İlim urkek bir kuştur.Bağlamazsan kaçar. Boş kaşik ağiza, boş soz kulağa yakişmaz. Kalblerinizden adalet, dudaklarinizdan hakikat eksik olmasin. Politikaci gelecek seçimleri, devlet adami gelecek nesilleri duşunur. Hayat Olçuleri. Altinoluk.nisan1994.sayi .98. sy.14.
ALLAH (c.c.) isminin Arapça kelime yapisindaki ozelliği gereği, harfleri tek tek kaldirilsa bile anlami bozulmayan "tek kelime"dir. Esma-i Husnâ. Hakikatin Sosuzluğunda Vedud'a Yolculuk. Vuslat Turabi. sy.17.
Sufilerden biri " İnsanlar hakkinda Allah c.c a uy.. Allah c.c. hakkinda insanlara uyma."demiştir.
Oğlum! Butun yaratilanlar birer aletten ibarettir.Allah c.c. ise o aletin ustasi ve kullanicisidir. Kim bunu anlarsa alete bağlanip kalmaktan kurtulur ve onu kullanani gorur .İnsanlara bağlanip kamak Allah c.c. in gazabina sebep olur, kulfet ve sikinti doğurur. El-Fethu'r Rabbani Alemlerin Anahtari Abdulkadir Geylâni Yirmi dorduncu Sohbet.
Bir ilacı dozajından fazla kullanmak dert getirir.(Mh.) 27:1.makale,7.mukaddime Risale-i Nur külliyatı Bir Hazinenin Anahtarı Fihrist ve indeksi.sy.295.
İbrahim a.s. ateşe atıldığında Dilerse yakar, dilerse kurtarır.Hasbi an suali ilmihu bihali hasbiyallahü ve ni'melvekil! Demiştir. Kara Davud Delail-i Hayrat Şerhi.sy.928.
Sikke:1damga,muhur.2.bir malin kime ait olduğunu gosterir işaret,nişan,belirti.3.(mec.)Belge, delil.4.(mec.)sahibini tanitan iş veya eser.5.metal para.6.Mevlevil'lerde keçe kulah. Risale-i Nur'un Büyük Lügatı.sy.1021.
Sikke-i mahsusa: hususi (ozel ) muhur,damga,işaret;(mec.) sadece birine ait,taklid edilemez ozellikte iş veya eser. Risale-i Nur'un Buyuk Lugati.sy.1022.
Vasiyetname: Testament,m/eki: codicille, f/ /nin açilmasi:Ouverture du testament/ /bir -yi açmak :Proceder a İ'ouverture d'un testament. Turkçe-Fransizca Buyuk Sozluk sy.1099.
Nitekim hocası Cüneyd-i Bağdadi'ye ; "Söyle bakalım, sana göre şükür nedir?" diye sorunca; "Allah c.c. ın nimetlerini yiyip de ona âsi olmamaktır." diye tarif etmiş" (İbn Kayyım el-Cevziyye,2, 236.) Bu fiili şükürdür. Fatiha Suresi Tefsiri. Prof.Dr.Mahmud Es'ad Coşan. sy.81.
İskoçya'nın insan yutan kumsalları varmış : Deniz çekildiği zaman çamurlu bir yer, insan yürüyor, yürüyor,bir şey olmuyor, derken birden dizine kadar batarmış. Çıkayım derken öbür dizide batarmış.Çırpındıkça daha dibe inermiş. Nihayet beline, göğsüne, boynuna kadar... Şeytan da insanları o çamurlu, batak sahaya çekiyor, alıştırıyor.... Ondan sonra da "Olan oldu zaten Allah c.c. beni affetmez diyor.Bir de o tarafı var ; bir insan o noktaya geliyor. ( 39/Zümer,53."Allah .c.c. rahmetinden ümidi kesmeyin." Fatiha Suresi Tefsiri. Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan. sy.101.
Bu dilcilerin çok o iyi bildiği bir konudur. Zamanla kelimelerin manaları çeştlenir, değişir,kayar,farklılaşır.Öyle Osmanlıca lügatiyle Arapça meal, Arapça metin, Kur'an -ı Kerim çözümlenemez,anlaşlamaz.O zaman yanlış olur. Fatiha Suresi Tefsiri Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan. sy.115,116.
Tasavvuf, bilâ-alâka (hiç bir bağ olmadan ) tamamıyla Allah c.c. ile olmandır. Kuşeyri,Risale,s. 150. Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) Hayatı Eserleri ve Mektupları.sy.81.
Bütün fenalıklar(kötülükler), bir yere toplanmıştır.Bu yerin kilidi zina, anahtarı şarabdır.Hadis-i Şerif-Enis-ül Vaizin. Dini Terimler Sözlüğü.sy.344.
Bir insanın imana gelmesine vesile olmak sahralar dolusu kırmızı koyundan efdaldir.(S.T.) 176;(E.L.) 1:146;(K.L.)19,52. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.303.
Ve Amaneke.Yani. Ey Allah c.c. ım dünya âleminde türlü belâ ve mihnetlerden, âfetlerden, taşkınlardan, musibetlerden, şiddetlerden, görünür görünmez kazalardan ve son nefeste kötü bitişten saklamanı niyaz eder yalvarırım. Kara Davud Delail-i Hayrat Şerhi.sy.1006.
Ahirette de kabir azabından, hesab vermenin güçlüğünden ve Mahşe'in türlü türlü korku ve şiddetlerinden âmân ihsan etmeni dilerim. Kara Davud. Delail-i Hayrat Şerhi.sy.1006.
Ey Allah c.c. ım, ey kusurları mağfiret edici Rabbim, affınla inâyetinle, irtikâp ettiğim suç ve seyyiatımın cümlesi için din, dünya ve ahirette beni suç ve seyyiatımla rüsvâ etmeyipaf ve mağfiret etmeni dilerim. Ve gufraneke. Kara Davud Delail-i Hayrat Şerhi.sy.1006.
Ve ihsâneke .Yani. -Ey yüce Allah c.c. ım ey nimet verici, ihsan edici Yaratanım.Senin yalnızca fazlın ve inayetinle dinimde bütün bana yararlı olan şeyleri ihsan buyurmanı dilerim. Kara Davud Delail-i Hayrat Şerhi. sy.1006.
Şakk-ı Kamer:Apollo-11' in çektiği fotoğraflarda, ayın etrafını çevreleyen derin ve geniş bi kanalın bulunduğu görüldü.Fransız gazeteleri bunu; "Bu kanal, Şakk-ı kamerı işâret etmiş olmazmı? şeklinde, resim altı haber olarak verdiler.Papalığı ikâzı üzerine, bu haberden bir daha söz edilmemiştir.(M.Sıddik Gümüş) Dini Terimler Sözlüğü.sy.331,332.
Şemseddin Sami, bir yıl sonra Sabah (sabah 3 Ağustos 1314 ;1889.) gazetesinde terimlerle ilgili olarak şöyle bir açıklamada bulunur: "Hele ulum u fünun ıstılahatını hiçbir vakit Türkçeleştiremeyiz ve Türkçeleştirmemeliyiz." Terim Sorunları Ve Terim Yapma Yolları.sy.6.
Arkadaşlar, Mısırdan getirttim.Arablar altı büyük cilt terim kitabı yapmışlardır.Hepsini kendi dilleeinde yapıyorlar.Sayın dinleyicilerden arzu eden olursa gösterebilirim. Teyyare otomobil vesaire bütün kelimelerin karşılıkları bu kitablarda mündemiçtir,(Altıncı Türk Dil kurultayı 1949 Birleşimler Tutanaklar, T.D.K.Ankara, 175.s.) Terim Sorunları Ve Terim Yapma Yolları.sy.9.
Onun kılıçtan parmağıyla, kâtibin kalemi gibi On dördündeki ay, feleğin yeşil levhasında yarıldı. Ruhu' Beyan Kur'an Meâli Ve Tefsiri. 54.Kamer Suresi.cilt .20.sy.315.
Essirâcil munirissâdıkıl Emini.Yâni: - O öyle Muhammed (S.A.V.) dirki Hak yolunda kulları irşat edicidir, küfür karanlıklarını yok etmekte çok nurlu ve aydınlık bir meşale, bir kandil, bir çerağdır.Her şey onun aydınlık ve nurundan nur olmuştur.Hem de, o, bütün söz ve hallerinde ve vaadinde sadıktır, doğrudur. Kara Davud Delail-i Hayrat Şerhi.sy.1077.
Savt:Ses Bağırmak. Şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır.Evet ulvi hüzünleri, Rabbani aşkları iras eden sesler helâldir.Yetimhâne hüzünleri, nefsâni şehevâti tahrik eden sesler, haramdır. Şeiatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı te'sire göre hüküm alır!..İ.İ. Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat sy.859.
Ancak Arap lügat ilmi ise (Arab dil bilimi / lengüistik),ilimlerin temeli ana ögesidir. Çünkü vasıtaları ve sonuçları itibariyle bu ilimler ( diğer İslami) ona bağlı olarak gelişip ilerleyebilmekte ve ona bağlı bulunmaktadır. Ahteri-yi Kebir. Ahteri Mustafa Muslihuddin el- Karahisari. sy.1135.
Besmeledeki bâ Allah c.c. ın bakâsı, sin senası (yüceliği), mim mülkü, elif ehadiyyeti, iki lâm cemâli ve celâli, hâ hüviyeti demektir. Ruhu'l Beyân. Kur'an Meâli ve Tefsiri.cilt.14.sy.245.
"er-rahmân " , dünyada ve ahirette umum ehline rahmetine, "er-rahim" ,âhirette husus ehline rahmetine işarettir. Ruhu'l Beyân . Kur'an Meâli ve Tefsiri.cilt 14.sy.245.
