-maslahî/mâkul mâna” ayırımı dikkat çekicidir. İbn Rüşd duyularla algılanabilen işlere yönelik anlamı maslahî/mâkul, gözle görülür, elle tutulur mâkul bir mâna aranmaksızın sırf nefis tezkiyesine yönelik anlamı ibâdî şeklinde niteler. Ona göre mâkul maslahatların farz ibadetlerin sebepleri olması ve şer‘in bir ibadette her iki anlamı da dikkate alması mümkündür.
Meselâ abdestte niyeti şart koşanlar abdesti tıpkı namaz gibi sırf Allah’a yakınlık diye algılarken bazıları mâkul anlamlı (meselâ temizlik mânası taşıyan) bir ibadet olarak değerlendirir ve niyeti şart koşmadığı gibi su dışında temiz bir sıvı ile de abdest almayı câiz görür. Bu örnek, ta‘lîlin yerine göre bir işlemin saf ibadet olup olmadığını anlama hususunda da kullanıldığını göstermektedir.
YanıtlaSilNasların ta‘lîli hususunda başlıca iki yaklaşım bulunmaktadır. Nasların ta‘lîl edilemez olduğunu savunan yaklaşıma göre naslar ve içerdiği hükümler sırf taabbüd diye nitelenir. Bu kullanımda taabbüd Allah’ın mükelleflerden hükümlerin gereğini anlam, amaç ve konuluş gerekçesi üzerinde düşünmeden yerine getirmelerini istemiş olması anlamındadır. Muhatap/kul boyutundan bakıldığında ise taabbüd, hangi anlam veya amaç için konulduğunu irdelemeden hükmün gereğinin yerine getirilmesi, bütün hükümlere sanki birer ibadetmiş gibi yaklaşılması demektir. Kıyası bir nasta yer alan hükmü o nasta sözü edilenler dışına taşımaya yarayan bir araç şeklinde görmeyen âlimlerin bu yaklaşımın savunucuları olduğu söylenebilir. Bunlar başta Şîa, genelde Zâhirîler ve bir kısım Mu‘tezile’dir. İkinci yaklaşıma göre ise nasların ta‘lîli mümkündür. Ta‘lîl kelimesi burada taabbüdün tam karşıtı olarak kullanılmakta ve nasların içerdiği hükümlerin akıl yoluyla kavranılabilir anlamlara dayanmasının mümkün olduğunu ifade etmektedir. İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğunun benimsediği bu yaklaşımın sahipleri kıyası meşrû bir yöntem diye kabul eder. Geniş bir yelpaze oluşturan bu grupta -illetin mahiyeti konusunda aralarında bazı farklılıklar bulunmakla birlikte- genellikle Sünnî âlimlerle Mu‘tezile’nin çoğunluğu yer alır.
Nasların ta‘lîlini mümkün görenler ta‘lîl edilebilirliğin aslî/ilkesel mi ârızî/istisnaî mi olduğu, ayrıca bunun sınırları ve şartları konusunda farklı görüşler ortaya koymuştur. Bu görüş ayrılıklarının belli ölçüde onların kıyas anlayışlarına ve kıyasla bir şekilde ilişkilendirilen istihsan ve ıstıslah tartışmalarına yansıdığı görülür. Nasların ta‘lîli hususunda özellikle Hanefî fıkıh usulü literatüründe başlıca dört görüş vardır. İlk defa Debûsî tarafından yapılan ve nasların ta‘lîli konusunda kendi zamanına kadarki yaklaşımları yansıtan bu gruplandırma fazla değişikliğe uğramadan sonraki birçok usulcü tarafından tekrar edilmiştir. Bu görüşler genel hatlarıyla şunlardır: 1. Aslolan nasların ta‘lîl edilmemesi, ancak ta‘lîl edilebilirliği yönünde bir delilin bulunması halinde ta‘lîl edilebilmesidir. Bu yaklaşımın temel gerekçesi şöyle ifade edilebilir: Hükmü gerektiren şey nassın illeti değil sîgasıdır. İllet nassın delâlet ettiği, gösterdiği bir şey de değildir. Ta‘lîl ile birlikte hüküm sîgadan illete intikal etmiş olur. Sîga ile illet arasındaki ilişki hakikatle mecaz arasındaki ilişki gibi olup bir delil bulunmadıkça hakikat bırakılıp mecaza gidilemediği gibi bir delil olmadıkça sîga bırakılıp illete gidilemez. Fakat nas hükmün illetini açıklamışsa bu durumda hükmü illetiyle değil sîgasıyla gerektirmektedir. Ta‘lîli tamamen reddetmeyip bir delilin bulunması şartına bağlayan bu yaklaşım kıyasa hiçbir şekilde kapı aralamayan sırf taabbüd yaklaşımından ayrılmaktadır.
2. Aslolan nasların elverişli bütün vasıflarla ta‘lîl edilebilmesidir. Naslar bir engel bulunmadıkça hükmün kendisine izâfe edilmesine elverişli her vasıfla ta‘lîl edilebilir. Hükmü gerektiren şey (mûcib) nastır, bununla birlikte onun hükmü gerektirmesi o hükmün sâiki olduğu anlamında değil sîgasıyla ortaya çıkarıcısı (muzhir) olduğu anlamındadır, hükmün sâiki ise illettir. Bir başka anlatımla nas asılda hükmü sîgasıyla, fer‘de illet sebebiyle gerektirir; ta‘lîl de hükmü fer‘de ispat etmektir.
. Bu yaklaşıma göre kıyasın -“Naslar arasında şunda olur şunda olmaz” gibi bir ayırım yapılmaksızın- şer‘î bir hüccet ve meşrû bir yöntem sayıldığı üzerinde icmâ edildiği dikkate alınınca bir engel bulunmadıkça nasların muallel olduğunu kabul etmek gerekir. Leknevî bunları iki uç görüş diye niteler (Fevâtiḥu’r-raḥamût, II, 293-294). Bunların ekol düzeyinde nisbeti mümkün olmayıp bazı usulcülerin bu görüşleri benimsediği söylenebilir. Meselâ birinci görüş genelde Zâhirîlik eğilimi taşıyan, fakat kıyası son derece dar bir çerçeveye indirmekle birlikte büsbütün inkâr etmeyen Kâşânî ve Nehrevânî gibi âlimlere nisbet edilebilir.
YanıtlaSil3. Ta‘lîlin yapılacağı vasfı diğer vasıflardan ayıran bir delil bulunması halinde aslolan nasların herhangi bir vasıfla ta‘lîl edilebilmesidir. İkinci yaklaşımda bir engel olmadıkça bütün vasıfların ta‘lîle elverişli sayıldığı baştan kabul edilirken bu yaklaşımda ta‘lîlin bütün vasıflarla değil bir vasıfla gerçekleşeceği ve bu vasfı diğerlerinden ayıran bir delile ihtiyaç bulunduğu öne sürülmektedir. Bunun gerekçesi bazı vasıfların geçişli, bazılarının geçişsiz olması, dolayısıyla her vasıfla ta‘lîlin mümkün görülmesi halinde geçişliliğin hem varlığı hem yokluğu gibi çelişkili bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Teftâzânî, sonraki Şâfiîler arasında ta‘lîlin değil taabbüdün asıl olduğu görüşü yaygınlık kazanmakla birlikte Şâfiî’ye bu görüşün nisbet edildiğini belirtir. Şâfiî usulcülerinden Şehâbeddin ez-Zencânî’nin ifadeleri bu tesbitin pek de isabetsiz sayılmadığını gösterir. Zira Zencânî Şâfiî’ye, “Aslolan taabbüddür” şeklinde bir görüş nisbet ettiği gibi arkasından, “Bu hükümlere taalluk eden maslahatlar ise aslen ve maksûden değil zımnen ve tebean hâsıldır” diyerek bu nisbetin nasların ta‘lîlinden ziyade Allah’ın fiillerinin muallel olmadığını belirtme amacı taşıyabileceğini, yani konuyu kelâmî boyutla usûlî boyutu harmanlayarak takdim ettiğini düşündürmektedir. Öte yandan Zencânî’nin ta‘lîlin mi yoksa taabbüdün mü ilke sayıldığı hakkında farklı bir değerlendirmesi vardır. Başta Şâfiî olmak üzere Sünnîler’in çoğunluğuna nisbet edilen, şer‘î anlam ve hükümlerin a‘yânın sıfatı olup olmadığına ilişkin bu değerlendirmeye göre tahâret, necâset, kölelik, mülkiyet, âzatlık ve hürriyet gibi bütün şer‘î anlamlar ve bir yerin temizliği, bir kimsenin hürlüğü veya köleliği gibi diğer şer‘î hükümler nisbet edildikleri şeylerin (a‘yân) sıfatları değildir; aksine bunlar muallel olmayıp Allah’ın tahakküm ve taabbüd şeklinde ortaya koyduğu hususlardır. Allah’ın kazâsını çevirecek ve hükmünü sorgulayacak kimse yoktur. O yaptığından sorumlu değildir, ancak kullar sorumludur. İnsanın eksik görüşleri ve kusurlu fikirleri bunların hakikatlerine, bunlara ilişkin maslahatlara vâkıf olma noktasına gelemez. Maslahat aslen ve maksuden değil zımnen ve tebean hâsıldır. Zira Allah’ın hükmünde maslahatın bulunması vâcip değildir (Taḫrîcü’l-fürûʿ, s. 38). Debûsî ve onun ardından Abdülazîz el-Buhârî üçüncü görüşün Şâfiî’ye doğrudan nisbetinde tereddüt etmiş, fakat onun bazı kabul ve çözümlerinden hareketle ve ihtiyatlı bir üslûp kullanarak bu görüşün kendisine nisbet edilebileceğini dile getirmiş, Sadrüşşerîa ve Teftâzânî bu nisbeti tasrih etmiştir. Hanefî usulcülerinden Alâeddin es-Semerkandî ise bu görüşü Şâfiî ile birlikte bazı Hanefîler’e izâfe etmiştir (Taḳvîmü’l-edille, s. 317; Mîzânü’l-uṣûl, II, 897; Keşfü’l-esrâr, III, 432). Şâfiî ekolünün kıyas anlayışı ve ilk dönemlerden itibaren maslahat eksenli düşünüşe kapı aralaması da ta‘lîl konusundaki yaklaşımıyla uyumlu görünmektedir. Gazzâlî’nin, hocası İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî’den esinlenerek (el-Burhân, II, 581-584) şeriattaki her hükmü ta‘lîl etmenin peşine düşmemek gerektiğine dikkat çektikten sonra hangi nassın ta‘lîle elverişli olduğunu anlama hususunda önerdiği şu esnek ve geniş kriter bu tesbiti teyit etmektedir: Muhîl, münasip, düzenli ve şer‘î bir aslın iptal etmediği bir anlamın söz konusu olduğu her hüküm mualleldir. Bu şekilde olmayan hususlarda ise -ibadetler ve mukadderât gibi- “kıyâs ma‘ne’l-asl” ve şartlarını taşıması halinde şebeh kıyası uygulanabilir.
Yine Şâfiî ekolünde, “Ta‘lîl edilmesi mümkün görülen her hükümde kıyas câridir” (el-Müstaṣfâ, II, 332) şeklindeki kabule uygun olarak kıyasın hadlere, kefâretlere, miktarları şer‘an tayin edilmiş konulara (mukadderât) ve ruhsatlara teşmil edilmesi de bu yaklaşımın bir yansımasıdır. Bu görüşün literatürde usulcülerin geneline nisbet edildiği noktasından hareketle Mâlikî ve Hanbelî usulcülerini de bu görüş altında düşünmek mümkündür (İbn Kudâme, II, 218).
YanıtlaSil4. Ta‘lîlin yapılacağı vasfı diğer vasıflardan ayıran bir delil yanında illeti tesbit edilecek nassın prensipte muallel olduğunu gösteren bir delilin bulunması şartıyla naslarda aslolan ta‘lîldir. Bu yaklaşımda üçüncü görüşten farklı olarak ta‘lîl ve temyiz işine girişmeden önce ayrıca illeti bulunup çıkarılmak istenen nassın muallel olduğuna dair bir delilin bulunması şart koşulmaktadır. Çünkü bu anlayışa göre naslarda aslolanın ta‘lîl olduğunun kabulü ilzam için değil sadece def‘ için uygundur; diğer bir ifadeyle bu kabul her nassın muallel sayılmasını gerektirmeyeceğinden illeti bulunacak nassın muallel olduğunun ayrıca ispatlanması gerekir. Bir nassın muallel olduğu açıkça nasla belirlenmesinden, nassın fehvasından, nassın hükmüyle istidlâl edilmesi yoluyla ve nassın muallel olduğu konusunda kıyası benimseyenlerin görüş birliği içinde bulunmasından anlaşılabilir (örnekleri için bk. Serahsî, II, 149). Birinci görüşün bazı Hanefî usulcülerine nisbet edildiğine rastlansa da (Merdâvî, VII, 3365) ikinci ve üçüncü görüşlere nazaran daha sıkı olan dördüncü görüşün Hanefîler’e nisbeti daha yaygındır. Debûsî, Pezdevî, Serahsî ve Sadrüşşerîa dördüncü görüşün Hanefîler’e ait olduğunu açıkça belirtmektedir (Taḳvîmü’l-edille, s. 317; et-Tavżîḥ, II, 64). Neticede Hanefî ekolünün ta‘lîl konusunda diğer Sünnî ekoller içerisinde daha sıkı, katı ve daraltıcı bir yaklaşıma sahip olduğu söylenebilir. Bu yaklaşımın açık bir şekilde yansıdığı konuların başında Hanefî ekolünde kıyasın geçerlilik şartlarının ve özellikle illeti belirleme işinin sıkı kurallara bağlanması gelmektedir. Tarihsel süreç içerisinde bilhassa geç dönemlerde Hanefî ekolüne mensup âlimler arasından kıyasın dar kalıplarının aşılmasına, maslahat eksenli çıkarıma, yeniden yapılanmaya ve mutlak ictihada vurgu yapan kimselerin çıkmayışı ve diğerlerine göre Hanefî ekolünün daha muhafazakâr söylemlere sahip oluşu, yine Hanefîler’in hadler, kefâretler, mukadderât konusunda kıyasın uygulanamayacağını kabul etmeleri ve asıldaki hükmün illetle değil doğrudan nassın kendisiyle sabit olduğunu ileri sürmeleri onların ta‘lîl konusundaki temel yaklaşımlarıyla yakından ilgilidir.
YanıtlaSilBİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, Beyrut, ts. (Dârü’l-fikr), III, 291; Lisânü’l-ʿArab, “ʿall” md.; Debûsî, Taḳvîmü’l-edille (nşr. Adnân Ali), Beyrut 2006, s. 317-320; İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, el-Burhân fî uṣûli’l-fıḳh (nşr. Abdülazîm ed-Dîb), Devha 1398, II, 581-584; Ebü’l-Muzaffer es-Sem‘ânî, Ḳavâṭıʿu’l-edille (nşr. M. Hasan İsmâil eş-Şâfiî), Beyrut 1997, s. 137; Pezdevî, Kenzü’l-vüṣûl (Abdülazîz el-Buhârî, Keşfü’l-esrâr içinde, nşr. Muhammed el-Mu‘tasım-Billâh el-Bağdâdî), Beyrut 1417/1997, III, 431-442; Şemsüleimme es-Serahsî, el-Uṣûl (nşr. Ebü’l-Vefâ el-Efgānî), Beyrut 1393/1973, II, 144-149; Gazzâlî, el-Müstaṣfâ, II, 332; a.mlf., Şifâʾü’l-ġalîl (nşr. Hamed el-Kebîsî), Bağdad 1390/1971, s. 204; a.mlf., el-Menḫûl (nşr. M. Hasan Heyto), Dımaşk 1400/1980, s. 385; Alâeddin es-Semerkandî, Mîzânü’l-uṣûl (nşr. Abdülmelik Abdurrahman es-Sa‘dî), Bağdad 1407/1987, II, 895-898; Şehristânî, Nihâyetü’l-iḳdâm (nşr. Ahmed Ferîd el-Mezîdî), Beyrut 2004, s. 222-232; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, I, 6, 12; İbn Kudâme, Ravżatü’n-nâẓır, II, 218; Âmidî, Ebkârü’l-efkâr (nşr. Ahmed Ferîd el-Mezîdî), Beyrut 2002, I, 580-595; Şehâbeddin ez-Zencânî, Taḫrîcü’l-fürûʿ ʿale’l-uṣûl (nşr. M. Edîb Sâlih), Dımaşk 1382/1962, s. 38-46; İzzeddin İbn Abdüsselâm, Ḳavâʿidü’l-aḥkâm, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), I, 18; Abdülazîz el-Buhârî, Keşfü’l-esrâr (nşr. Muhammed el-Mu‘tasım-Billâh el-Bağdâdî), Beyrut 1417/1997, III, 431-442; Sadrüşşerîa, et-Tavżîḥ fî ḥalli ġavâmiżi’t-Tenḳīḥ (Teftâzânî, Şerḥu’t-Telvîḥ içinde), Kahire 1377/1957, II, 64-65; Adudüddin el-Îcî, el-Mevâḳıf, Beyrut, ts., s. 331-332; Şâtıbî, el-Muvâfaḳāt, Beyrut 1991, II, 297-310; Teftâzânî, Şerḥu’t-Telvîḥ, Kahire 1377/1957, II, 64-65; a.mlf., Şerḥu’l-Maḳāṣıd (nşr. Abdurrahman Umeyre), Beyrut 1409/1989, II, 113-116; IV, 301-306; Ali b. Süleyman el-Merdâvî, et-Taḥbîr şerḥu’t-Taḥrîr (nşr. Ahmed b. Muhammed es-Serrâh), Riyad 1421/2000, VII, 3363-3367; İzmîrî, Ḥâşiye ʿalâ Mirʾâti’l-uṣûl, İstanbul 1309, II, 301-303; Bahrülulûm el-Leknevî, Fevâtiḥu’r-raḥamût (Gazzâlî, el-Müstaṣfâ içinde), Bulak 1324, II, 293-295; M. Mustafa Şelebî, Taʿlîlü’l-aḥkâm, Beyrut 1401/1981, s. 97-111.
ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNİN ÜSTESİNDEN GELEBİLMEK İÇİN KÜLTÜREL İKTİDAR!
YanıtlaSilEfendim, konuya buradan girdik…
Biraz da “sosyolojik tahlil” kıvamında devam etmiş olalım:
İlk gençlik yıllarını Sol-Kemalist çevrede geçirmiş ve gazeteciliğe oralarda adım atmış bir vatan evlâdı olarak, “Ya arkadaş, böyle gaflet gaflet nereye kadar, toprak kokan insanlara destek verelim!” şuuruyla, “muhafazakâr kesime” geçiş yaptık.
Yapınca da, bu çevrelerdeki “sıcaklığın” yanı sıra, müthiş bir “özgüven eksikliğini” fark ettik.
“Muhafazakâr kesim”deki “habercilerin” çoğu, “soru sormaya” bile çekinir hallerdeydiler.
Kendi sahalarında esip gürlüyorlardı ama “Kendileri gibi düşünmeyenlerin” basın toplantılarına ve diğer etkinliklerine gittiklerinde, “istenmeyen misafir” pozisyonunu alıyor, bir köşeye siniyor, aralarında “küçük” gruplar oluşturuyor, adeta birbirlerine sığınıyorlardı.
Bazı etkinliklerde “net sorular” yöneltip, net tavırlar ortaya koyduğum ve fikrimi “lâfı eğip bükmeden ve nezâket çerçevesini de aşmadan” ifade ettiğim için “Sizin kesimde böyle gazeteciler pek olmaz!” yollu ifadelere maruz kalıyordum.
“Benim gibi olmaz da, nasıl olur?” diye sorduğumda da…
“Genellikle ürkek, çekingen olurlar, belli bir çevrenin dışına da pek çıkmazlar!” karşılığını alıyordum.
Bu kesimin çoğu akademisyeni de böyleydi, epeyce ürkek, epeyce çekingen…
Muhafazakârlar “Deplasmanda oynamayı!” hiç sevmiyorlardı.
Bu geniş kesimin genel tavrı, “Siyasi Alanda” kendilerine öncülük eden Rahmetli Necmettin Erbakan Hoca’nın, kendinden emin, rahat, ince esprili hâliyle pek de uyumlu değildi.
CHP Zihniyeti’nin baskısı altında inim inim inlemiş, ezim ezim ezilmiş vatandaşlarımızın evlâtlarının çoğunda “özgüven eksikliği” görülüyordu.
Uzun yıllar boyunca devam eden mücadeleler, “ticaret ve siyaset”in sunduğu imkânlar, bu eksikliğin bir ölçüde giderilmesini sağladı ama…
Bir ölçüde işte!..
Özgüvenini her vesileyle ortaya koyan Sayın Erdoğan’ın öncülüğünde gerçekleştirilen bunca “icraata” ve alınan bunca “mesafeye” rağmen, bu özgüven eksikliğinin “büyük ölçüde” devam ettiğini görüyorum.
Sayın Erdoğan, “söke söke almanın” önemine vurgu yapıyor ama genel eğilim böyle değil.
Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in işaret ettiği,
“ ‘Kim var!’ diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert ‘Ben varım!’ cevabını verici, her ferdi ‘Benim olmadığım yerde kimse yoktur!’ duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...” çizgisinin çok uzağında günümüz muhafazakârı
Bir şeyler eksik…
YanıtlaSilBakıyorsunuz;
Uzun yıllar boyunca iktidarda olmasına ve “fiziki imkânların” büyük bölümüne hükmedebilmesine rağmen, “muhafazakâr çerçeve” hâlâ “meşruiyet arayışındaymış” gibi bir görüntü arz ediyor.
CHP zihniyeti en ağır, en savunulamaz fiillerin sahiplerine, gözünü budaktan sakınmadan sahip çıkarken, “muhafazakâr takımı”, kendilerine uzun yıllar boyunca katkı sağlamış, fedakârlıklarda bulunmuş mensuplarını bir kalemde çiziveriyor!
İçlerinden biri, maksadını aşan bir ifade kullandığında “CHP Zihniyeti”nin hedefi haline geliyor ve “muhafazakâr takımı” da, “Aman bu işin bize zararı dokunmasın!” anlayışıyla “linç operasyonlarına” destek veriyor.
CHP zihniyetinin taktiği açık;
“Teker teker hedef al, teker teker bitir ve her birini iyice yalnızlaştır!”
O zihniyet bunu yaparken “Bu zihniyet”, orantısız güç kullanımına katkı sağlıyor.
“CHP Zihniyeti’nin yere düşürdüğüne” bir tekme de bu taraf atıyor.
“Saptırmalara” bir ölçüde mâni olabilmek için hemen şunu ifade edeyim:
“Kendinizden olanın her yanlışına göz yumun!” gibi bir mesaj veriyor değilim.
Asla ve kat’a!..
Benim misallerim başka.
İsim isim, olay olay belirtmeye gerek yok, zira misal çok!..
“Muhafazakar Takımı”ndan biri, maksadını “biraz” aşan bir paylaşımda bulunsa, bir lâf etse, bir hareket yapsa…
CHP zihniyeti hemen linç operasyonuna başlıyor ve “muhafazakâr takımı”ndan geniş bir kesim de bu toplu eyleme katkıda bulunuyor!
Bu benim başıma da geldi.
Öylesine rezil iftiralara maruz kaldım ki…
Derdimi anlatana kadar, CHP Zihniyeti’nden işitmediğim lâf kalmadı.
Bu arada, “muhafazakâr takımı”ndan birileri de, anlayıp dinlemeden bana “sataşmaya” kalkıştı.
Neyse, dik durduk, yalanları “azıcık aklı olanın görebileceği” netlikte ortaya koyduk da, iki taraflı saldırılar epeyce kesildi.
CHP çevrelerinin başlattığı “İftiralarla Linç Operasyonu”na katkı veren “muhafazakârlar” dan bazıları beni arayıp, “Ya kardeş hakkını helâl et, anlamadan, dinlemeden gaza gelmişiz!” dedi.