Dünyada ilim cemiyetleri vasıtasıyla iki defa kanun yapıldı, ikiside kostantiniyye'de vuku' buldu.İkincisi çok muraccah ve faik (üstün) dür.Aralarındaki fark da insanın o asırdan bu asra kadar medeniyette ne derece ilerlemiş olduğuna işarettir. Kavaidi Külliy Şerhi.sy.12.
Şair der ki: Gördüm ki dünyaya kardeş olan yerinde dursa da her ne kadar Aslında seferin kardeşidir, bilmez ama sefer onu alır gider Ruhu'l Beyân Kur'an Meâli Ve Tefsiri. Cilt.13.sy.654.
Onların cesetlerinden, azaptan mâada birşey görünmez olur. Hatta o azap külçesinden fışkıran ah'lar, fizarlar, teellümler, sanki nefs-i azaptan neş'et ederler. Yani çağıran, bağıran, müteellim olan, ayn-ı azap olduğu sanılır.
Yedinci cümleyi teşkil eden ﴾ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ 1 ﴿ 'nin vech-i irtibatı:
Münafıkların azaplarının, mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifâkın birinci alâmetidir. Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrip eden, kizbdir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren, ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvâlini fesada veren, kizbdir. Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan, kizbdir. Müseylime-i Kezzâb ile emsalini âlemde rezil ve rüsvây eden, kizbdir.
İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir.
Bu âyet, insanları, bilhassa Müslümanları dikkate dâvet eder.
Sual: Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir?
Cevap: Evet, kat'î ve zarurî bir maslahat için bir mesağ-ı şer'î vardır. Fakat hakikate bakılırsa, maslahat dedikleri şey bâtıl bir özürdür. Zira usûl-i şeriatta takarrur ettiği vecihle, mazbut ve miktarı muayyen olmayan birşey, hükümlere illet ve medar olamaz; çünkü, miktarı bir had altına alınmadığından sû-i istimale uğrar. Maahaza, birşeyin zararı menfaatine galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur.
Dipnot-1 "Söylemiş oldukları yalanlar sebebiyle.." Bakara Sûresi, 2:10.
Sayfa
/384
Bu Sayfaya Yeni Notunuz
Kaydet ahlâk-ı âliye: yüksek, üstün ahlâk ahvâl: haller, durumlar alâmet: belirti, iz âlem: dünya âlem-i beşer: insanlık âlemi, dünyası âlem-i İslâm: İslâm âlemi, dünyası ayn-ı azap: azabın tâ kendisi bâtıl: hak olmayan, boş, sahte, yalan caiz: sakıncasız emsal: benzerler fesad: bozma, bozgunculuk fizar: feryat galebe etme: üstün gelme gayr-ı muteber: geçersiz, itibar edilmeyen had altına alınma: sınrlanma, belirlenme had konulma: sınır çizilme, sınırlanma hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın herşeyi terbiye ederek, muhtaç olduğu şeyleri verip bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması illet: asıl sebep kat’î: kesin, şüphesiz kemalât: olgunluklar, faziletler, iyilikler kizb: yalan kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve iktidarı küfür: inkâr ve inançsızlık mâada: başka maahaza: bununla birlikte maslahat: fayda, yarar mazbut: sınırları belirli medar: dayanak noktası, asıl sebep mensuh: nesh edilmiş; hükmü kaldırılmış mesağ-ı şer’î: şer’î izin; şeriatın verdiği müsaade mezkûr: zikredilen, anlatılan muayyen: belirlenmiş, bilinen münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi Müseylime-i Kezzab: (bk. bilgiler) müteellim: acı, üzüntü duyan nefs-i azap: azabın tâ kendisi neş’et etme: doğma, meydana gelme nev-i beşer: insan, insanlık nifâk: münafıklık, iki yüzlülük rüsvây: rezil sû-i istimal: kötüye kullanma şahid-i sadık: doğru tanık, şahit şiddet-i kubh: şiddetli çirkinlik tahrip etme: yıkma, yok etme tahsis edilme: ait, mahsus kılınma takarrur etme: kural olarak yerleşme, sabit olma teellüm: üzüntü, acı çekme tel’in: lânetleme, kınama usûl-i şeriat: fıkıh usûlü, İslâm hukuku metodolojisi vasıflandırılma: nitelendirilme vech-i irtibat: ilişki, bağlantı yönü vecih: yüz, yön zarurî: zorunlu, mecbur olarak
Evet, âlemde görünen bu kadar inkılâplar ve karışıklıklar, zararın, özür telâkki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir.
Fakat kinaye veya târiz suretiyle, yani gayr-ı sarih bir kelimeyle söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.
Hülâsa, yol ikidir: Ya sükût etmektir; çünkü söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır; çünkü İslâmiyetin esası, sıdktır. İmanın hassası, sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâmın nizamı, sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren, sıdktır. Muhammed-i Hâşimî aleyhissalâtü vesselâmı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.
Sayfa
/384
Bu Sayfaya Yeni Notunuz
Kaydet ahlâk-ı âliye: yüksek ahlâk âlem-i İslâm: İslâm dünyası Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Ashab-ı Kiram: yüksek şeref sahibi Sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler galebe etme: üstün gelme gayr-ı sarih: açık olmayan hassa: özellik, nitelik hülâsa: kısaca, özetle inkılâp: değişiklik, karışıklık îsal: ulaştırma kâbe-i kemalât: olgunlukların, faziletlerin merkezi, zirvesi kemalât: olgunluklar, faziletler, iyilikler kinaye: bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, başka bir mânâda kullanma san’atı kizb: yalan maslahat: fayda, yarar meratib-i beşeriye: insanlığa ait mertebeler, dereceler mihver: eksen Muhammed-i Hâşimî: Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) nev-i beşer: insan, insanlık nizam: düzen, sistem sıdk: doğruluk sükût: susma târiz: dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi tefevvuk ettirme: üstün kılma, üstün yapma telâkki edilme: kabul edilme, anlaşılma terakkiyat: gelişme, ilerleme
Çünkü, fer-i hükümlerden biri, bir zamanda maslahat iken, diğer bir zamana göre mazarrat olur.Veya bir ilaç, bir şahsa deva iken, şahs-ı ahere dâ olur.Bu sırdandır ki, Kur'an fer'i hükümlerden bir kısmını neshetmiştir.Yani, "Vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi" diye hükmetmiştir. Mesnevi-i Nuriye ve Işaratü'l İcaz. İşaratü'l İcaz.sy.85.
Ve yine biz Kur'an da : "Öz babalarınızın dışındakileri baba kabul etmeyin.Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkâr etmiş olursunuz "ayetini okuyorduk. (Bu ayet mensuhtur) Devlet idaresi. Hadislerle Hz. Peygamber Ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık.cilt .2.sy.609,610.
Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) Sayfa: 111 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Semâ aslında yüksek demek.Sumu mastarından geliyor.Başımızı kaldırdığımızda yukarıda gördüğümüzden üst tarafımıza semâ deniliyor.O yukarılardan Cenab-ı Hak suyu indirdi. "Ey insanlar, o suyu indiren Allah c.c.a ibadet edin. Bakara Suresi Tefsiri.cilt 1.sy.148. Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan.
Her insanın kıymeti, düşüncesinin kıymetine göredir.Bütün düşünce ve derdi dünya olanın, Allah c.c. katında hiç bir değeri yoktur.Düşüncesi Allah c.c. rızası olan kimsenin ise, kıymetini bilmek mümkün değildir. Nefsin seni yürütür,kalbin ise uçurur; sen ise hızlı gidenle birlikte ol. İbrahim Rakki'nin hikmetli sözlerinden bir kaçı. Kuşeyri Risalesi. Sufilerin İnanç ve Ahlakları.sy.144.
Ebu Hamza -i Horasâni'ye ait bazı hikmetli sözler: Sabır, er kişilerin ahlakıdır.Rıza ise, şerefli insanların ahlakıdır. -Kulu, enyüksek derecelere ulaştıracak amel , kusurunu, acizliğini ve zayıflığını görmesidir. Kuşeyri Risalesi. Sufilerin İnanç Ve Âhlakları.sy.147.
Nitekim Ebu Bekr el -Acuri (r.)tahricine göre, Ebu Zerr (r.a.) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasulüllah (s.a.v.) : "Ey Ebu Zerr! Hud, Şu'ayb, Salih, bir de senin peygamberin , bu dördü Arablardandır. buyurmuştur. Ruhu'l Furkan Tefsiri.cilt.13.sy.840.
Üveys-i Karni'nin yüksek mertebelere kavuşması annesini râzı etmesi bereketiyle idi.Resulullah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurdu:Üveys-i Karni'nin bütün o keramet ve ihsana kavuşması; annesine iyilik etmesiyledir.(Meşarik-ul -Envar) Razı. Dini Terimler Sözlüğü.sy.298.
Haşiye: Bu Mertebe-i Sadise sair mertebeler gibi yazılsa idi, pek uzun olacaktı.Çünkü imam-ı Mübin, Kitab-ı Mübin, kısa ifade ile beyan edilemez. Bediüzzaman Said Nursi'nin Okuduğu Virdler Ezkar-u Nuriye.sy.657.
İslam'ın temeli, esası marifetullahtır.Allah c.c. bilmek,vicdandır,irfandır. Faydalı akıldır.Faydalı akıl ise Allah (c.c.) tan gereği gibi korkmak farzları yapıp,günahlardan kaçınmaktır. Mahmud Esad Coşan Günün Sohbeti. Akra fm.
İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getirilmesindedir.(S.)649: Lemaat. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.328.
52.Ebu Hamza-ı Horasani Ebu Hamza demiştir ki:"Kim ölümü sıkça hatırlamayı bir şiar haline getirirse, Allah c.c. ona ebedi olan her şeyi sevdirir ve fâni olan her şeyden nefret ettirir." Kuşeyri Risalesi. Sufilerin İnanç ve Ahlakları.sy.146.