Bazıları ise, “helâllik isteme” ihtiyacını bile hissetmedi!..
YanıtlaSilE, kardeş, bu hesaplar ne olacak?..
Bugün değilse, yarın, günün birinde, sanki sorulmayacak!..
Biz, uzun yıllar boyunca ne badireler atlatmışız Allah’ın izniyle.
Derdimiz kendi derdimiz değil, ne vakittir kendi derdimizi unutmuş haldeyiz.
Bizi endişelendiren, bu memleketin taşında, toprağında, dağında, ırmağında emeği bulunan insanların bir türlü “Kültürel İktidara” ulaşamamaları…
Meseleyi “Yeterince oy alabildiğimiz müddetçe varız!” noktasının ötesine taşıyamamaları…
“Her dem yeni doğarız!” özgüvenine kavuşamamaları!..
Daha fazla uzatmadan sonuca varalım:
“Bu muhafazakârlar” günün birinde “büyük bir seçimi kaybedecek olurlarsa, içlerinden bazılarını “kibir abideleri” haline getiren makamların, mevkilerin yanına bile yaklaşamazlar!
Gözlerinin üzerinde kirpik, kaş olması bile “kabahat” haline getirilir.
Düşünün;
İktidarda CHP olacak da, muhafazakâr takımından sanatçılara ekranlarını açacak, en güzel imkânlarını sunacak, kendi adamına gösterdiği ilginin milyon katını “elin adamı”na gösterecek!..
Nerdeee…
Bir şeyler yazdık işte anlayan anlar, duyan duyar…
Duymayan kulaklardaki pamuklarla dolaşmaya devam eder.
Hamid : Isparta vilayetinin Osmanlılar devrindeki adı.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.329.
Zekât-ül ömr : Ömrün zekâtı, (mec.) Hayatta özel olarak ahiret için ayrılması gereken zaman süresi, Bediüzzaman Hazretlerinin Abdülhamid Hana hitaben söylediği söz. Yani geriye kalan ömrünü Ömer ibni Abdülaziz gibi yap ve yaşa!
YanıtlaSilTabiratlı, Terkibli, Ansiklopedik.
Risale-i Nur'un Büyük Lügatı.sy.1385.
YanıtlaSilORG.HİLMİ ÖZKÖK İLE İLGİLİ HABER7 SİTESİNDE ÇIKAN BİR HABERE YAPILAN YORUM.
ORG.HİLMİ ÖZKÖK İLE İLGİLİ HABER7 SİTESİNDE ÇIKAN BİR HABERE YAPILAN YORUM...
Okunma Say�s�: 411
YÜCE ATATÜRK'E AİT ESKİ TÜRÇE OLARAK KALEME ALDIĞI TÜRK İSLAM ALEMİNİ İLGİLENDİREN EY TÜRK GENÇLİĞİ HİTABESİNİN İÇERİĞİNDEKİ ŞİFRELİ GİZLİ BİLGİLER HAİZ MUCİZE VASİYETNAMESİ.
BELGE . 3..
Okunma Say�s�: 3156
YÜCE ATATÜRK'E AİT ESKİ TÜRÇE OLARAK KALEME ALDIĞI TÜRK İSLAM ALEMİNİ İLGİLENDİREN EY TÜRK GENÇLİĞİ HİTABESİNİN İÇERİĞİNDEKİ ŞİFRELİ GİZLİ BİLGİLER HAİZ MUCİZE VASİYETNAMESİ.
BELGE . 2..
Okunma Say�s�: 1095
YÜCE ATATÜRK'E AİT ESKİ TÜRÇE OLARAK KALEME ALDIĞI TÜRK İSLAM ALEMİNİ İLGİLENDİREN EY TÜRK GENÇLİĞİ HİTABESİNİN İÇERİĞİNDEKİ ŞİFRELİ GİZLİ BİLGİLER HAİZ MUCİZE VASİYETNAMESİ.
BELGE . 1..
Okunma Say�s�:
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi
YanıtlaSilGenel
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Mustafa Kemal Atatürk
"İnsanlar helâk oldu; âlimler müstesna.Alimlerde helak oldu ; ilmiyle amel edenler müstesna.Amel edenler de helâk oldu; ihlas sahipleri müstesna.İhlas sahiblerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadırlar.
YanıtlaSilRisale-i Nur'da Geçen Âyet ve Hadis Meâlleri.
sy.240.
Bir işte İlim, Amel, İhlas, Sünnete Uygunluk olmak lazımdır.
YanıtlaSilMahmud Esad Coşan
Akra fm.
Hadisler Deryası.
İlim sahibi olmak sonra ilimle amel etmek,amelinde ihlaslı olmak, bu da yetmez Peygamberimiz'in s.a.v. sünnetine uyuyormu ona bakılır...
Rabbimiz! "Bismillahirrahmanirrahim, Ha mim, Tenzilü'l-Kitâbi'nin hakkı için ve onun hürmetine, günümüzde maddi-manevi sıkıntılarla boğuşan ve bir türlü huzur bulamayan insanlık ailesini ıslah eyle! Onlara en kısa zamanda hidayetler nasip eyle. Hem dünyada hem ahirette mutluluğa eriştirecek iz'an ve şuuru nasip et!
YanıtlaSilKenzü'l Arş Duası
Esrarı, Hikmeti, Fazileti.sy.52.
Bozdağa göre vasiyet açıklanabilseydi Türkiye'de her şey değişebilirdi.
YanıtlaSilİsmet Bozdağ Açıklıyor.
Atatürk'ün Gizlenen Vasiyeti.sy.26.
1988.ocak .17.sayı.2.yıl.6.Nokta. Dergisi.
Namaz mektebine kaydolup günde kirk defa rükú eden başlar,
YanıtlaSilhuzurunda eğilmeye layık yegane varliğin Allah Azze ve Celle
olduğunu öğrenirler. Peygamber-i Ekber dünya nın Cenáb-ı
Hakk ın yanında bir sinek kanadı kadar kymetinin olmadığını
öğrendikleri için dünyâ ve içindekiler onların gözünde her rükû
ettiklerinde küçülerek adeta bir nokta hâline dönüşür. Artık onlar
ebedi ve bakî olan ahiret âlemine nisbetle fani, geçici ve yok olmaya
mahkum olan dünyánin metaîna iltifat etmeyi, nokta kadar menfaat
için virgül kadar eğilmeyi ya da herhangi bir kulun veya otoritenin
önünde baş eğmeyi namaz mektebinde öğrendiklerine ihânet
sayarlar.
Bugün namaz kîlmasına rağmen üç kuruşluk menfaati için zâlimin
karsisinda elpençe divân duranlar, Allah ve Rasûl düşmanlarına boyun eğenler seni aldatmasın. Onlar her ne kadar
namaz kılsa da kiyâmin, riükúnun ma'nāsını kavrayamamış
nasibsizlerdir.Eğer birileri namaz klmasına rağmen hakk, hakikati
gördügü hálde teslîim olup boyun eğmiyor, hâla haklı çıkmak için
tartişmaya devam ediyorsa bil ki o kişi de rükûdan nasibdar alamamiş, hakkin karşisinda boyun bukmesini beceremeyen bir zavallidir.
O hálde sakin sen herkesin secdeye da'vet edildiği kuyâmet gününde
dünyâda secde etmeyenlerin buna güç yetiremeyeceği; horluktan
gözleri öne dişmüş, zilletin kendilerini kuşattiği kimselerden olma!
Bilesin ki, Halika yapacağın bir secde seni mahluka yapacağın bin
secdeden kurtaracaktir. Unutma! şairin dediği gibi "Haram kazanılan aş, aştan sayulmaz. Hak için akmayan yaş, yaştan
Saylmaz. Kisşi, başım var diye övünmesin! Secdeye varmayan baş,
baştan sayılmaz."
EN SEVGIYLE BAŞ BAŞA
Selim Seyhan
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil314 1 Ne mutlu gece hacı olup, gündüz gazaya gidene. O öyle bir kimsedir ki, başı kalabalık, hali de perdeli, dünyadan aza kanaatkar, çoluk çocuğunun yanına gülerek girer, gülerek çıkar. Nefsim yed-i kudretinde olana yemin ederim ki, böyle adamlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki hacıların ve gazilerin ta kendisidir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
314 2 Ne mutlu İsa (a.s.) indikten sonraki hayata. Göğe rahmet için, arza da yeşertmek için müsaade edilir. Taş üzerine tohum ekilse biter, insanlar arasında kin ve çekememezlik olmaz. Hatta bir adam bir aslana rastlasa aslan ona dokunmaz. Yılana bassa yılan onu sokmaz. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
314 3 Ne mutlu Allah (z.c.hz)'nin gölgesine önden koşanlara. Onlar, hakları verildiğinde kabul eder, başkalarının hakları kendisinden istenildiğinde bol bol verirler ve onlar öyle kimselerdir ki, kendileri için nasıl hüküm verirlerse, başkaları hakkında da öyle hüküm verirler. Hz. Âişe (r.anha)
314 4 Ağızlarınızı temiz ve hoş tutun. Zira onlar Kur'an yoludur. Hz. Vadîn (r.a.)
314 5 (Peygamberimizin marazı mevtinde kendisine Zatülcenb ilacı içirmek istemişler) Siz zannettiniz ki Allah Bana zatülcenbi musallat etti, öyle mi? Allah bunu yapmadı. Nefsim Yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah bu evde Bu ilacı kullanmadık kimse bırakmayacak, amcam Abbas müstesna. Hz. Âişe (r.anha)
314 6 Mü'minin sırtı korudur. (Taht-ı emniyettedir) Zimmetine hak geçirmedikçe. ( Şer'i ceza hariç) Hz. İsmet (r.a.)
314 7 Onlar için namaz aşikare oldu, onu kabul ettiler. Zekat gizli oldu, onu yediler. İşte bunlar münafıktır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
314 8 Hastayı yoklayan kimse, Cennet bahçesindedir ve onun yanına oturduğunda ise Allah'ın rahmeti kendisini sarar. Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
314 9 Hastayı yoklayan adam, Allah (z.c.hz)'nin rahmetinde yüzerek gelir ve yanına oturduğunda rahmet onu kaplar. Elini hastanın eline veya başına koyup "Nasılsın" diye sorması ise, ziyaretin tamamlanmasındandır. Sizin selamlaşmanızın tamamlanması da aranızda musafaha ile olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
314 10 Allah Ali (r.a.)'a düşman olana düşman olur. (Veya olsun.) Hz. Rafi' (r.a.)
314 11 İlminden faydalanılan bir alim, bin abidden hayırlıdır. Hz. Ali (r.a.)
314 12 Acebdir şu mü'minin işi, herşeyi olduğu gibi hayırdır. Ve bu, mümine mahsustur. Sevinç verici halde şükreder, ona hayır olur. Zarara uğradığında sabreder, gene hayır olur. Hz. Suheyb (r.a.)
314 13 Hayran oldum. Allah (z.c.hz)'nin mü'min için takdirine. Kendine hayır isabet ettiğinde, Rabbına hamdeder ve şükreder. Şer isabet ettiğinde de Rabbına hamd eder. Mümine her şeyde ecir vardır. O derecede ki, ailesinin ağzına verdiği lokmada dahi kendisine ecir verilir. Hz. Saad İbni Ebi Vakkas (r.a.)
Fen külli kanunlardan ibârettir.( M.h.) 34:1 maka.9.muk.
YanıtlaSilEsmâül Hüsna fenlerin ve Kemâlatın kaynağıdır.(S.) 238:20.Söz 2.makam, bir nükte.
Bir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.
İsmail Mutlu.
sy.209.
1 Ocak 2021 22:11 Sil
Mensuh ile amel caiz değil.(Mn.) 117.
YanıtlaSilVasiyetnâme sunnettir.( E.L.) 1:132.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi.
İsmail Mutlu.
sy.212,213.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil245 1 Hz. Musa (a.s) ehli için koyun gütmekte iken Peygamber oldu. Bende ehlim için Ciyad'da koyun güderken Peygamber oldum. Hz. Ebû Said (r.a.)