Osman: Hz.Talha ve Zübeyr'den evvel İmana geldi, iman edenlerin beşincisi oldu.Peygamberimizin (A.S.M.) iki kızı ile evlenmek nasib olduğu için kendisine "Zinnureyn" nâmı verilmiştir. Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.799.
Zekât, bereketi çoğaltır.Gazab-ı ilâhiyi söndürür.Feyiz ve bereketin gelmesine sebeb olur. Ahirette cimriliğin sebeb olduğu azabı defeder. Şah Veliyyullah Dıhlevi.rahmetullahi aleyh.
Allah c.c.ım, senden bana hayırlı işler yapma gayreti, kötü işleri terk etme iradesi, yoksulları sevme arzusu vermeni, beni affetmeni,beni acımanı,eğer bir toplumu ağır bir fitneyle imtihan edeceksen, o fitneye muhatapolmaksızın benim canımı almanı niyaz ediyorum.5. Tercümeli Emrem Delâil-i Şerif Mecmuası.sy.291. El-Hizbul Azam.
Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünüm benim
Ülkendeki kuslardan ne haber vardir Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir Sevgili En sevgili Ey sevgili
Ahmed bin Hanbel şöyle buyurur: Cenab-ı Hakk'ı rüyâmda gördüm: -Ya Rabbi Mukarreb kullarını sana en fazla yaklaştıran vâsıta nedir? diye suâl ettim.Cenab-ı Hak: Kelâm'ım Kur'an -ı Kerim'dir ey Ahmed buyurdu.Ben: -Yarabbi Anlayarak okumakmı? Yoksa anlamadan okumakda aynı şekilde kişiyi sana yaklaştırır mı? diye Sual ettim.Yüce Rabbim: -Anlayarak ve anlamayarak okumak, her ikiside kulumu bana en fazla yaklaştıran amel-i sâlihtir buyurdu.125....... Kitabımız Kur'an Muhtevâsı Ve Faziletleri.sy.375.
İsâ (a.s.) 'ın ashâbına şöyle buyurduğu rivâyet edilir: -"Ölülerle oturmayın yoksa sizin de kalbleriniz ölür." Ashabı: -"Ölüler kimlerdir?" diye sorunca şöyle cevab verdi: -"Dünyaya rağbet edenler ve onu sevenlerdir." Ruhu'l Beyân Kur'an Meâli Ve Tefsiri.9.cilt.sy.360
Zira Kur'an-ı Kerim bir güneş gibidir.Lakin her kalbe farklı doğar. Nitekim Kur'an-ı Kerim'den istifade hususunda insanların çok farklı seviyelerde bulunduğunu Mevlânâ Hazretler'nin şu tesbihi ne güzel izah eder: Güneş, bütün mahlikatın üzerine eşit doğar.Ama gül başka, leş başka kokar! Kitabımız Kur'ân Muhtevası ve Faziletleri.sy.19.
"Güneş, kuru dala da yaş dala da aynı yakınlıktadır.(Her ikisini de aydınlatan ve ısıtan şuâlarını cömertçe ikram eder.) Fakat zamanı gelince, olgun lezzetli ve güzel kokulu meyvelerini yiyeceğin yaş ve taze dalın Güneş'e yakınlığı nerede, kuru dalın ki nerede?! Kuru dal, Güneş'e yakınlığı yüzünden daha beter kurumaktan ( ve yakılacak bir odun olmaktan) başka ne elde edebilir?!" Kitabımız Kur'an Muhtavası ve Faziletleri.sy.19.
"Biz Kur'an'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü'minler için şifâ ve rahmettir; zâlimlerin ise yalnızca ziyânını artırır.(el-İsra,82) Kitabımız Kur'an Muhtevâsı Ve Faziletleri.sy.19.
Kâinat 55 lisanla Allah c.c.ın varlığına şahitlik eder.(M.N.) 48:Katre, 1.bab Kâinat esir maddesinden yaratılmıştır.(İ.İ.) 238. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.371.
Alimlerin Kur'an'a ilave yapılmaması kararları zamanlarına aittir.(S.T.) 62:1.Şua. Bir hazinenin Anahtarı. Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.390.
YANITLASIL
yuksel7 Ocak 2020 17:16 Korkmakla din rüşvet verilmez.(S.n.) 54. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.389.
YANITLASIL
yuksel7 Ocak 2020 17:19 İçinde bulunduğumuz zamanın geçmiş zamana kıyas edilmesi yanlıştır. (D.H.Ö.İç. R.) 70.
YANITLASIL
yuksel7 Ocak 2020 17:24 Kıyasi İstisnai.(L.)57:11.Lema,.5.nükte (İ.İ.) 95. Maneviyat maddiyata kıyas edilmez.(M.n.) 127. Bir Hazinenin Anahtarı Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.386.
Mesnevi'de der ki: Kötülükte bulundun mu kork, emin olma, Çünkü yaptığın kötülük bir tohumdur, Allah c.c. onu mutlaka bitirir! Birkaç kere, belki yaptığına pişman olur, Utanırsın diye örter,gizler.... Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri.cilt.11.sy.79.
.... Lütfunu meydana çıkarmak için defalarca örter de Sonradan adaletini göstermek için cezalandırır; Bu suretle bu iki sıfatının da meydana çıkmasını, Lütfunun müjdeci, kahrının da korkutucu olmasını diler. Ruhu'l Beyan Kur'an Tefsiri Ve Meâli.cilt.11.sy. 79.
Allah c.c.ım zâlimleri zâlimlerle meşgul et.Onların arasından bizi sağ salim ve ganimetlerle çıkar.diye dua ettiler İsrailoğulları. Ruhu'l Beyan Kur'an Tefsiri Ve Meâli cilt.11.sy.73.
Eğer "Namazın Elli vakitten beş vakte indirilmesi tebiğden öce bir neshin meydana geldiğini gösterir.Halbuki Ehl-i Sünnet ve Mutezile bunun olmayacağında ittifak etmişlerdir.dersen şöyle cevab veririm:Burada nesh Hz Peygamber (s.a.)'e nisbetle tebliğden sonra meydana gelmiştir. Ruhu'l Beyan Kur'an Meali Ve Tefsiri.cilt.11.sy.53.
Çünkü O, bununla mükellef kılınmıştı.Sonra nesh edildi.Onun hakkında nesh edilimce ümmeti hakkında da nesh edilmiş oldu.Çünkü aslolan, her peygamber hakkında sabit olan şeyin ümmeti hakkında da sabit olmasıdır.Ancak bir hükmün peygambere has olduğunu bildiren bir delil olursa o başka. Ruhu'l Beyan Kur'an Meâli Ve Tefsiri .cilt11.sy.53.
Bir kimse hayırlı bir işte çok infakta bulundu.Arkadaşı ona:"İsrafta hayır yoktur."dedi.O da :Hayırda israf yoktur"diye karşılık verdi. Ruhu'l Beyan Kur'an Meâli Ve Tefsiri. Cilt.11.sy.126.
Allah c.c.ım, beni vaktinden önce ihtiyarlatan kadının şerrinden sana sığınırım, sırtıma vebal yükleyen çocukların şerrinden sana sığınırım, beni azâba sürükleyen malın şerrinden sana sığınırım, gördüğü iyiliği gizleyip kötülüğü ifşa eden sahtekar arkadaşın şerrinden sana sığınırım Tercümeli Emrem Delail-i Şerif Mecmuası.sy.343. El Hizbül A'zam
"Neshetmeyiz" ayetinin işareti, "unutturmayız" demektir. Ey gafil, hemen arkasından "daha hayırlısını getiririz " gelmiştir. Hakk'ın hükmünü kaldırıp neshetiği her şeriat ki, O'nun yerine ondan daha güzelini göndermiştir. RUHUL BEYAN KURAN TEFSİRİ VE MEALİ 1.CİLT/550.SYF
Bu olaylar aleminin kumandanı ancak O'dur. Bu alemler mülkünün malik ve müdebbiri de O'dur. Dikmeyi bilen, söküp yırtmayı bilmez mi? Satan sattığı her şeyin yerine daha iyisini almaz mı? RUHUL BEYAN KURAN MEALİ VE TEFSİRİ 1.CİLT/550 SYF
Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki, zıtları birbirinden tevlid eder ve aleyhte olan herbir şeyi lehte zanneder. Mesnevi-i Nuriye. Risale-i Nur külliyatı.
Ariflerden biri der ki: Allah Teâlâ'dan başkasına güvenip dayanırsa Allah Teâlâ onu yaratıklarının en zayıfı ile helâk eder.Görülmez mi ki fil ashabı Allah c.c. ın en güçlü yaratığı olması hasebi ile file güvendiği için Allah Teâlâ onları yaratıklarının en zayıfı olan kuş ile helâk etti. Ruhu'l Beyan. Kur'an Meâli ve Tefsiri.cilt.23.sy.621.