245 2 Ben ve kıyamet- şehadet parmağı ile orta parmağını işaret ederek- şöyle iki parmak gibi yakın iken gönderildim. Hz. . Enes (r.a.)
245 3 Ben kıyametin önü sıra kılıçla baas olundum. Taki şeriki olmayan Allah'ın yalnız kendisine ibadet edile. Rızkım, mızrağımın gölgesinde takdir kılınmıştır. Emrime muhalefet edene zillet ve aşağılık takdir edilmiştir. Kim ki, bir kavme benzemeye gayret ederse, o onlardandır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
245 4 Ben davetçi ve tebliğci olarak gönderildim. Hidayeti verme meselesinde rolüm yok. (Hidayet Allah'tandır.) İblis de süsleyici, bezeyici olarak halk edildi. Aldanmakta dalalette payı yok. Hz. Ömer (r.a.)
245 5 Ben câmi' sözlerle baas olundum. Ve düşmanların gönlüne korku verilmekle yardım gördüm. Ben uykuda iken arzın hazinelerinin anahtarları getirilip önüme kondu. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
245 6 Sekizbin Peygamberin akabinde baas olundum. Onların dört bini beni İsraildendir. Hz. Enes (r.a.)
245 7 Ben iyi ahlakı tamamlamak için baas olundum. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
245 8 Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir. Hz. Enes (r.a.)
245 9 Allah (z.c.hz) leri Beni, geceleyin yürüttüğünde (Mirac)da Ye'cüc ve Me'cüc'e baas etti. Ben de onları Allah'ın dinine ve ibadetine davet ettim. Bana icabetten yüz çevirdiler. Bunlar, Ademin evladından isyan edenler ve iblisin taifesi Cehennemdedirler. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
245 10 Müminin ağlaması yürekten, münafığın ağlaması kafadandır. Hz. Huzeyfe (r.a.)
245 11 Bulutlu günde ikindi namazını erken kılın. Zira ikindi namazını bırakanın ameli mahvolur. Hz. Büreyde (r.a.)
245 12 (Akrâ, Peygamberimiz (s.a.v)'e "hac her sene mi veya bir hac mı? diye sordu) Bir keredir. Fazlasını yapmak nafiledir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
245 13 Benden bir ayet (veya hadis) olsun tebliğ edin. Beni İsrailden de söyleyin. Yalnız Bana, bilerek yalan isnad eden kimse Cehennemde yerini hazırlasın. Hz. İbni Amr (r.anhüma)
Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis.
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 232 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
16 Ocak 2021 08:03
Blogger yuksel dedi ki...
Meclisler emanettir. Sırrı ifşa edilmez. Üç meclis müstesna: Haram kan akıtılması konuşulan meclis, Haram fercin helal sayıldığı meclis ve helal olmıyan malın helal sayıldığı meclis.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 232 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
16 Ocak 2021 08:09 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Cümle işler hâlık'ındır, kul eli ile işlenir,
Sanma, O'ndan izinsiz bir çöp deprenir.
Mahmud Esad Coşan
Hadisler Deryası.
Akra fm.
17 Ocak 2021 05:40 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Yalanın hepsi kaydolur. Müslümanın başından bir musibet defeden veya iyilik getiren yalan müstesna.
Ravi: Hz. Sevban (r.a.)
Sayfa: 229 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
18 Ocak 2021 21:52 Sil
Blogger yuksel dedi ki...
Mubtıl, Bâtılı Hak Nazarıyla Alır"
"İnsandaki fıtratı mükerrem olduğundan, kasten hakkı arıyor. Bazan gelir eline, bâtılı hak zanneder; koynunda saklıyor."
"Hakikati kazarken, ihtiyarı olmadan dalâl düşer başına; hakikattir zanneder, kafasına geçirir."(1)
YANITLAYIN
yuksel19 Ocak 2021 03:35
Allah, insan fıtratını hakkı ve doğruyu aramak için elverişli yaratıp, ona göre cihazlar ile donatmıştır. İşte, insan fıtratının mükerrem olması bu manayadır.
İnsan, fıtratının gereği olarak bütün dikkat ve gücüyle hakkı ve doğruyu ararken, bazen batıl önüne çıkar. Zira bu alemde hayır ile şer, hak ile batıl, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin beraber bulunuyor. Hatta bazen yan yana, iç içe bulunabiliyor. İnsan da dikkatini hakka odakladığı için, batıl dikkatten kaçıp, insanın fikir ve gönül alemine sızabiliyor. Artık fikir ve gönül alemine girdiği için, onu hak zannedip, sıkı sıkıya sarılıyor. Şayet fikir ve gönül aleminden çıkarıp tarafsız ve objektif baksa, onun hak değil, batıl olduğunu görecek.
Ramazan hilaline dikkat kesilmiş ihtiyar bir zat, saçından eğilmiş hilale benzeyen beyaz kılı hilal zannedip, "Hilali gördüm!.." diye yemin etmiş. Halbuki gördüğü; saçından eğilmiş hilali andıran bir beyaz kıl. Demek insan bazen tebei bir bakışla koca ayı (hilali) saç teli ile karıştırabiliyor. İnsan da hakka odaklanmışken, bazen batıl dikkatten kaçıp, hak suretinde gönül dünyasına sızabiliyor.
İnsan bu gibi batılları ayıklamak için gönül ve fikir dünyasını İslam mizanına, şeriat mihengine vurmalıdır. Zira yanılmaz ve yanıltmaz yegane hak mizanı şeriattır.
(1) bk. Sözler, Lemeât.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale
YANITLAYIN
yuksel19 Ocak 2021 03:54
Mübtil batılı hak nazarıyla alır.(S.) 645.Lemaat.
Bir Hazinenin Anahtarı Fihrist Ve İndeksi.sy.238,239,240.
Mübtil: İptal eden. Hükümsüz eden. Battal edici.Faydasız hale getiren. Hakkı bâtıl gören.
Yeni Lügat.
Abdullah Yeğin.
İslami, ilmi, Edebi, Felsefi.
sy.468.
Mübtil batılı hak nazarıyla alır.(S.) 645.Lemaat.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı Fihrist Ve İndeksi.sy.238,239,240.
Mübtil: İptal eden. Hükümsüz eden. Battal edici.Faydasız hale getiren. Hakkı bâtıl gören.
Yeni Lügat.
Abdullah Yeğin.
İslami, ilmi, Edebi, Felsefi.
sy.468.
YANITLAYIN
yuksel19 Ocak 2021 07:50
8803-Muhammed b. el-Hanefiyye der ki: "Hz. Hüseyin'le birlikte hepsi de Fatma'nın karnında hareket eden (soyundan olan) on yedi kişi öldürüldü." Taberâni
8804- Ebû Kubeyl der ki: Hz. Hüseyin öldürüldüğünde başını kestiler ve ilk konakla-
ma yerinde oturup içki içip, baştan dolayı birbìrlerini kutlamak istediler. Ancak o esnada bahçenin birinden demirden bir kalem çıktı ve kanla şu satırlan yazdı:
"Hüseyin'i öldüren bir ümmet Hesap gününde dedesinin şefaatini mi bekler ? "
Bu yazıyı görünce korkudan başı bırakıp kaçtılar. Sonra geri döndüler. Taberàni
Cem'ul -Fevaid min Cami'il usul ve Mecma'iz zevaid 2. cild 532.syf
YANITLAYIN
yuksel23 Ocak 2021 00:05
ZER': Ekin. Hasad edilmeyen ziraat için "gars" yani dikmek tabiri kullanılır.
ZERARİ (t.zürriyet) : (Cihadda) zevceler ve çocuklar.Nesil.
ZERİ:......
Şefaatçi.
ZERİ'A: Vesile, araç.
Sedd-i zeri'a : Harama götüren yolların kapatılması.
....
ZER-İ MAHBUB: İkinci Mustafa tarafından ilk defa tuğralı olarak bastırılan altın paraya ( daha çok mısır'da ) verilmiş olan ad.
Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü.
Prof.Dr.Mehmet Erdoğan.
sy.619.
Hikmetli Sözler
YanıtlaSilDininizi iyi oğrenin, yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz .
Hz. Ömer (Radıyallahu anh)
İlim küçük adamı kibirlendirir, vasat adamı șaşırttır
büyük adamı ise alçakgönüllü yapar .
Molla Cami (Kuddise sirruhu)
Zikirsiz yapılan tefekkür , yazın yağan kara benzer.
Mahmud Efendi hazretleri (Kuddise sirruhu)
Para akrep gibidir. Panzehirin yoksa onu eline alma,
çünkü seni sokar ve öldürür.
Paranın panzehiri ise; helal yoldan kazanıp meşru yere sarfetmektir."
Yahya bin Muaz
Allah-u Teala'dan istemek üzere dilin çözüldüğü an bil ki , Rabbin sana ihsanda bulunmak istiyor .
Ibn Atâullah el- İskenderi
Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dkövmek değil
kilimin tozunu almaktır .
Allah-u Teala sana sıkıntı vermekle toz ve kirini alır. Niye kederlenirsin?
Mevlânà Celaledin-i Rûmi (Kuddise sirruhu)
Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır .
Necip Fazıl Kısakürek
Lalegül dergisi 60.syf
Mart 2021 sayısı
Kef Suresi
YanıtlaSilCuzi 15. Sure: 18
(1) Mal ve servetiyle böbürlenip kutsal degerlere Sirt çeviren adam misal verilip mü'minlerin dikkati çekildikten sonra mal ve oğulların Dünya hayatnin devamına yönelik birer oyalayici süs oldugu belirtiliyor . süsler Allah'in hoşnutlugu dogrultusunda Ahiret azigini haziırlamada Kullanildiğı ölçüde güzeldir, yararlıdır. Çünkü Allah yaninda kuldan yana değer taşiyan amel yine ancak iyi-yararli olanidir .
(2) Kiyâmetin kopuşundan bir safha açiklaniyor; mevcut sistem duzenin bozulacağı, yerküre müthişs sarsilip dümduz hale gelecegi ve sonra yeni kurulacak düzende yerini alip insanlarin dirililerek kaldırılacaklari haber veriliyor. Ayrica hiçbir insanin toprak altinda kalmıyacagi, yaratilan bütün ruhların yeniden var kilinan bedenlerine mutlaka girecekleri zerinde durularak bize geniş bilgi veriliyor.
(3) İnsanlar ilk defa nasil çıplak, yalınayak, başaçık Dünya'ya gözlen aciyorsa Kiyâmet günü ayni sekilde kabirlerinden kaldırilacaklar kimselerin üzerinde dünyaliıktan bir nesne bulunmayacalk, herkes önden
gonderdiği amelleriyle karşi karşiya getirilecek. unku insanlar, Ahiret için yaratilmişlardır: Dünya hayati orasi için bir hazirlik devresidir.
(4) Ahiret'e inanmayan suçlu günahkârlar, sapık inkâreilar, isledikleri her seyin amel defterinde yazili bulunduğunu görünce, akibetin ne olacağını anlayacaklar ve ilâhi adalet önünde tir tir titreyecekler. Herkes mutlaka amelinin karşiliğini görecektir; çünkü Allah hiçbirine haksızlık etmez, O, zulmu kendine haram kilmiştir.
(5) Iblis'in telbisine kapilip hayat dizginini onun eline vererek nefs batakliğinda bir ömür tüketenlere sesleniliyor: Ateșten yaratilan Iblis'in fitrati geregi Ademoğluna düşmanliği kesin iken, asil dost ve yardımci olan Allah'i birakip onun peşine takilmak şaşilacak bir tutum ve anlayiştir ! İlgili áyetle bu hayret belirtilerek insan akli harekete geçirilmek is-
teniyor. Sonra da dostu birakip duşmanin peşine takilmanin zulüm olduğuna dikkatler çekiliyor .
(6) Gerek Iblis, gerekse putlar ve benzeri bâtil tanrilarin hiçbiri Allah'a ne ortak sayila billr, ne de yardimC1. Allah mutlak üstündür, mutlak ganiydir. Mulküde ortağı ,tasarrufunda yardimcisi yoktur.