İnsanların en hayırlısı inlara faydalı olan , malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan ; Allah (c.c) harcananın en hayırlısıda da insanların en çok ihtiyaç duydukları şeyleri karşılayandır. Umre rehberi diyanet 36.syf
Hac yöneliştir. Bu yöneliş , şekli olarak sadece Kâbe ve çevresindeki kutsal yerlere inmiş gibi görünsede , aslında Allah(c.c) a ve onun gösterdiği hedeflere kilitlenmenin ifadesidir. Umre rehberi diyanet 77.syf
İslam dini, insanın ilim öğrenmesi için gerekli bütün yolları açık tutmuştur.ilim öğrenmek için zaman, mekan , yaş sınırı koymamıştır. Erkek ve kadın herkese beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi farz kılmıştır . kişinin hayatın her aşamasında ve her safhasında ilimden asla kopmamasını istemiştir. Umre rehberi 90.syf
Temim ed-Darî den rivayet edildiğine göre , Hz.Peygamber(s.a.s); Din samimiyettir buyurmuştur. Ravi der ki: Biz kime karşı diye sorduk O da Allah (c.c) a , kitabına , Rasulüne , Müslümanların önderlerine ve bütün müslümanlara karşı buyurdular . Müslim iman 95 hadis no:55 Umre rehberi 126. Syf
İmâm Şafii'nin şöyle dediği rivayet edilir: "İnsanlara sâdece bu sure inmiş olsaydı onlara yeterdi. Bu da bir başka alimin "Bu sure Kur'an' ın bütün ilimlerine şamildir" sözü ile aynı mânâyadır. Ruhu'l Beyân Kur'an Meâli ve Tefsiri.Asr Suresi. Cilt.23.sy.592.
1518- "Benim hadislerim birbirini nesh eder.Kur'an ın neshi gibi. Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu ertelersek mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz.(el -bakara 2/106) Hüküm kendisine denk olan başka bir hükümle değiştirilebilir.Örneğin kıblenin mescidi Aksa dan Kabe'ye çevrilmesi. Hüküm, kendisinden daha hafif bir hükümle değiştirilebilir.Örneğin kocası vefat eden kadınların iddetini bir yıl iken dört aya düşmesi. Hüküm, kendisinden daha ağır bir hükümle değiştirilebilir. Ramuzü-l Ehadis Şerhi. Levamiu'l ukul. Cilt 3.sy.530,531.
Hüküm, kendisinden daha ağır bir hükümle değiştirilebilir.Örneğin Ramazan orucu tutma ile fidye verme arasında seçim yapılıyorken bu seçimin kaldırılıp sadece Ramazan orucu tutma hükmünün getirilmesi. Ramuzü'l Ehadis Şerhi. Levamiu'l Ukul. Cilt.3.sy.531.
Peygamber Efendimiz de Zilzal suresinin son iki ayetini okudu. Adam yeter, yeter dedi.İçinde bir heyecan ve cezbe hali belirdi ve yere düştü,inleyerek ağladı. Bu ayet en muhkem ayettir.Buna tüm hikmetleri kendisinde topladığı için "el-Camia" denmiştir. Ruhu'l Beyan Kur'an Meâli Ve Tefsiri.cilt.23.sy.552.
Medine döneminde nâzil olmuştur. Sekiz âyettir. Zilzâl, “zelzele” (yer sarsıntısı) demektir. Adını ilk âyetindeki aynı kelimeden almıştır. Kıyametten hemen önce meydana gelecek olan şiddetli depremden ve daha sonra bütün ölülerin kabirlerinden çıkıp hesap vereceklerinden bahseder.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığı,
2. Yer (içindeki her türlü) ağırlıklarını çıkar(ıp fırla)ttığı,
3. Ve (dehşet içinde) insan: “Buna ne oluyor?” dediği (zaman)!
4-5. O gün (yer) senin Rabbinin kendisine bildirdiği haberleri anlatacak.
6. O gün (kıyamette) insanlar, amelleri(nin karşılığı)nı görmeleri (ve iyi kötü sonuçlarını tatmaları) için (hesap yerinden) bölük bölük dönecekler.
7. İşte kim zerre ağırlığınca (iman ve ihlâsla) bir hayır işlerse, onu(n karşılığını) görecek.
(Mü’minler ihlâsla yaptıkları iyiliklerinin karşılığını her iki dünyada, kâfirler ise ancak bu dünyada görebilirler.)
8. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görecektir. [bk. 18/49]
(Ancak mü’minlerin amel defterlerinde gördükleri günahlar, Allah’ın lütfu ile bağışlanabilir. Kâfirler ise, affa uğramayarak karşılığını göreceklerdir.)
Araba devrilince ( tekerlek kırılınca) yol gösteren çok olur: Bir kişi felakete, zarara uğradıktan sonra akıl veren, yol gösteren çok o!ur.Önemli olan yanlışlığı, tehlikeyi önceden görmek ve uyarıda bulunmaktır. Yeni Atasözleri ve deyimler sözlüğü.açıklamalı örnekli.sy.34.
B) Hadis-i Şeriflrrin de Kur'an Gibi Vahiy Olduğuna Delalet Eden Hadis-i Şerifler 1) Mikdâm ibni Mâ'di Keribe (r.a.) dan rivâyet edilen bir hadis-i Şerifte Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Dikkat edin! Bana kur'an Verildi, onunla birlikte bir misli de (sünnet)verildi. Tabi'nin ulularından Yahya ibni Ebi Kesir (r.a.): Cibril Kur'an'ı indirdiği gibi sünnetide indiriyordu. Kırk Hadis-i Şerif.sy.369, 372.
Sade bir hayat yaşayan ilk insanların ihtiyaçlarıyla, daha sonraki devirlerde yaşayan insanların ihtiyaçları birbirinden çok farklıdır.Bu sebepledir ki insanı yaratan, onu en iyi şekilde bilen ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah Teâlâ, her dönemdeki insanlara ihtiyaçlarına göre hükümler göndermiştir.En kâmil ve en kalıcı hükümleri ise son peygamberi Hz. Muhammed s.a.v.e göndermiştir. Kitabımız Kur'an Muhtevası Ve Faziletleri.sy.106.
Ondan sonra bir peygamber geleyeceği için, artık vahiyde bir değişiklik olmayacak, insanlar hayatlarını bu nihai vahye göre tanzim edeceklerdir.Peygamberimizle birlikte din kemale ermiştir ve ondan başka bir din de kabul edilmeycektir. 155.Al-i İmrân 3/19,84;el Mâide 5/3. Kitabımız Kur'an Muhtevası Ve Faziletleri.sy.106.
Tarziye: Cübbe veya zırh giymek. Tarziye: Pişmanlık duyduğunu anlatarak özür dilemek. Razı etmek."Radiyallahü -anh diyerek dua etmek. Osmalıca Türkçe Ansiklopedik Lügat.sy.948.
İbn Abbas r.a.e göre bunun manası şöyle: Doğruyu, yalanı,hakkı bâtılı ağzınızda evirip çevirip karıştırıp insanları şaşırtmayın! Siz şimdi şahid durumdasınız .Ümmeti-i Muhammed s.a.v.e gerçekleri söyleyin,ortadaki insanlar bilsin! Bakara Suresi Tefsiri.cilt.1.sy.321.
Bu da en büyük şahidlik; iman şahidliği, Onlar Şehadet ederiz ki bizim kitablarımıda bu vardır. deseler halk daha kolay anlayacak. O kadar mücadele olmayacak, gecikme olmayacak. Bakara Suresi Tefsiri.cilt.1.sy.322.
Şemsu'l-Maarif isimli kitabta deniyor ki: Yeryüzüne inen ilk ayet Bismillahirrahmanirrahiym'dir.Kitabın ifadesine göre besmele ilkin Hz. Adem Safiyyullah (a.s.) 'a inmiştir.Bu ayet indiğinde, Hz. Adem a.s. "şu anda aladım ki benim zürriyetim, -bu besmele üzere oldukları sürece Cehennemde azap edilmeyeceklerdir" demiştir. Ruhu'l Beyân Kur'an Meâli Ve Tefsiri. Cilt.23.sy.484.
Daha sonra aynı besmele Hz. İbrahim (a.s.) mancınıka konmuş ateşe atılmayı beklerken indirilmiştir.Bu besmele sayesinde Allah Teâlâ peygamberini ateşten kurtarmıştır.Hz İbrahim (a.s.) dan sonra besmele Hz. Musa (a.s.) 'a inmiş ve besmele ile Fir'avn ve ordularını dize getirmiştir. Ruhu'l Beyan Kur'an Meâli Ve Tefsiri. Cilt 23.sy. 484.
Sonra besmele Süleyman (a.s.) 'a nazil olmuş ve melekler Süleyman (a.s.) 'a dönerek "Allah c.c. a yemin ederiz ki şu anda senin mülkün tamama ermiştir "demişlerdir.Besmele Allah c.c. ın peygamberlerine ve o peygamberlerin ümmetlerine bir rahmet ve güvenlik ayetidir. Ruhu'l Beyan Kur'an Meâli Ve Tefsiri cilt.23.sy.484.
Besmele (s.a.v.) Efendimiz'e Neml suresinde " O Süleyman a.s. dandır, rahman ve rahiym olan Allah c.c. ın adıyla (başlamakta) dır. (Neml,27/30) âyeti kerimesi indiğinde, Peygamber Efendimiz için büyük bir fetih olmuştur.Efendimiz emretmiş besmele bütün surelerin başlarına, defterlerin sırtlarına, mektupların baştaraflarına yazılı olmuştur. Ruhu'l Beyân Kur'an Meâli Ve Tefsiri.cilt. 23. sy.484.
"Su'-i ihtiyar ile olan bir zaruret haramı helal etmez" kaidesine bir misalcik: Bir mahrem risale vardı ki, o mahrem risalenin neşrini menetmiştim. "Öldükten sonra neşrolunsun"demiştim.Sonra mahkemeler alıp okudular, tetkik ettiler; sonra beraet verdiler.Mahkeme-i Temyiz, o beraeti tasdik etti.Bende bunu dahilde asayişi temin için ve yüzde doksan beş masuma zarar gelmemesi için neşredenlere izin verdim."Said, meşveretle neşredebilir" dedim. Bediüzzaman Said -i Nursi. Mufassal Tarihçe-i Hayatı.cilt.3.sy.2521,2522.
"Ne zamanki Ayasofya yine câmi oldu, bizim de o zaman bir gazetemiz olabilir" diye Abdullah Ağabey bizzat bize anlatmıştır. Bediüzzaman Said-i Nursi. Mufassal Tarihçe-i Hayatı.cilt 3.sy.2470.