(7) Allah'i birakip putlara ve benzeri şeylere tapanlarla taptikları şeyler arasinda aşilmasi mümkun olmayan ateşten bir dere konulacak, böylece her insan Allah'tan başka kurtaricinin bulunmadığıni, hele put-
larin hiçbir yararı olmayacağıni çok iyi anlayacaklar. Pişmanlik son kertesine varacak, ama neden sonra...
Tefsirli Kur'an-ı Kerim Meali Celal Yıldırım syf 603
Covid-19'dan tek dünya devletine
YanıtlaSilGeçenlerde sevgili kardeşim Ekin Gün, Yeni Birlik’teki köşesinde 2019 yılından bu yana çekilen film ve dizilerin çoğunun neden “sınıfsal çatışma” temalı olduğunu sorguluyordu.
Bu filmlerde ve dizilerde hakikaten ilginç bir ayrıntı söz konusu. The Platform ve Parazit adlı filmleri yine bu köşede işlemiştik.
Örneğin Platform filminde Urritia, içinde yaşadığımız dünyanın adaletsiz, eşit olmayan, acımasız sınıf farklılıklarını, aç gözlülüğü ve insanoğlunun hırslarını keskin ve net bir biçimde gözlerimizin içine soka soka anlatıyor ve bizleri içten içe bir isyana teşvik ediyordu.
Oscar ödüllü Parazit filminde de fakirliğin kokusunu üzerinden atamayan Kim ve en altta böcek gibi yaşayan fakir adamın intikam duygusu gibi ayrıntılar dikkate değerdi.
Keza Joker filminde de benzer bir tema işleniyordu.
La Casa de Papel’de ise Ekin’in de dikkat çektiği gibi İspanya Kraliyet Darphanesi’yle, Merkez Bankası soygunlarını gerçekleştiren hırsızlar “devrimci” olarak kabul gördü ve “soygunculara” bir nevi sempati duyulmaya başlandı.
İşin ilginç tarafı, güçlü ve adaletsiz sisteme karşı itirazı olanlar mücadele etme yöntemlerine bakılmaksızın bize haklı olarak sempatik bir biçimde takdim edildi ve benzer hayatlara maruz kalmış insanların duygularını harekete geçirdi.
Tam da küreselcilerin arzu ettiği gibi!
Kendi ürettikleri bozuk sistemi kötüleyerek insanları isyana teşvik etmek ancak bir kurgunun eseridir.
Şimdi anlıyoruz ki insanlar bir yönüyle dizi ve filmler üzerinden de psikolojik olarak pandemi sürecine hazırlanmışlar.
Yakın bir zamanda bilim adamları yaptıkları yeni bir araştırmada coronavirüs pandemisine neden olan Covid-19 virüsünün doğada hiçbir atası bulunmadığını ispatladılar. Yani bu virüsün laboratuvarda üretildiğini söylüyorlar bize.
Eğer bir virüs laboratuvarda üretilmişse bunun mutlaka bir hedefi olmalı değil mi? Dolayısıyla algısı, kurgusu, panzehiri, hedeflediği yeni toplumsal düzeni, her şeyi önceden bir paket olarak hazırda bekletiliyordu.
Ulus devletlerin sağlık politikaları elbette kamu yararına(!) yasakçı bir çizgide ilerlerken toplumların bu yasaklara antidemokratik yollardan karşı koyması yani isyan etmesi de planlanmış olabilir.
Rumlara ait Konstantiniyye (Roma) tesbihle ve tekbirle müslümanlarca feth edilmedikçe kıyamet kopmaz (Yetmiş bin Şamlı bunu yapacak)
YanıtlaSilRavi: . Hz Abr İbni Avf r.a
Sayfa: 478 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YANITLA
yuksel8 Haziran 2021 09:22
Hasan bin Ali r.a. şöyle der.
Ben dedem Resulullahtan şöyle ezberledim.
Şüpheli olanı bırak, şüphe vermeyene bak! Zira doğruluk huzur, yalan ise şüphe kaynağıdır.
( Tirmizi,kıyamet 60/2518. Bkz. Buhari , 3.)
Edebi yol haritası
İslâm.
Dr. Murat Kaya.
Altınoluk.
sy.427.
uksel dedi ki...Sünnet, ruh, akıl,kalp ve sosyal hastalıkların devasıdır.(L.) 60:11.Lem'a 8.nükte.
YanıtlaSilSünnet-i seyyie, istibdatın seyyiatıdır. (Mn.) 95.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.599.
13 Haziran 2021 08:44
Oralardaki yüz milyonlarca insanın gözyaşı, ahı, kanı, emeği, doğal kaynağı üzerinden Batı da kurulan bir refah düzeni var.
YanıtlaSilDaha Adil Bir Dünya Mümkün
Recep Tayyip Erdoğan
sy. 92.
YANITLASİL
yuksel7 Eylül 2021 05:54
Biz asla garibin, mazlumun, mağdurun, yoksulun, ezilmişin sırtından bir refah düzeni kurmayız, kuramayiz. Buna bizim ne inancımız ne kültürümüz ne de tarihimiz izin verir.
Daha Adil Bir Dünya Mümkün
Recep Tayyip Erdoğan
sy. 92.
Allah (z.c.hz)'leri Beni hidayet ve alemlere Rahmet olarak gönderdi. Ve Beni; çalgıları, eğlenceleri, cahiliyet işlerini ve putları mahvetmek için gönderdi. Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, kullarından bir kul dünyada içki içerse, ona kıyamet gününde muhakkak (Cennet) şarabını haram kılacak, kullarından bir kul da içkiyi terkederse Allah da ona muhakkak (Hazire-i Kudsünde) kendi yüce makamı yanında, Cennet şarabından içirecektir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 8
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 00:38
Allah (z.c.hz) leri Beni, geceleyin yürüttüğünde (Mirac)da Ye'cüc ve Me'cüc'e baas etti. Ben de onları Allah'ın dinine ve ibadetine davet ettim. Bana icabetten yüz çevirdiler. Bunlar, Ademin evladından isyan edenler ve iblisin taifesi Cehennemdedirler.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 245 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 01:18
Müminin ağlaması yürekten, münafığın ağlaması kafadandır.
Ravi: Hz. Huzeyfe (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 09:59
Doğruluk olmıyan bir yerde ne rahat, ne sükun, ne saadet, ne terakki, ne teali hiç bir şey yoktur.
Yeni Hutbelerim
A. Hamdi Akseki
sy. 90.
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 10:10
Efradi yalancı olan bir millet arasında buhtanlar, iftiralar, düşmanlıklar, sikak ve nifaklar yüz gösterir ve bu yüzden o millet çok feci akibetlere maruz kalır.
Yeni Hutbelerim
A. Hamdi Akseki
sy. 90.
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 10:16
Böyle bir millette ne muntazam bir içtimai hayat teessus edebilir,ne de sahih bir medeniyet olabilir.!
Yeni Hutbelerim
A. Hamdi Akseki
sy. 90,91.
YANITLASİL
yuksel11 Eylül 2021 10:22
Bir aile efradinda doğruluk ve olmazsa onların arasında bir ülfet, muhabbet, emniyet ve itimat olamaz!
Yeni Hutbelerim
A. Hamdi Akseki
sy. 90.
Hz. Peygamber s. a.v. "Şüphesiz ki Allah her yüzyılın başında kendi dinini tecdid edecek birisini gönderir"buyurmaktadir.
YanıtlaSilIslam Alimleri, İslama hizmet edecek olan bu muceddidlerin manaviyat alanında ve ilim sahasında olduğu kadar, siyaset alaninda da olabileceğini ifade etmektedirler.
Bilinmeyen Osmanlı
sy. 137.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN VASİYETİ AÇIKLAMA VAKTİ GELMİŞTİR.
YanıtlaSil23 Eylül 2021 04:44
yuksel dedi ki...
Hafız şöyle demiştir.
BİR PADİŞAHIN ADALETLE HÜKMETTİĞİ BİR SAATLİK ÖMÜR,
YÜZYILLIK İBADET VE ZÜHDLE GEÇEN HAYATINDAN DAHA KIYMETLİDİR.
RUHU L BEYAN
KUR AN MEALİ VE TEFSİRİ
CİLT. 21. SY. 256.
23 Eylül 2021 04:51
yuksel dedi ki...
....
EY KULLARIM
SİZİN YAPTIKLARINIZ AMELLERİNİZİ BEN KAYDEDİP SAKLIYORUM. ONLARIN KARŞILIĞINI SİZE VERECEĞİM.KİM İYİLİK BULURSA, HAYIRLA KARŞILAŞIRSA ALLAH C.C. A HAMDETSİN, BUNDAN BAŞKA BİR ŞEY BULURSA KENDİNDEN BAŞKASINI AYIPLAMASIN.
RUHU L BEYAN
KUR AN MEALİ VE TEFSİRİ
CİLT.21. SY. 251.
MÜSLİM , BİRR 2577.
23 Eylül 2021 05:01
yuksel dedi ki...
CENNETİN ANAHTARI HİDAYET ÜZERE OLMAKTIR.
MAHMUD ESAD COŞAN
GÜNÜN SOHBETİ
AKRA FM.
23 Eylül 2021 05:04
yuksel dedi ki...
TEFEKKÜR İMANIN ANAHTARIDIR.
ERKAM RADYO
OSMAN NURİ TOPBAŞ
23 Eylül 2021 05:06
YANITLASİL
yuksel23 Eylül 2021 23:20
Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz.
Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel23 Eylül 2021 23:27
Anne baba nin vasiyetini yerine getirmemekle eziyet etmeyiniz.Osman Nuri Topbas
not. Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyeti yerine getirilmelidir.
YANITLASİL
yuksel24 Eylül 2021 21:37
Hiç bir peygamber yoktur ki ümmetimde onun bir naziri olmasın. Ebu Bekir (r.a) İbrahim (a.s.)'ın benzeri, Ömer (r.a) Musa (a.s.)'ın benzeri, Osman (r.a) Harun (a.s.)'ın benzeri, Ali İbni Ebu Talib (r.a) da benim nazirimdir. Kim Meryemoğlu İsa (a.s.)'a bakmaktan sürur duyarsa Ebu Zerri'l Gıfariye (r.a) baksın.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Sayfa: 388 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel24 Eylül 2021 23:50
Yalanın hepsi kaydolur. Müslümanın başından bir musibet defeden veya iyilik getiren yalan müstesna.
Ravi: Hz. Sevban (r.a.)
Sayfa: 229 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel25 Eylül 2021 00:59
Bu olayda, açıklamasında bir fayda veya gizli kalmasında bir fesad ve mahzur olması halinde casuslarin sırlarını ve bozguncularin ayıplarını ortaya çıkarmanın caiz olduğuna işaret bulunmaktadır.
60.el-Mumtehine Suresi
Ayet:1.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt. 21.sy.234.
YANITLASİL
yuksel25 Eylül 2021 01:19
Ayrıca İslami açıdan sakıncalı bir şey işleyip ortaya çıktığında, kendisini bu mahzuru işlemeye mecbur eden geçerli bir özür söyleyen kimsenin özrünü kabul edileceğine, özrün büyük saygı değer insanlar katında makbul bulunduguna da işaret vardır.
60.el-Mumtehine Suresi.
Ayet:1.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt. 21.sy. 234.
YANITLASİL
yuksel25 Eylül 2021 02:19
Allah c. c. sevgisinin belirtisi ise, Allah c. c. düşmanlarına buğz etmek ve onlara kizmaktir.
60.el-Mumtehine Suresi
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt. 21.sy.237.
Ahmed Yüksel Çelik Nursi
YanıtlaSilAllah c. c., kulum, bir hiç iken seni kim yarattı? buyuracak.
YanıtlaSilKul, Sen yarattın Ya Rabbi cevabını verecek.
Bu yaratilma, senin amelinlemi benim rahmetimlemi oldu?
Kul, senin rahmetinle oldu diyecek.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
cilt 20.sy.607.
Hadid Suresi
21.ayet.
Ey insanlar! Kimin yanında (ganimet malından veya diğer haklardan) ne varsa, vakti geçti, "rezil olurum" demesin. Getirsin versin. Haberiniz olsun ki, dünya rezilliği ahiret rezilliğinden ehvendir.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 183 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
16. İman edenlerin Allah’ı anma ve hak olarak inen (Kur’an’)a karşı kalplerinin ürpermesi/saygıyla yumuşaması zamanı gelmedi mi?[2] (Mü’minler,) sakın bundan önce kendilerine kitap verilip de (onunla alakayı keserek) üzerlerinden uzun zaman geçmiş, kalpleri artık katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onlardan çoğu (Allah’ın emrinden çıkmış) fâsık (olmuş)lardır.
YanıtlaSil(Âyet-i kerîmede yüce Allah, mü’minlere, kitaplarından uzaklaşan yahudiler ve hıristiyanlar gibi olmamalarını emir buyuruyor. Çünkü mü’minlerin Kur’an’la imanlarının kuvvetlenmesi, kalplerinin sükûn, hayatlarının huzur içinde olması gerekirken (8/2; 13/28), bunun aksine Kur’an’dan, onun kültüründen, mânevî gıdasından ve hükümlerinden uzaklaşan kalp imanca zayıflar, katılaşır ve duygusuzlaşır. Böyle bir kalbe sahip olan insan Allah’a karşı sorumluluğunu unutur, maddeci ve menfaatperest olur. Menfaatini başkalarının zararlarına, hatta yok olmaları üzerine kurmakta kalbi huzursuz olmaz.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil203 1 Hased imanı bozar. Sabr (müshil ilacı)nın balı bozduğu gibi. Hz. Ebû Hakim (r.a.)
203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.)
203 3 Benden sonra hak, nerede olsa, Ömer İbni Hattab'ladır. Hz. Fadl İbni Abbas (r.a.)
203 4 Hikmet on cüzdür. Dokuzu halktan kendini çekmekte, biri susmaktadır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
203 5 Halim olan adam, dünya ve ahirette seyyiddir. Hz. Enes (r.a.)
203 6 Nimete hamd etmek, o nimetin gitmesine karşı emandır. Hz. Ömer (r.a.)
203 7 Hamd olsun O Allaha, ümmetimden öyle kimseler yarattı ki, onlarla birlikte (zikrederek) sabretmeyi isterdim. (Şu mealdeki ayetin nüzulu üzerine bu hadisi şerif varid olmuştur. "Nefsimi, akşam ve sabah, sırf Onun rızasını murad ederek Rablerine dua edenlerle sabırlı kıl.") Hz. Selman (r.a.)
203 8 O Allah'a hamd olsun ki yedirir yedirilmez ve bize ihsanda bulunur, bize hidayet eder. Ve bizi doyurur, içirir ve bizi tatlı belalarla imtihan eder. Arası kesilmeyen nimetlerinin karşılığı ödenemiyecek olan, kendisine karşı nankörlük yapılamayacak olan ve kendisine muhtaç olmamaya imkan bulunmayan Allah'a hamd ederim. O Allah'a hamd olsun ki, bize yiyeceklerden yedirdi, içeceklerden içirdi. Çıplaklıktan giydirdi. Ve dalaletten hidayete erdirdi. Ve körlükten görür hale getirdi. Mahlukatının çoğuna da bizi üstün kıldı. Hamd, Alemlerin Rabbı olan Allah'a muhsustur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
203 9 O Allaha Hamd ederim ki, Resulullahın gönderdiği adama, onun istediği şekilde hareket nasib etti. Ve tevfik ihsan etti. Hz. Muaz (r.a.)
203 10 Fatiha yedi ayettir. Birincisi Besmeledir. Fatiha Sebül mesanidir. (tekrar edilen yedi ayettir) Kur'anı azimdir. Ümmül Kur'andır. Ve Fatihatül Kitaptır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
203 11 Ey Allahın düşmanı, seni zelil eden Allah'a hamd olsun. Bu ümmetin, bu firavunu idi. (Bedirde Ebu Cehilin başı getirildiğinde) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
203 12 Ümmetim içinde seni bu şekilde yaratan Allaha hamd ederim. (Hz. Salim (r.a) için) Hz. Âişe (r. anha)
203 13 O Allah'a Hamd olsun ki, avretimi örtebileceğim bir elbise ile beni giydirdi. Ve hayatımda onunla beni güzelleştirdi. Beni Hak ile gönderene yemin ederim ki, hiçbir müslüman kul yoktur ki, Allah (z.c.hz) leri onu yeni bir elbise ile giydirdi de o da eskisini fakir bir müslümana verdi ise, o kimse diri veya ölü de olsa o elbisenin bir ipliği kalıncaya kadar Allah'ın hıfzında ve emanında olmasın. Hz. Ömer (r.a.)
203 14 Hamd olsun Rabbıma ki Beni senin gibi leîm kılmadı. (Ebu Cehili kasdederek) Hz. Ali (r.a.)
203 15 Humma günahları döker. Ağacın yapraklarının dökülmesi gibi. Hz. Abdullahil Kasrinin babasından
203 16 Humma, Cehennem ateşinin şiddetindendir. Onu su ile serinleşirin. (Bir rivayette zemzemle) Hz. Ömer (r.a.)
203 17 Humma, Cehennem körüklerinden bir körüktür. Ve mü'minin Cehennemden payıdır. Hz. Ebû Reyhâne (r.a.)
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 00:05
Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur.
1-Başa gelen belaya sabır.
2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek.
3-Genişlik zamanında çok dua etmek.
Akra Fm
günün sohbeti
Mahmud Es'ad Coşan
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 00:17
Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 423 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 02:07
Şu üç şeyi yapan dünya ve ahiret nimetlerine nail olur.
1-Başa gelen belaya sabır.
2-Allah c. c. in hükmüne rıza göstermek.
3-Genişlik zamanında çok dua etmek.
Akra Fm
günün sohbeti
Mahmud Es'ad Coşan
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 00:16
Bir kimse sıkıntı ve musibet zamanlarında kendisinin elini Allah'ın tutmasından hoşlanıyorsa, bollukta çok dua etsin.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 423 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel21 Ekim 2021 02:06
Miras bölünürken Yetimlere ve yoksullarada vermek
Nisa, 8:1575
Hadislerle Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri
İbn Kesîr
cilt 16.sy.184.
Teenni her şeyde hayırdır. Ahiret amelinde değil.
YanıtlaSilRavi: Hz Saad İbni Vakkas (r.a.)
Sayfa: 197 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Bunun sebebi eğitimin artık kurtuluşun en önemli çaresi olarak görülmesidir. Bunu en çarpıcı şekilde dile getirenlerden Âlî Paşa, Osmanlı’yı oluşturan toplumların her bireyinin eğitim seviyesinin, bilgi ve donanımının en ileri noktaya götürülmesi gerektiğini belirtmiş, bu başarılamadığı takdirde Osmanlı Devleti “Çin seddi gibi hisarlar”la çevrilse bile daha bilgili ve eğitimli toplumların devlete üstünlük sağlayacağını, her şeylerini ellerinden alabileceklerini söylemiştir.
YanıtlaSilVasiyetimdir.
YanıtlaSil24.3.1974.
Bir çok suikastler geçirdim.Şu anda vucudumda arıza var.
Hafızamı kaybettim.Askerden sonra rahatsızlandım.
Adımın Muhammed Ahmed Yüksel Çelik Nursi olmasını isterdim.
Kitablarımı ziyan olmayacak bir kütübhaneye veilmesini istiyorum.
Mustafa Kemal ile Muhammed Said Nursi.arasındaki sırrın Mustafa Kemal Atatürk ün vasiyetnamesinin açıklanmasıyla açığa çıkmasını umuyorum.
Yüksel Çelik.
YANLIŞ BİLGİ FELAKET KAYNAĞIDIR.
YanıtlaSilKAZIM KARABEKIR
YALANI SÖKÜP ATMADAN HAKIKATI DİKMEYE ÇALIŞMA TUTMAZ.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN VASİYETNAMESİNİN AÇIKLANMASIYLA AÇIĞA ÇIKMASINI UMUYORUM HAKİKATİN.
Kılıçla birlikte veba yoktur, cekirgeyle birlikte de kurtuluş yoktur.
YanıtlaSilRuhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt. 14.sy. 182.
Hadis-i Şerif
Hükümet içinde hükümet zararlıdır. (H. S.) 115:Cemi.ih.Mahsus.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi sy. 274.
HAKİKATİ GİZLEMEK DE ZULÜMDÜR.
YanıtlaSilBakara Suresi Tefsiri
Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
Cilt.3.sy.294.
Ecdat, Ayasofya'nin bugünkü akibetini görmüş ve yanı başına SultanAhmed gibi bir muhteşem eseri inşa etmiştir" dedi.
YanıtlaSilBediuzzaman'ın Sır Katibi
Mehmed Feyzi Efendi.
sy. 337.
Bundan daha aşikar olarak Efendimiz (a. s.) şöyle buyurmuştur :Beni gören gerçekte Hakk'i görmüştür.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri
Ismail Hakkı Bursevi
cilt. 12.sy.9.
Sizi iki sarhoşluk gaşyetti. Hayatı sevmek sarhoşluğu ve cehle razı olmak. Bu sarhoşluğa düştüğünüzde, "emr-i bil ma'ruf" ve "nehy-i anil münkeri" terk edersiniz. O zaman sünnet ve kitaba sahip olanlar, muhacir ve ensardan "sabikûnel- evvelîn" gibidir. (Yani ashab derecesindendir.)
YanıtlaSilRavi: Hz. Âişe (r.a.)
Sayfa: 321 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel15 Şubat 2022 04:31
"Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.
Bakara Suresi Tefsiri
Cilt.5 sy. 58.
Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
Ebu Eyyub el-Ensari de, "Hayır, bu ayet-i kerime onu göstermiyor. Malla, ticaretle bağla, bahçeyle, ziraatle uğraşıp Allah yolunda cihadı terk etmek, insanı mânevî bakımından tehlikeye sokar." manasinadir. "demiş.
YanıtlaSilYANITLASİL
yuksel15 Şubat 2022 04:31
"Allah yolunda mallarınızi sarf edin, cimrilik yaparak kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.
Bakara Suresi Tefsiri
Cilt.5 sy. 58.
Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan
YANITLASİL
yuksel15 Şubat 2022 04:39
Allah c. c. Tevfikini refik eylesin.
Bu nedenle evvelce taat işlemek kendisine kolay gelen bir kul, sakıncalı şeylerden birini irtikab ettiği zaman artık ibadet yapmak ona zor gelmeye baslar. Hatta iki rekat namaz kilmakla çok ağır meşakkatlere katlanma arasında muhayyer bırakılsa, o zorluklara tahammül etmeyi İbadete tercih eder.
YanıtlaSilRuhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
cilt 14.sy.337.
Azınlıklara Lozan sulhu icabınca bahşedilen her nev' din ve vicdan hürriyetinin Türk ve Müslüman camiasından esirgendiginden mi bahsediyor? Bu hal imansizligin ve imansizlik metodunun takib edildiğinin bir delili ve bariz bir alameti değil midir?
YanıtlaSilIsari Tefsîr ve Cifir ilmi Işığında
Sirr-i İnnâ A'tayna
Rumuzat-i Semaniye
Mâidet-ül-Kur'an
sy. 101.
Sosyal bilimciler eğitimi bir kültür aktarma ve yenileme süreci olarak görmektedir.
YanıtlaSilEğitime Giriş
Editörler.
Hasan Basri Memduhoglu
Kürşad Yılmaz
sy. 70.
YANITLASİL
yuksel18 Mart 2022 05:15
Çünkü insanların düşünce şekilleri, inançları, değerleri ve olaylara bakış açıları, içine doğdukları kültürle sekillenmektedir. (Karataş ve Oral, 2016)
Eğitime Giriş
Editörler
Hasan Basri Memduhoglu
Kürşad Yılmaz
sy 71.