Allahu Teâlâya itâat etmek bir hazineye benzer. Bu hazinenin anahtarı duâ, anahtarının dişleride helâl lokmadır.(Yahyâ bin Muaz) Haram yiyenlerin yedi azası, istesede istemese de günah işler.Helâl yiyenlerin azası ibadet eder.Hayır işlemesi kolay ve tatlı gelir.( Sehlbin Abdullah'Tusteri) Dini Terimler Sözlüğü.sy.160.
..... Bu Allah c.c. ın âdetidir.Kendi rızası için bir şeyi terk eden kimseye veya onun nesline, terk ettiği şeyden daha üstün olanını verir. Ramuzü'l Ehadis Şerhi. Levâmi'ul Ukul.cilt.1.sy.144
Aranızda "Nübüvvet", Allah'ın istediği kadar sürer. Sonra onu, (Peygamberliği) kaldırmayı istediği zaman da kaldırır. Sonra, Allah'ın sürmesini murad ettiği kadar (otuz sene) "Nübüvvet yolunda halifelik" gelir. Sonra kaldırmayı istediği zaman onu kaldırır. Ve Allah'ın murad ettiği kadar devam eden "Şiddetli bir meliklik" idaresi gelir. Sonra, onu da kaldırmayı istediği zaman kaldırır. Sonra, "zorba bir idare" gelir. Sonra da "Nübüvvet yolu üzere bir hilafet" gelir. (Mehdi (a.s)ın zuhuru) Ravi: Hz. Huzeyfe (r.a.) Sayfa: 257 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
yuksel28 Ağustos 2020 09:17 Kütüb-i sitte. 10.(2369)-....... Açıklama: 1-Bu rivayet, Hz.Ömer r.a.in namaza ne kadar ehemmiyet verdiğini göstermektedir.Onun nazarında namaz ferdlerin dini hayatını ilgilendiren bir mesele olarak kalmıyor, devletin meselesi oluyor ve en mühim meselesi addediliyor..... Hadis Ansiklopedisi Kütüb-i Sitte.cilt.7.sy.390.
Imagehttps://www.karar.com › buyuk-sifir... Büyük Sıfırlama (Great Reset) - Mustafa Morgil Köşe Yazısı - Karar.com 18 Haz 2020 · Koskoca gezegene reset atmak nedir, nasıl yapılır, hangi konularda olacak? Şu an için bunu bilmiyoruz. Henüz görüşmeler yapılmadı, bunların içerikleri yayınlanmadı. Ancak görünen o ki çok büyük ...
öykünerek küresel güç olma hevesine kapılan Çin, nükleer silahlarına, en kalabalık ve en teknolojik ordularına, erişilmez zannedilen uydu ve uzay sistemlerine, üretim ve her türlü “satın alma” güçlerine rağmen Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un deyimiyle “görünmeyen bir düşman” karşısında pes ettiler. Sistemin âcizliği bütün çıplaklığı ile gözler önüne serildi. Büyü bozuldu, tabu yıkıldı.
Şeytani sistem hızla çöküyor. Çökmekte olan sistemin sahiplerinin bundan sonra kısa zamanda toparlanıp yeni bir sisteme dünyayı razı etme ihtimali neredeyse sıfır. Çünkü bugüne kadar yeryüzünde kolektif olarak işledikleri toplumsal, siyasi, ekonomik, ekolojik cinayetlerle bütün inandırıcılıklarını kaybettiler.
Beklenen şeyin ortaya çıkma zamanı
Uluslararası şeytani sistemin çökmesiyle bütün dünyanın bir kaosa gireceğini düşünmenin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bunu iki ana temele dayandırabiliriz.
Elindeki bu kadar güçlü imkân ve kabiliyete, aşırı derecede kutsanan küresel akla rağmen bu sistem bu kadar zulüm, adaletsizlik, açlık, fakirlik güvensizlik üretti ve bunu bilerek ve isteyerek yaptı ise zaten güvenilmez ve devam ettirilemez, devam etmemelidir. Bu sistemin çökmesinden en çok zarar görecek olanlar, sistemin sahipleri olacaktır. Sistemin köleleri durumunda olanlar ise özgürlüklerine kavuşacaklardır. Eğer bu sistemin sahibi olan ülkelerle, askeri, ekonomik ve teknolojik mücadeleyi kazanamayacağını bilen “farklı bir güç”, sistemin mayasına uygun olarak çeşitli şekillerde devreye girip-sızıp, fark edilmeden sistemi yönetenleri etkileyerek yaptığı/yaptırdığı veya zemin hazırladığı operasyonlarla, bu devletlerin güçlerini ve enerjilerini, tükettirdi ise çökmekte olan uluslararası sistemin yerini o alacak demektir. Tabi bu takdirde zihinlerde hemen “o güç kim ve nerede” sorusu beliriyor. Galiba pek uzak olmayan bir zamanda bütün dünya görebilecek…
Yani şimdi insanlığın beklentilerini adil biçimde karşılayacak yeni bir sistemin ortaya çıkma zamanıdır.
Alper TAN
Yazara ait diğer köşe yazıları Yeni Bir Dünya Kuruluyor29 Ağustos 2020 Uluslararası Sistem Güncellenmeli mi Yıkılmalı mı?15 Mayıs 2020 O “Ruh” “Beden”ine Kavuşuyor07 Mayıs 2020 Belediyeler, Salgın Sebebiyle Ücret Alamayan İşçilere Destek Olmalı23 Mart 2020 Kremlin’in Suriye ve Libya Politikası Rusya’ya Ne Kazandırır?27 Şubat 2020 Yazarın Tüm Yazıları Merve KARACAER ULUSOY KOVID-19 Sonrası V Tipi Toparlanma Mümkün mü? Merve KARACAER ULUSOY Muhammet Savaş KAFKASYALI Kurban ve Öfke Muhammet Savaş KAFKASYALI Tevfik ERDEM Joe Biden Demokrasinin Neresinde? Tevfik ERDEM Furkan Hamit Trump’ın Oyalamalarına Karşı Erdoğan’ın Tavrı Furkan Hamit Sinan TAVUKCU Belarus Seçimleri ve Sonrası Sinan TAVUKCU Köksal ÇİFTÇİ Alternatif Tarih Köksal ÇİFTÇİ New York Times'tan Bomba İddia! "ABD NATO'dan Çıkacak"Amerika New York Times'tan Bomba İddia! "ABD NATO'dan Çıkacak" 05 Eylül 2020 10:56 KKTC'de 'Akdeniz Fırtınası' EsecekEge-Kıbrıs KKTC'de 'Akdeniz Fırtınası' Esecek 05 Eylül 2020 10:38 "Fransa, Doğu Akdeniz Yetmiyor, Irak'ta da Beyanlarda Bulunuyor"TSK "Fransa, Doğu Akdeniz Yetmiyor, Irak'ta da Beyanlarda Bulunuyor" 05 Eylül 2020 10:37 Trump Duyurdu! 2 Ülke Daha SıradaAmerika Trump Duyurdu! 2 Ülke Daha Sırada 05 Eylül 2020 10:36
Çalışma Alanları Ekonomi Savunma - Güvenlik Medya - STK İç Politika Dış Politika Yayınlar Rapor Analiz Kitap SDE Bakış E-Dergi Faaliyetler Kongre Sempozyum & Çalıştay Konferans & Panel Beyin Fırtınası EİK Toplantıları SDE SD TV İletişim Üyelik Künye Kurumsal Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Doğruluk Bu kelime ile ilgili esas mana şu ayette geçmektedir: یا ایها الذين آمنوا اقوا الله وكونوا مع الصادقين "Ey iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla (özde ve söz de doğru olanlara) beraber olun."91 Abdullah b. Mesud (ra)'nın rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Kul daima doğru olur ve doğruyu araştırırsa nihayet Allah katında sıddık olarak yazılır . Bir kul da daima yalan söyler ve yalanı arar bulursa, o da sonunda Allah katında yalancılardan yazılır."92 Denilmiştir ki: "Allah (cc) Davud'a (as) şöyle vahyetmiştir: "Ey Davud, bir kimse bana karşı iç âleminde doğru olursa, ben de onun dış halini, insanlar arasında doğru kılarım." Şunu iyi bil ki, doğruluk dinin direğidir, din onunla tamamlanır ve onunla düzene girer. Doğruluk peygamberlikten sonraki ikinci derecedir. Nitekim Allah (cc) bu manada şöyle buyurmuştur: 91 Tevbe Sûresi, 119. Pubori 130. Muslim Birr ve salat 103. 92
أول مع الذين أنعم الله عليهم من البنين والصديقين والشهداء والصالحين Abdülkadir Geylani 1127 "İşte onlar, Allah’m kendilerine nimet verdiği peygamberler, sadıklar, şehidler ve salihlerle beraber olacaklardır."93 Sadik kelimesi, Arapçada sidk kelimesinden alınmış ve ism-i lazim sayılır. Siddik ise, sadık kelimesinin mübalağasıdır. Sidk o kişide sürekli tekrarlana tekrarlana o kişinin huyu ve karakteri haline gelir ve onun en üstün hali olur. Doğruluk, kişinin içi ve dışının bir olmasıdır. Sadık, doğru konuşan, sözünde doğru olan kimsedir. Sıddık ise sözlerinde tüm hallerinde ve fiillerinde doğru olan kimse de- mektir. Denilmiştir ki: "Bir kimse Allah'ın kendisiyle olmasını isterse doğru olsun. Çünkü Allah doğrularla beraberdir..." Cüneyd-i Bağdadi şöyle demiştir: "Doğru olan kimse günde kırk kere değişir. Ama riyakâr, kırk yıl olduğu gibi kalır." Doğrulukla ilgili şunlar söylenmiştir: “Doğruluk; tehlikeli yerde bile hakkı söylemektir." "Doğruluk; gönülde olanın söylenmesidir." "Doğruluk; dilin haram söylemesini engellemektir. "Doğruluk; yapılan işte Allah'a vefalı olmaktır." Sehl b. Abdullah şöyle demiştir: "Kendisine ve başkasına yağcılık yapan kimse, doğruluğun kokusunu alamaz." Ebu Said Kureyş'i (rh) şöyle demiştir: "Doğru kimse, ölüme hazırlanan ve içindekiler açığa çıksa bile utanma- yacak olandır." Allah (cc) şöyle buyurmuştur: فتوا الموت إن كنتم صادقين "Doğru iseniz, ölümü isteyin."94 Denilmiştir ki: Nisa Süresi, 69. Bakara Suresi, 94. 93 94
Gunyet’üt-Talibin "Doğruluğun hakikati; seni ancak yalan söylemenin kurtaracağı bir yerde 1128 "Doğruluk, niyetle beraber tevhîdî düşüncenin sağlam olmasıdır.” Yine şöyle denilmiştir: doğruyu söylemendir." Denilmiştir ki: "Üç şey, doğru kimseden ayrılmaz: 1- Tatlılık 2- Heybet 3- Güzellik." Zünnun-u Misrî (rh) şöyle demiştir: "Doğruluk, neyin üzerine konursa onu kesen Allah'ın kılıcıdır." Sehl b. Abdullah (rh) da şöyle demiştir: "Sıddıkların ilk cinayeti, nefisleriyle konuşmalarıdır." Fethi Mevsili'ye, doğruluk hakkında soruldu. Bunun üzerine elini demirci- nin ocağına soktu. Oradan kızgın demiri çıkardı ve demir soğuyuncaya kadar avucunda tutarak dedi ki: "İşte doğruluk budur." Haris-i Mubasibi'ye doğruluğun alameti soruldu. O da şöyle dedi: "Sadik, tüm insanların kendisini takdir etmemelerine aldırış etmeyerek kendisi içi doğru olanda israr edendir. Güzel amellerini, insanların bilmesini istemez. Kötü işlerini insanların bilmesine de aldırış etmez. Çünkü bu kötü görme, insanların yanında üstünlük bekleme duygusundan ileri gelir. Bu ise sıddıkların huylarından değildir." Büyük bir zat da şöyle demiştir: -Daimi farzı yapmayan kimseden vakitli farzı yapması kabul edilmez. Denildi ki: -Daimi farz nedir? Cevap verdi: -Doğruluk. Yine şöyle denilmiştir: "Allah'tan doğru bir kişi olmayı istediğin zaman sana öyle bir ayna verir ki, orada dünya ve ahiretin şaşılacak şeylerini görürsün."
İlkokul okuma kitaplarımızın birinde sivrisinek ile rüzgâr hikâyesi vardı. Hikaye, diplomasi alanında da geçerli görünüyor:
Bir gün küstah bir sivrisinek rüzgâra kafa tutmaya başlamış. Rüzgârla alay ediyor, onu aşağılamaya çalışıyormuş. Rüzgârsa sivrisineği umursamıyor… Bundan cesaret alan sivrisinek işi azıtmaya başlayınca rüzgâr azıcık esmiş, sivrisinek bir çatı kirişine sığınmış, rüzgârla oradan eğlenmeye devam etmiş. Buna öfkelenen rüzgâr ilkin poyraz, ardından fırtına, kasırga olmaya devam edince, sivrisinek korkmaya başlamış. Ama bağış ve özür dileyeceğine küstahlığı elden bırakmayarak kovuğundan rüzgâra seslenmiş:
- Edepsiz rüzgâr, kendine gel, şimdi de bana bu fakirin çatısını mı söktüreceksin?
Küstahlık böyle bir şey… Küstah, kendi cirmine bakmadan kabadayılık taslar… Boyundan büyük işler yapmaya kalkışır.
Mevlana, Mesnevi’sinde bu küstahlara şu mesel ile cevap veriyor:
Hırsız, birinin bahçesine girmiş, çıktığı ağacın dallarını şiddetle sallayarak meyveleri döküyormuş. Meyveleri toplamaya hazırlanırken bahçe sahibi çıkagelmiş, hırsızı görünce sinirlenerek:
Allah’tan utanmıyor musun? Ne yapıyorsun burada? Diye bağırmış.
Küstah hırsız pişkinlikle cevap vermiş:
- Sen kimin bahçesinden kimi kovuyorsun? Allah’ın bir kulu, Allah’ın bağışladığı meyveleri yer diye sen onu nasıl ayıplarsın? Ne diye böyle söylüyorsun? Zengin olan Allah’ın, kullarına hediye ettiği nimeti sen kimden sakınıyorsun, kimden kıskanıyorsun? Farkında mısın bilmiyorum ama şu anda Allah’ın nimetiyle cimrilik yapıyorsun.
Hırsızı dinleyen bahçe sahibi öfkelenerek hizmetçisine seslenir:
- Şu urganı getir de şu adama hak ettiği cevabı vereyim!
Urganı getiren hizmetçisi ile birlikte adamı ağaca bağlayan bahçe sahibi, eline bir sopa geçirerek hırsızı dövmeye başladı.
Hırsız küstahlığı elden bırakmadan bir yandan da feryat ediyordu:
- Allah’tan utanmıyor musun be adam! Suçsuz yere birini dövüyorsun, böyle giderse öldüreceksin adamı...
Bahçe sahibi de bir yandan hırsızı dövmeye devam ederken bir yandan da ona şu cevabı vermiş:
- Haklısın. Elimdeki Allah’ın sopası, dövdüğüm de Allah’ın bir kulu. Ben de Allah’ın kuluyum... Allah’ın bir kulu, Allah’ın bir yarattığına, Allah’ın lütfettiği bir sopayla vurursa, burada döveni kim ayıplayabilir? Ne dediğinin farkında mısın sen?
Başından beri suçsuz olduğunu iddia eden hırsız artık pes etmiş, inlemeye başlamıştı:
- Tamam... Ne olur vurma artık. Sen akıllı bir adamsın. Pişman oldum. Tövbe ettim, ne olur bırak artık. İtiraf ediyorum, hırsızlık yapıyordum. Hırsızlığı da kendi irademle işledim... (http://mevlanadanhikayeler.blogspot.com/2015/01/iradeyle-hrszlk.html#more).
Konuyu Ziya Paşa’nın şu terkib-i bendi ile bağlayalım:
Hep söylerim, problemi ortadan kaldırmak onu çözmek değildir.
İskender’in Gordion Düğümü’nü çözdüğüne ilişkin efsane böyledir.
Rivayete göre Gordion Düğümü’nü çözen kişi Asya’ya egemen olacaktır. Düğümün uçları içeride kaldığı için çözmenin imkânsız olduğunu fark eden İskender kılıcıyla bir vuruşta düğümü parçalar. Böylece kendine Asya’nın yolunu açar.
Olay, İskender’in yüzyıllardır başarısı kabul edilir. Ama gerçekten öyle midir?
İskender düğümü çözmüş müdür yoksa bir kurnazlık mı yapmıştır?
Açıklama lüzumsuz, cevap zaten sorunun içinde duruyor.
Burada bizim şimdiki konumuz açısından önemli saydığımız husus şudur: İskender, Asya’nın kapısını zora başvurarak da olsa açmayı başarmıştır. Dolayısıyla onun açısından maksat hâsıl olmuştur.
İmdi bu düğümün öteki yüzüne bakmayı deneyelim.
Carl Von Clausewitz’in: “Savaş büyük anlaşmazlıkların kan içinde çözümlenen bir çatışmasıdır ve sadece bu niteliği ile diğer çatışmalardan ayrılır. / Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir. / Savaş siyasetin başka yollardan devamıdır” biçiminde yaklaşımları var (Savaş Üzerine, çev. Şiar Yalçın, MAY Y. İst. 1975).
Bütün bu işimize yarayan cümlelerden sonra belki şöyle bağlayabiliriz: Savaş, diplomasinin iflas ettiği yerde başlar…
Diğer taraf diyaloga yanaşma yerine sınırlara asker gönderiyor. Silah yığıyor.
Diyalog teklifi ona kesmiyor. Anlaşmaya yanaşmıyor.
Üstelik taşıma su ile gözdağı vermeye kalkışıyor. Kendi gücünden çok başkasının himmetinden yardım umuyor.
Böyle bir durumda diyalogla sorunu çözümleyelim diyen tarafa hangi almaşık bırakılmış olur?
Masada usulet ve suhuletle çözmenin bütün yolları tıkanırsa sorun nasıl çözülecek? Nasıl çözümlenebilir?
Bu durumda İskender’in yöntemini uygulamak kaçınılmaz olur.
Ancak gözden kaçırılmaması gereken husus şudur: Burada zora başvurmak diplomasi alanını ilgilendiriyor.
Bir matematik problemini çözmede zora başvurmanın anlamı sıfırdır…
Sosyal problemlerin çözümü için de zora başvurmak çıkar yol sayılmaz.
İki kişiyi sallandır, gör, bir daha bu münasebetsizlik yapılır mı, önermesinin geçerliği yoktur. Yüzlerce yıldan bu yana binlerce insan sallandırıldı, çözüm sağlandı mı?
İdamın haklı olması için kısasa izin veren ve o düzeni hakkıyla uygulayan bir rejime ihtiyaç var.
Nasıl ki hırsızın bileğini kesmenin haklı olabilmesi için ilkin hırsızlığın ortamını ortadan kaldıran bir sosyal/hukukî düzene ihtiyaç varsa…
Başa dönersek, problemi ortadan kaldırmak onu çözmek değildir diyorduk.