Genelkurmay Başkanlığı, geçen ay vefat eden araştırmacı Aytunç Altındal tarafından 1981 yılında ortaya atılan “Atatürk, hilafeti vasiyet etti. Evren ve Menderes 400 sayfalık vasiyeti okudu” iddiasını 32 yıl sonra yalanladı. Genelkurmay, “Atatürk'ün el yazısıyla kaleme aldığı vasiyeti ölümünden hemen sonra açıldı.12 Ara 2013
YanıtlaSilLozan'da dinin öldürülmesi kararı alındı.
YanıtlaSilSiyaseti dinsizliğe alet ettiler.
Siyaseti dinsizliğe alet yapanlar, kabahatlerini örtmek için başkasını irtca ile ve dini siyasete alet yapmakla itham ederler.
Bir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.168,169.
YANITLASİL
yuksel23 Mart 2022 22:40
Cennet ehli Cennete girdiklerinde, Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurur: "İstediğiniz bir şey var mı ki size onu ziyade edeyim?" Bunun üzerine şöyle derler: "Ey Rabbimiz bize verdiğinin üstünde başka şey var mı?" Buyurur ki: "Rızam en büyüktür."
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 44 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
Nesebin belirlenmesi, miras taksimi ve hayatın devamı için gerekli olan diğer konularda sağlıklı bir düzenin oluşturulması zinanın önlenmesi ve kadın-erkek ilişkilerinin meşrû evlilik düzenine dayandırılmasına bağlıdır.
YanıtlaSilAllah (z.c.hz.) tarafından hükümete isyan ve akraba ile alakayı kesmek gibi, cezası hem dünyada peşin olarak verilen, hem de ahirette ukubete layık bir iş yoktur.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa: 381 / No: 10
Ramuz El-Ehadis
TEVFİK DUASI
YanıtlaSilRahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
1. Allahım!... Şu vakitte ve şu anda noksansız salavatını (bütün rahmetini), tertemiz selamlarını, en mükemmel ve en yüce daimi hoşnutluğunu bu alemdeki en üstün kuluna ulaştır.Sen O’nu (s.a.v), Adem’in (a.s) çocukları arasından seçip kendi irade ettiğin hükümlerin gölgesi kıldın.Yarattıklarının ihtiyaçlarına O’nu (s.a.v) bir kıble ve bir makam eyledin.O’nu (s.a.v) kendine bir delil kıldın.Razı olduğun şekilde O’nu (s.a.v) ortaya çıkardın.Tecellilerine layık hale getirdin.
O’nu (s.a.v) yerde ve göklerde emir ve yasaklarının uygulama mahalli kıldın.Kendin ile var olan her şey arasına O’nu (s.a.v) vasıta eyledin.Şu aciz kulunun selamını O’na (s.a.v) ulaştır.Şu anda selamların en şereflisi ve en temizi O’nun (s.a.v) üzerine olsun.
2. Ey Allahım!... Beni O’na (s.a.v) hatırlat ki, senin katında benden söz etsin.Çünkü bunun bana hem dünyada hem ahirette faydalı olduğunu en iyi bilen sensin.Hatta bu fayda, O’nun (s.a.v) seni tanıdığı ve senin yüce katında kıymetinin bulunduğu ölçüde olsun.Benim bilgim ve anlayışım hesaba katılmasın.Ey rabbim!... Şüphesiz sen, her türlü üstünlüğe layık, dilediğin her şeye güç yetirensin.
3. Ey Allahım!... O en mükemmel insanın gönlünde bana da yer ver.Bana onu sevdir.Efendimiz Muhammed’e , onun ali ve ashabına varlıklarının zerreleri sayısınca, Allah Teala’nın sonsuz ilmi miktarınca salat eyle.
4. Ey Allahım!...Bu salavatları devamlı olarak okuyabilmeme yardım eyle.Amin
Ey alemlerin rabbi olan Allahım!...
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular.
YanıtlaSilHayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır.
Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan
Akra Fm.
Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01
Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57
tesvil ne demek?
(C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
Hayırlı işlerini tehir geriye bırakanlar helak oldular.
YanıtlaSilHayırlı işlerini yapmak için acele etmek lazımdır.
Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan
Akra Fm.
Günün Sohbeti
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 10:01
Osmanlica sözlüge göre TESVİF nedir anlami
TESVİF: (Sevf. den) (C.: Tesvifât) Sebepsiz olarak atlatma, geciktirme.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 09:57
tesvil ne demek?
(C.: Tesvilat) Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma.
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:48
Hak söz kadar efdal sadaka yoktur.
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:49
Bir kimsenin din kardeşine, kendisine öğreteceği ilimden daha efdal sadakası olamaz.
Ravi: Hz. Raşid İbni Saad (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel29 Mart 2022 23:50
Kulların sabahladığı her sabah bir münadi şöyle nida eder: "Ey insanlar, toprak için doğun, fani olmak için toplayın ve harap olmak için bina edin."
Ravi: Hz. Zubeyr (r.a.)
Sayfa: 383 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel30 Mart 2022 00:18
Aldanmamak, aldatmamak, ciddiyet.
Hak yolda yürüyenlerin vasıfları.
Dost. T. V.
Katre.
Besmele
YanıtlaSilMusa (a. s.) asasi ile
İbrahim (a. s.) ateşte yanmaması
ilgilidir.
Dost T. V.
Dost özel
Besmele
YanıtlaSilMusa (a. s.) asasi ile
İbrahim (a. s.) ateşte yanmaması
gibidir.
Dost T. V.
Dost özel
Besmele
YanıtlaSilMusa (a. s.) asasi ile
İbrahim (a. s.) ateşte yanmaması
gibidir.
Dost T. V.
Dost özel
Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder:
YanıtlaSilMuallimim diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...
Gönül dergahindan
Hakikat İncileri
sy. 141.
Osman Nuri Topbaş
YANITLASİL
yuksel31 Mart 2022 01:46
Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak.
"Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek.
Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak.
"Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek.
Gönül dergahindan
Hakikat İncileri
Osman Nuri Topbaş.
sy. 141.
Mehmed Akif, ideal bir eğitimciyi şöyle tarif eder:
YanıtlaSilMuallimim diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...
Gönül dergahindan
Hakikat İncileri
sy. 141.
Osman Nuri Topbaş
YANITLASİL
yuksel31 Mart 2022 01:46
Yani bir muallim, her şeyden önce "imanlı" olacak, yüreğinden rahmet tasiracak.
"Edepli" olacak, örnek bir karakter ve şahsiyet inşa edecek.
Liyakatli olacak, mesuliyet şuuruyla kendini yetiştirip vazifesinin ehli olacak.
"Vicdanlı" olacak, merhamet şefkat, fedakarlık gibi faziletlerle insanlığını tescil ettirecek.
Gönül dergahindan
Hakikat İncileri
Osman Nuri Topbaş.
sy. 141.
Gecesinin ve gündüzünün evvelinde bu duayı okuyan kimseyi, Allah iblisin ve avanesinin tasallutundan kurtarır: "Bismillahi ziş şâni, azîmil burhâni, şedîdis sultani, mâşâallahu kâne eûzübillahi mineşşeytani."
YanıtlaSilRavi: Hz. Zubeyr İbni Avam (r.a.)
Sayfa: 381 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Gecesinin ve gündüzünün evvelinde bu duayı okuyan kimseyi, Allah iblisin ve avanesinin tasallutundan kurtarır: "Bismillahi ziş şâni, azîmil burhâni, şedîdis sultani, mâşâallahu kâne eûzübillahi mineşşeytani."
YanıtlaSilRavi: Hz. Zubeyr İbni Avam (r.a.)
Sayfa: 381 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Kadın resmine şehvetle bakmak ruhun yüce hissiyatını öldürür.(S.) 668: Lemaat.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist ve İndeksi.
sy.570.
YANITLASİL
yuksel7 Nisan 2022 00:08
Allah bir kula hayır murad ettiğinde, onun kalbinin kilidini açar. Ve onun kalbinde yakın ve sıdk hasıl eder. Onun kalbini, içine girenleri koruyan, bir mahfaza kılar ve o kimsenin kalbini selim, lisanını sadık, ahlakını müstakim, kulağını işitici ve gözünü de görücü kılar.
Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 27 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel7 Nisan 2022 00:16
Allah'ın muhabbetini, insanların muhabbetine tercih eden kimseye, Allah halkın meşakkati hususunda kafi gelir.
Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 395 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
"Paşa Hazretleri!... Sen henüz bu Devleti Aliyeyi bilmemissin!
YanıtlaSilBu Devlet isterse donanmanin demirlerini gümüşten, yelkenlerini atlastan, iplerini de ipekten yapabilir!..
Lozan zafer mi Hezimet mi
cilt 2.sy.48.
SONUN BAŞLANGICI
YanıtlaSil2036-2038.
Not.
Efendi
Beyaz Turklerin Büyük Sırrı.
Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı.
Eskişehir'de Ne Oldu?
sy. 282.
O hikmetin tebeddülü ile illet değişmez.Illet değişmezse hüküm değişmez.
YanıtlaSilRisale-i Nur'un Tariflerine göre Istılahlar ve Anahtar Kelimeler.
Heyet.
sy.396.
Siz kulluğunuzu doğrultun güzel yapin O Rabligini bilir.
YanıtlaSilIbrahim Ethem
Mahmud Es'ad Coşan
Akra Fm
Hadisler Deryası
Ümmetim için korktuklarım arasında en çok korktuğum şey, saptırıcı önderlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 20 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 04:56
Ömrün Ramazan ölümün Bayram olsun.
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 04:59
Bir kimseyi iyi diyebilmek için
-Onunla ticaret yapmak,
-Seyahat yapmak, ve....
YANITLASİL
yuksel15 Nisan 2022 05:08
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Esirgeyen, bağışlayan Allah c. c. in adı ile başlarım.
Bakara Suresi.
42.Bile,bile hakkı batıla karıştırıp gizlemeyin.
(Tevrat’ta son Peygamber'e ait bir şey bulmadık demeyin.)
Kur'ân-ı Kerîm ve Meal-i Celilesi.
sy. 2.
sy.8.
Kefeni güzelleştiriniz. Ölülerinize, arkalarından feryad etmekle, fena tezkiye ile, vasiyetlerini tehirle ve yakanlarını ve kabirlerini ziyareti terk ile eza vermeyiniz. Onlaran borçlarını ödemede acele ediniz. (Kabirde) kötü komşudan uzak tutunuz. Kabir kazdığınızda, onu derinleştirip güzelleştiriniz.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)
Sayfa: 19 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel16 Nisan 2022 04:13
Enaniyeti okşayarak nefsine büyük pay biçmek de şirk-i hafiye yol açar.
Bu nevi şirk-i hafi katılaştığı zaman esbab şirkine inkılab eder. Bu da devam ederse küfre tahavvül eder.Bu dahi devam ederse, tatile, yani hâlıksızlığa incirar eder.El-iyazü billah.
Risale-i Nur Tariflerine Ğöre
Istılahlar ve Anahtar Kelimeler.
sy.391.
Heyet.
Bir kimse bi'dat sahibinden buğz ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at sahibine sert muamele ederse, Allah Teala onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at sahibini hakir ve zelil görürse, Allah onu Cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at sahibine selam verir veya ona beşaretle mülaki olursa ve onu sevindirici şeyle karşılarsa, Muhammed (s.a.s.)'e indirileni istihfaf etmiş olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 406 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Medenileri galebe çalmak ikna iledir.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 434.
Bir kimse bi'dat sahibinden buğz ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at sahibine sert muamele ederse, Allah Teala onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at sahibini hakir ve zelil görürse, Allah onu Cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at sahibine selam verir veya ona beşaretle mülaki olursa ve onu sevindirici şeyle karşılarsa, Muhammed (s.a.s.)'e indirileni istihfaf etmiş olur.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 406 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel17 Nisan 2022 01:55
Medenileri galebe çalmak ikna iledir.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 434.
Telgrafın Türkiye'de kurulmasını istemeyen biri tarafından koparıldığı anlaşılıyordu. demektedir.
YanıtlaSilMuteakiben Sultan'ın kendileri ve Samuel Morse'u çeşitli hediyeler ve "ihtira beratı" ile taltiflerini naklettikten sonra : Sultan'ın ilgisine rağmen İstanbul ile Edirne arasında telgraf hattı kurulması işi tahakkuk etmedi.