Problemi ortadan kaldırmak için toplumsal ortamın o problemi doğuracak şartı bünyesinde barındırmaması gerekir.
Bataklığı kurutmadan sıtmayla baş edilememesi gibi…
Karıncanın ve serçenin mesellerini hepimiz biliyoruz.
Hacca niyetlenen karınca yola çıkmış. Ona rastlayanlar karıncanın niyetini öğrenince: “Sen bu yürüyüşle Kâbe’ye zor ulaşırsın.” demişler. Karınca: “Ulaşamazsam da yolunda ölürüm.” cevabını vermiş.
Serçeye gelince… Hz. İbrahim’i yakmaya hazırlanan ateşi söndürmek üzere gagasında su taşıyor… Onu görenler: “Dağ gibi ateşi bu iki damla su ile mi söndüreceksin?” demişler küçümseyerek. Serçe: “Ateşi söndüremesem de tarafımı belli ederim.” demiş.
Bu iki kısacık meselin verdiği yığınla ders var…
Kim bilir kaç yerde kaç defa kullanıldı…
Benim indimde her iki mesel de ödev ahlâkını öne çıkarıyor…
Immanuel Kant’ın, ahlâk alanında dile getirdiği ve o döneme kadar geçerli olan telâkki tarzını ortadan kaldıran “ödev ahlâkı” telâkkisinin baş ilkesi şu: Öyle davran ki davranışının temelindeki ilke, tüm insanlar için geçerli bir evrensel ilke veya yasa olsun!
Karıncanın ve serçenin davranışında bu ilkenin esas alındığını görüyoruz.
Karınca da, serçe de “başkası ne der?” veya “başaramazsam ne olur?” şeklindeki mülâhazaları dikkate almıyor; kendi sorumluluklarını, başka bir deyişle görevlerini yerine getiriyorlar. Burada önemli olan başarmak değil, görevin gereğini yerine getirmektir.
İtalyanlara karşı Trablusgarp (Libya) direnişinin muhteşem siması Şeyh Ömer el Muhtar tutuklandıktan sonra çıkarıldığı mahkemede yargıç sorar: “İtalyanlara karşı ne için bu kadar şiddetle mukavemet ettin?” Cevap: “İmanım için.” Yargıç: “Bu kadar az kuvvetle ve bu kadar az mühimmatla bizi Trablusgarp’tan atabileceğini ümit ediyor muydun?” “Hayır!” “O halde ne ümit ediyordun?” “Ben imanım için dövüştüm, bu bana yetiyordu. Zafer Allah’ın takdiridir.”
Bir tek ebabil kuşunun gagasından bıraktığı bir taş bir başına işe yaramaz gibi görünebilir. Ama bir ebabil kuşu ordusunun gagalarından bıraktığı taşlar fillerle desteklenmiş bir orduyu bozguna uğratır.
Burada, aynı ilkeden çıkarılabilecek ikinci bir sonuca ulaşıyoruz: kimse başkasını dikkate alarak değil fakat bir başına kendi görevini yerine getirdiği takdirde başarı da mukadder olur. Ne var ki hedef başarı olmamalı... Hedef her bir bireyin kendi üstüne düşen görevi yerine getirme sorumluluğunun bilincinde olmasıdır.
İslâm ahlâkı dedim. Evet, orada da aslolan görev ahlâkı… Ama onun bir üst derecesi daha var bulunuyor İslâm’da, o da takva ahlâkı… Yükümlü olduğu görevden daha fazlasını yapmak… Zorunlu değil ama daha fazlasını yapmak görev sınırını aşıp takva alanına girmeyi tazammun eder…
Erdem de sanıyorum takva sınırının içinde oluşuyor, yani
GAZETE YAZARI Politikada duygusal faktör Rasim Özdenören Rasim Özdenören Gazete Yazarı 30 Ağu 2020, Pazar PAYLAŞ
Türkiye’nin iktisadi ve siyasi alanda gerçekleştirdiği hamleler, dış politikanın salt çıkar ilişkisine dayalı olduğu yolundaki ezberi bozma aşamasına geldi.
Kuşkusuz çıkar ilişkisi her halükârda geçerli olmaya devam ediyor. Ancak duygusal faktörün de bir o kadar yürürlükte olduğunu gösteriyor…
Durum en somut biçimde son dönemlerde Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan gerilimde Avrupa ülkelerinin tutumunda ortaya çıkmaya başladı.
Avrupa ülkelerinin çoğu pervasız ve küstah bir tavırla, kimi de utangaç bir eda ile Yunanistan’ın yanında yer aldığını açığa vurmaktan kaçınmadı.
Hakkın ve adaletin yanında yer alması beklenenler, en azından ufacık da olsa bir sorgulama ihtiyacı duyması beklenirken, tümüyle önyargıyla Yunanistan’dan yana tutum sergilemekten geri durmadı.
Bu tutumun tümüyle duygusal bir tercih olduğu söylenmeden de bilinen bir gerçekliktir. Şimdiki Avrupa kültürünün üç asal dayanağından biri Yunan felsefesi… Diğer ikisi Roma Hukuku ve Hristiyanlık…
Yunan felsefesi ve kültürü olsun, Roma Hukuku olsun ırkçılığa, ayrımcılığa, köleciliğe dayalı bir anlayışı yansıtır. Irkçılık, ayrımcılık, kölecilik Batı kültürünün en vazgeçilmez unsurudur. Köleliğin kaldırılması, bunun insanlık dışı bir uygulama olduğunun belirtilmesi hususunda kendi aralarında mutabakat sağlayarak antlaşmalar (1815 Viyana Antlaşması) yapmalarına rağmen bu tutumlarını hiçbir zaman bırakmadılar. Bırakmaya niyetleri olmadığını da ABD’de olsun, Avrupa’da olsun göstermeye devam ediyorlar…
Eylemleriyle söylemleri, içleri ile dışları daima farklı olmuştur. Tekil bireysel tutumları istisna tutarsak Batı kültürü ve uygarlığının temel özelliği aynı ırkçı ve ayrımcı münafık tutumunu vazgeçmeden sürdürüyor.
Bu itibarla son zamanlarda Yunanistan’dan yana tutum sergilemelerinde şaşacak bir durum yok.
Bu tutumun Türkiye’deki takipçileri de 200 yıla yakın bir zamandan bu yana tutumlarını değiştirmeden sürdürüyor. Kimdir onlar? Jön Türkler… Onların devamı olan İttihatçı kafalar… Yapmaya değil fakat yıkmaya, mani olmaya yeminli bir kafa yapısı…
u kafalar içeride de, dışarıda da asla Türkiye’nin bir adım öne geçmesini istemez… Sultan Abdülhamit Han, Adnan Menderes, Turgut Özal bunların hışmına uğradı. Halen Tayyip Erdoğan, aynen öncekilerin uğradığı itham altında tutuluyor: demokrasi düşmanı, despot, diktatör ithamları…
Batı dünyası olsun onların içerideki izdüşümleri olsun Karadeniz’deki doğalgaz keşfine sevinemedi. Bunu karalamak için akla hayale gelmedik şaklabanlığa, şarlatanlığa başvurmaktan geri durmuyorlar.
Türkiye’nin yeni bir güç merkezi hâline gelme yolundaki hamleleri onları sevindirme yerine hınçlarını bileyliyor.
Onlar hınçlarını alenen sürdürürken Türkiye her alanda kendi ayakları üstünde durmak için gücünü pekiştiriyor. Bilgi, enerji ve savunma gibi stratejik sektörlerde bir yandan kendine yeter duruma gelirken bir yandan da Asya’nın uzaklarına kadar çekim merkezi olma yolunda yükselişini tırmandırıyor.
Türkiye karşıtı tutumda ilginç olan kimi Arap ülkelerinin de emperyalist Batı ile işbirliği hâlinde hareket etmesidir. İlginç ama şaşırtıcı değil. Çünkü onlar da İslâm Dünyası’nın Jön Türkleri olarak hareket ediyor. Batı mağduru tipler…
Ama ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye “take off” aşamasını aştı. Uçuşa geçti. Şimdiye kadar Türkiye’yi hep aynı safhada akim bırakan güçler bu sefer başaramadı. Bu sefer onların çocukları değil, bizim çocuklar başardı…
GAZETE YAZARI Karanlıktan ürkmeli mi? Rasim Özdenören Rasim Özdenören Gazete Yazarı 27 Ağu 2020, Perşembe BEĞENDIM 66 TEPKI PAYLAŞ
Karanlık, ürkü ve ifşa iç içe gelişiyor…
Karanlıktan hep ürkmüşüzdür. Ürkütülmüşüzdür.
Kötülemek istenen biri, bir dönem, bir nesne hep karanlık nitelemesiyle anılır. Karanlık bir dönem, karanlık bir kişi, karanlık bir ilişki gibi nitelemeler; o nitelemeye konu olan hususlar üzerinde zihnimizde olumsuz çağrışımlar uyandırır. Ortaçağ karanlığı dendiğinde, zihnimize bağnazlığın, engizisyonun, şiddetin, kör inancın çağrışımları doluşur…
Niçin böyle olduğu belli…
Karanlıkta yolumuzu bulamayız.
İşimizi yürütürken ışığın birdenbire kesilip karanlığa boğulduğumuzda, önceden ona karşı bir önlem geliştirmemişsek ne yapacağımızı kestiremeyiz. Yalnızca çevremiz değil, içimiz de birden kararır, yarım kalan işimizi neresinden tutacağımızı, bir daha neresinden başlayacağımızı bilemez hâle geliriz.
O nedenle karanlığı hep düşman olarak belledik…
Ancak karanlığın bir de öteki yüzü var.