Lozan Zafer mi
Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
Cilt:2.sy.101.
...Diğer bir rivayette ise "Muaviye kat'iyyen mağlub olmaz" buyurulduğu rivayet edilmiştir.
YanıtlaSilHazreti Ali r.a. bunu duyunca : "Eğer bu hadis-i Şerif'i bilseydim Hazreti Muaviye ile harbetmezdim!." demiştir.
Lozan
Zafer mi
Hezimet mi?
Cilt 2.sy.126.
Kadir Mısıroğlu.
Gerçekten Türk murahhas hey'eti ile Ankara arasındaki istihbarat Köstence üzerinden yapılıyordu.
YanıtlaSilBurası ise tamamen İngiliz kontrolü altındaydı.
Kendi sırlarını düşmana kaptırdığı....
Lozan
Zafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
Cilt.2.sy.177.
YANITLASİL
yuksel21 Nisan 2022 03:57
Gerçekten Londra'daki casus mektebini bitirdikten sonra şarkıyat tahsil etmiş ve tam bir müsteşrik hüviyetini intisab etmişti.
Sir Persi Koks (Cocks)
Lozan
Zafer mi
Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
cilt. 2.sy.188.
Gerçekten Türk murahhas hey'eti ile Ankara arasındaki istihbarat Köstence üzerinden yapılıyordu.
YanıtlaSilBurası ise tamamen İngiliz kontrolü altındaydı.
Kendi sırlarını düşmana kaptırdığı....
Lozan
Zafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
Cilt.2.sy.177.
YANITLASİL
yuksel21 Nisan 2022 03:57
Gerçekten Londra'daki casus mektebini bitirdikten sonra şarkıyat tahsil etmiş ve tam bir müsteşrik hüviyetini intisab etmişti.
Sir Persi Koks (Cocks)
Lozan
Zafer mi
Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
cilt. 2.sy.188.
Gerçekten Türk murahhas hey'eti ile Ankara arasındaki istihbarat Köstence üzerinden yapılıyordu.
YanıtlaSilBurası ise tamamen İngiliz kontrolü altındaydı.
Kendi sırlarını düşmana kaptırdığı....
Lozan
Zafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
Cilt.2.sy.177.
YANITLASİL
yuksel21 Nisan 2022 03:57
Gerçekten Londra'daki casus mektebini bitirdikten sonra şarkıyat tahsil etmiş ve tam bir müsteşrik hüviyetini intisab etmişti.
Sir Persi Koks (Cocks)
Lozan
Zafer mi
Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
cilt. 2.sy.188.
YanıtlaSilYüzde on petrol hissesi de bugüne kadar alınamadığına göre, meşhur atasözü ile ifade etmek lazım gelirse, dağ bir fare doğurmuş oldu, hem de ölü olarak...
Lozan Zafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu
cilt 2.sy.223.
Yüzde on petrol hissesi de bugüne kadar alınamadığına göre, meşhur atasözü ile ifade etmek lazım gelirse, dağ bir fare doğurmuş oldu, hem de ölü olarak...
YanıtlaSilLozan Zafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu
cilt 2.sy.223.
Zulmün topu var, gullesi var kal'asi varsa,
YanıtlaSil"Hakkın bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır,
Göz yumma güneşten, nuru ne kadar kararsa,
Sönmez ebedi her gecenin sabahı vardır!.."
Tevfik Fikret
Lozan Zafer mi Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu
cilt 2.sy.243.
".....Kaldı ki ; bugün ancak üç beş kişinin bildiği bazı çok esrarlı sebeplerden ötürü bizzat Atatürk'de...
YanıtlaSilHikayesi uzun ve bir hayli çapraşık işlerdir bunlar...
( N.Nazif Tepedenlenliğlu- Tayfur Sökmen isyanı , Yeni İstanbul Gazetesi , 7.Kasım 1966.).
Lozan
Zafer mi
Hezimet mi?
Kadir Mısıroğlu.
Cilt.2.sy.421.
Def'i mazarrat, tahsili menfaatten mukaddem (zararı savusturmak fayda kazanmaktan önce) olduğu için, birincisi ikincisine takdim edilmistir.
YanıtlaSilYani bu ayeti kerimede merhametten önce magfiret istenmistir.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
(Kuddisu Sirruhu)
cilt 14.sy. 419.
YANITLASİL
yuksel24 Nisan 2022 05:35
"(Sana:)" Halim ol! denilince, de ki:"Hilmin de yeri var!"
Bir delikanlınin gerekmediği yerde sakin davranması cehalettir! "
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
(Kuddisu Sirruhu)
cilt 14.sy. 403.
YANITLASİL
yuksel24 Nisan 2022 05:44
"Ölüm bile, düşmanların sevinmesinden aşağıdır!" denilmiştir.
Rasulullah (s. a. v.) şöyle buyurmuştur :
Kardeşinin başına gelen (musibet) e sevinç gosterme, sonra Allah c. c. ona acır da sana bela verir!"
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
(Kuddisu Sirruhu)
cilt 14.sy. 381.
YANITLASİL
yuksel24 Nisan 2022 05:53
Sehl ibn-i Abdillah (k.s.) demistir ki :"Dünyada kulu Allah c. c. dan çeviren ve ona itaatten alıkoyan her şey onun buzağısıdır, o da onun kulu ve tapıcisidir."
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
(Kuddisu Sirruhu)
cilt 14.sy. 368.
YANITLASİL
yuksel24 Nisan 2022 06:03
Şeyh Ebû'l Abbas (k.s.) şöyle demiştir :
"Bu zamanın dervislerinden her kim zalimlerin mallarını yer ve sema' i tercih ederse onda Yahudi dürtüsü vardır, Çünkü Allah-u Teala onlar hakkında
" Yalanı çokça dinleyenler ve Haramı çokça yiyenler.. "(Maide suresi 42.) buyurmustur.
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi (Kuddisu Sirruhu)
cilt 14.sy. 366.
Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2022 01:17
Allah Resulu buyurmustur ki.
Kazaya rıza, Allah-u Teala'nin rızasına ulaştıran en büyük kapısıdır!
Ruhu'l Furkan Tefsiri
Hazret-i Mevlana eş şeyh Mahmud en Nakşibendi El-Muceddidi el Halidi el-Ufi
sy. 443.cilt.14.
YANITLASİL
yuksel27 Nisan 2022 01:20
Kafirin Cehennemde ebedi kalması adalettir.
Bir Hazinenin Anahtari
Risale-i Nur Kulliyati Fihrist Ve İndeksi
İsmail Mutlu
sy. 412.
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.
YanıtlaSilAlbert Einstein.
Türk ve Dünya Edebiyatından
Konularına göre sınıflandırilmis
Özlü sözler
Hasan Ozperhiz
sy. 111.
Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.
YanıtlaSilAlbert Einstein.
Türk ve Dünya Edebiyatından
Konularına göre sınıflandırilmis
Özlü sözler
Hasan Ozperhiz
sy. 111.
Türkiye'de bugüne kadar ki zıtlaşma iki bağdaşık güç arasındaki, aile içindeki zıtlaşmaktan ibarettir.
YanıtlaSilAma gerçekte bütün dünyada olan zıtlaşma vardır ki ikinci dünya savaşının galipleri ile mağlupları arasındaki zıtlaşmadır.
Sorulunca Söylenen
İsmet Özel.
sy.250.
Türkiye'de bugüne kadar ki zıtlaşma iki bağdaşık güç arasındaki, aile içindeki zıtlaşmaktan ibarettir.
YanıtlaSilAma gerçekte bütün dünyada olan zıtlaşma vardır ki ikinci dünya savaşının galipleri ile mağlupları arasındaki zıtlaşmadır.
Sorulunca Söylenen
İsmet Özel.
sy.250.
570 :Evvelce de işaret olunduğu üzere ictihad, ifta vazifeleri,
YanıtlaSilpek mühimdir, pek müşkildir. Bu; pek büyük, bir ilm, bir ihtisas işidir.
Yoksa kitabullahın, ve ahadisi nebeviyyenin mübarek mânâlarını öyle
sathî bir surette anlıyabilen, öyle hâfızalarında mahdut bir kaç hadisi şe-
rif bulunan kimselerin bir müctehide tâbi olmayıp da edillei şer'iyyeden
hüküm çıkarmaya, kalkışmaları, kendi namlarina fetva vermeleri aslâ
caiz olamaz. Hattâ vaktile arabcaya hakkile vâkıf, hâfızları yüz binlerce
ahadisi şerife ile müzeyyen olan birçok muhterem âlimler, muhaddisler
bile ictihad dâvâsına kalkışmamış, fetva vermekten çekinmiş, bu ciheti
fukahaya bırakmak insafını göstermişlerdir.
Hukuki İslamiye ve Istilahati Fikhiyye KAMUSU
Ömer Nasuhi Bilmen
cilt. 1.sy.250
Allah Resulu Peygamber efendimiz buyurmuştur:
YanıtlaSil"Miraç 'ta üçüncü kat gökte yetmiş bin melek gördüm. Bunlar, Hazret-i Ömer' i sevenler için, Cenab-ı Hak 'tan af taleb ediyorlardı".
Biz de, Hazret-i Ömer' i seviyoruz ya Rab, o meleklerin istiğfarindan, bizi de mahrum etme Allah 'im.
İslam' ın Adil ve cesur reisi
Halife Hazret-i Ömer
(Radıyallahu Anh)
cilt. 2.
Abdurrahman Şeref Laç
sy. 384.
Bu konuyu daha ileri derecede düşünecek olursak devletlerinde sırları vardır.İleride yapacakları eylemleri ve hizmetleri yeri ve zamanı gelmeden açığa vurmamalıdır.Sır saklamayan milletler ve devletler düşmanın tuzağınaher an düşmeye hazırdırlar. Bu sebeple casusluk müessesi oluşmuştur. Gizli ajanlar vardır. Bunlar kendi ülkeleri adına bilgi toplamaya çalışırlar.
YanıtlaSilHazret-i Ömer Yüz veciz Söz. sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:40
Özellikle askeri bilgilere önem verirler.Zira, her ülke için güvenlikleri önemlidir.En yakın komşularından bile emin olmak için büyük bir çaba içerisinde bulunurlar.Konuya Hz. Ali (k.v.) 'nin
bir vecizesiyle son verelim:" Düşmanın en zararlısı hilesini gizleyendir." Hiç şüphe yok ki, düşman hilesini gizlerken Müslüman'ın sırrını açığa vurması, düşmana davetiye çıkarmaktır.
Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
YANITLASİL
yuksel5 Mayıs 2022 22:45
Bu vecizeye benzer bir sözü de Hz. Ebubekir söylemiştir." Sırrını açığa vurma, sonra işlerin karışır.
177.Aşir efendi, 11a.
Hazret-i Ömer Yüz Veciz Söz.sy.178.
Ilahi adalet denklemi
YanıtlaSilimkanlar : Sorumluluklar
Yeniden Doğmak
Dost Tv.
Ilahi adalet denklemi
YanıtlaSilimkanlar : Sorumluluklar
Yeniden Doğmak
Dost Tv.
Anne ve babasına iyilik eden kimse, kötü bir şekilde ölmez.
YanıtlaSilSaid b. Museyyeb (rahmetullahi aleyh)
Zirvelerden Gönüllere
Türkçe Çevirileriyle Arapça hikmetli Sozler. sy. 13.
YANITLASİL
yuksel7 Mayıs 2022 13:19
Kur'an - i Kerîm'de Sadeceler Sistemi Vardır ve şöyledir :
-Sadece Allah c. c. a ibadet
-Sadece Allah c. c. a teslimiyet
-Sadece Allah c. c. tan istemek
--Sadece Allah c. c. tan korkmak.
....
Kuldan isteme! Verirse minnet, vermezse zillet!
Allah c. c. tan iste! Verirse nimet, vermezse hikmet!
Hz. Yusuf Kıssasi
111 Ayet. 111 Mesaj.
İbrahim Oruç.
Muaarib
sy. 502.