Zifiri karanlık diye Türkçede bir nitelememiz bulunuyor. Mutlak karanlık… Etrafta hiçbir şeyin görünmediği bir karanlık ortam hâli…
Zaafıyla, kudretiyle kendi beninin idrakine ulaştığı an… Kendiyle yüzleşmesi, hesaplaşması, ben kimim sorusunun ortaya çıkması o anın işidir…
Düşünülmeli ki insan o mutlak karanlık anında kendi bedeninin bile var olup olmadığı hususunda kuşkuya düşebilir. O mutlak karanlığın içinde var olan salt bilinçtir: insan dediğimiz varlığın kendi olan bilinç…
O mutlak karanlığı bir bakıma insanın son menzili olan kabir olarak tahayyül etmek de imkân dâhilinde… Şu farkla ki, kabir karanlığı insanın kendiyle hesaplaşmasının, yüzleşmenin yeri değildir; orası hesap vermenin yeridir… İşte kişi, hayattayken hesap vereceği yere varmadan, kendiyle hesaplaşma fırsatını sağlayan karanlığı yakalamayı bilmeli…
O karanlığı yakalamak için, içinde yaşadığımız ortamda ışıkların birdenbire sönmesini beklemek gerekmiyor. Gözlerimizi kapayarak da kendimizle hesaplaşmanın yolunu açabilir ve bulabiliriz…
Dört yaşındaki minik kız, ilk kez, ninesinin evinde gece yatısına kalmıştı. Yatağa yatırılınca: “Karanlıktan korkuyorum, eve dönmek istiyorum.” diye ağlamaya başladı. Ninesi: “Ama sen evde de karanlıkta yatıyorsun, öyle değil mi?” deyince, çocuk: “Öyle ama oradaki benim karanlığım.” cevabını verdi.
Burada fısıldanan şu: karanlıktan ürkme yerine, o karanlığı kendi karanlığımıza dönüştürmenin, o karanlığı kendi benimizle yüzleşmenin, hesaplaşmanın fırsatı hâline getirmenin yolunu açmaya bakmak…
GAZETE YAZARI Müjdenin siyasi boyutu ya da eksen Türkiye Rasim Özdenören Rasim Özdenören Gazete Yazarı 23 Ağu 2020, Pazar BEĞENDIM 54 TEPKI PAYLAŞ
Karadeniz’de doğalgaz rezervine ulaşılması farklı boyutların konusu olarak ayrı ayrı önem taşıyor.
En başta söylenecek husus, söz konusu keşfin Türkiye’nin tümüyle yerli kaynaklarıyla elde ettiği başarıdır. Nitelikli elemanın tümüyle yerli kaynaklarla ürettiği teknik donanım bu başarıda öz saygımızı berkitiyor. Nitelikli insan gücü açısından erişilen düzey ise övünç vesilesi sayılmalı.
Yabancı şirketlerin uzun yıllar boyunca, üstelik kendi paramızla toprakları delik deşik edip “bir şey bulamadık” diyerek çekip gittikleri hatırlanırsa bu başarının değeri daha iyi anlaşılır.
Bu, daha ilk aşamadaki keşif… Sırada başka rezervlerin bulunduğu da dile getiriliyor.
İnsan gücü bakımından olsun, teknoloji alanında olsun belli bir düzeyin üstüne çıkmadıkça böyle bir başarıya imza atmak imkân dâhilinde değildir.
Bu belirlemeden sonra asıl üzerinde durulacak husus, tümüyle ülkemiz sınırları içindeki söz konusu rezervin ortaya çıkarılmasının iktisadi ve siyasi sonucudur…
Siyasi bağımsızlık iktisadi bağımsızlıkla desteklenmedikçe fazla bir anlam taşımaz.
Siyasi bakımdan kendini bağımsız sayan ülke iktisadi açıdan bağımlı ise buradaki bağımsızlığa ancak eksik veya sakat, hatta cali diyebiliriz.
Günümüzde iktisaden güçlü ülkeler bile gerçekte iktisadi kaynaklar açısından dışa bağımlıdır. Ancak dışa bağımlılığın mahiyeti hakkında nitelik farkı gözden kaçırılmamalı… Şöyle ki, ABD veya Çin veya Rusya da bazı kaynaklar bakımından dışa bağımlıdır. Bu açıdan dışa bağımlı olmayan tek bir ülke bile gösterilemez. Ancak fark şurada: ABD’nin veya Çin’in dışa bağımlılığı bu ülkelerin siyasi inisiyatif kullanmasını önlemiyor. Veya tersine, bu ülkeler dışa bağımlı göründükleri iktisadi kaynağı kullanmayı reddettiği takdirde, bunun sonucundan sadece kendisi etkilenmiyor. Bu durum iktisaden belli bir noktaya ulaşmış olan devletlerin inisiyatif kullanmasını önlemiyor. Oysa yoksul ülkelerin iktisaden dışa bağımlılığı onların siyasi bağımsızlığını etkiliyor. Onların inisiyatif kullanmasına ket vuruyor. Bu, varsıl ve yoksul ülkeler arasındaki dramatik farklılıktır… İşte bu keşif Türkiye’nin, yeni doğalgaz kaynağına ulaşmakla siyasi bağımsızlığını iktisadi destekle kavileştirdiğinin resmidir. Türkiye zaten iç siyasette olsun, uluslararası ilişkilerde olsun inisiyatif kullanmaktan kaçınmıyordu. Ancak şimdi ulaşılan yeni servet kaynağıyla elini güçlendirmiş oluyor.
u durumun sonuçlarını önümüzdeki zaman diliminde somut olarak göreceğiz.
Hazine ve Maliye Bakanı işbu yeni iktisadi kaynakla Türkiye’nin “eksen değiştireceği”ni belirtmişti. Bu ifadeyi Türkiye’nin bizzat kendisinin bir yeni eksen olduğu bağlamında anlamak gerekiyor.
“Oyunun kurallarını” tespit eden oyunu da büyük ölçüde inisiye etmenin üstesinden gelir. Türkiye 1940’lı yıllardaki Olimpiyat yarışmalarında güreşte takım halinde üst üste dünya birincilikleri aldı. Çünkü o tarihlerde milli sporumuz olan güreşin kuralları tarafımızdan belirlenmişti. 50’li yıllardan itibaren kuralları başkaları belirledi ve bizim güreşçilerimiz yeni belirlenen kurallara uyum sağlamada zorlanınca sonrasında güreşte bize nal toplattılar…
Şimdi Türkiye siyaset alanında oyunun kurallarını belirlemede mesafe aldı. Küresel ölçekte oyun kuran aktörler arasında rol üstleniyor. Durumun sonuçları zaten belirgin olarak terörle mücadelede olsun, Doğu Akdeniz’deki sismik ve kaynak araştırma etkinliklerinde olsun gözlemleniyordu.
Önümüzdeki dönemde dış ticaretin artan bir ivmeyle istikrar kazandığını, dış ticarette belki giderek fazla vermeye bile başlayacağını umabiliriz.
Gören göze bütün bu olumlu gelişmeleri görmek için uzun süre beklemek gerekmeyecek
GAZETE YAZARI Manda yuva yapmış söğüt dalına Rasim Özdenören Rasim Özdenören Gazete Yazarı 20 Ağu 2020, Perşembe BEĞENDIM 58 TEPKI PAYLAŞ
“Manda yuva yapmış söğüt dalına” Kastamonu yöresinin bir halk türküsü…
Türkünün ara nağmeleri çıkarılırsa sözlerinin tamamı şöyle:
Sabahleyin erken çifte giderken,
Öküzüm torbadan düşmüş, gördün mü?
Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?
Türkü halk dehasının hiciv, mizah, ironi (kinaye, istihza) karışımı bir deyiş harikası…
Bu irrasyonel (akıldışı, mantıksal tutarlı açıklaması olmayan) deyişi akla uygun hale getirmek için çeşitli açıklamalar denenmiştir.
Bu açıklamalardan ilginç olanlardan biri bu deyişi farklı başlıklar altında incelemeye çalışıyor. (https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/-4334847).
Söz konusu açıklamayı kısaltarak aşağıya alıyorum.
1. Kastamonu’da mandalar söğütlere tırmanır mı?
- Hayır. Manda, yaz sıcağında serinlemek için az kıllı olan derisini çamura bular. Bunun için de göletlerin kenarlarında bulunan ve dalları da suyun içine kadar uzanan salkım söğütlerin gölgesine yatar. İşte mandanın söğüt dalına yuva yapması budur.
2. Yöredeki sinekler manda yavrusu kapacak kadar büyük mü?
- “Sinek kapma” sinek tarafından ısırılmadır. Yörede kapmak sözcüğü tıpkı “köpek kapar” der gibi, alıp götürmek değil, ısırmak anlamı taşıyor.
3. Öküz nasıl torbadan düşüyor? Hatta oraya nasıl girmiş?
- Yörede öküzler bir yerden diğer yere götürülürken hayvan ekinlere zarar vermesin diye boynuna yem torbası takılır. Öküzüm torbadan düştü, yem torbasının boynundan çıkması, yani hayvanın yemeden kesilmesi anlamına geliyor.
Bu açıklamalar karşısında diyecek bir şey kalmıyor. Ve bu deyiş bu açıklamaların çerçevesine indirgenmiş oluyor.
Ancak bizim edebiyatımızda bir de “şathiye” diye bilinen bir deyiş (şiir, manzume) türü var. Genelde tasavvuf konularını mizahlı, kinayeli biçimde işleyen, coşku hâlinde söylenen şiir türü olarak tanımlanıyor. Konu edindiğimiz halk deyişini şathiye olarak kabul edersek onun açıklamasını tek bir açıklama ile sınırlandırmaktan kurtulur ve farklı açıklamaların kapısını açık bırakmış oluruz
Şiiri aklileştirerek açıklamak onun yorumlarından yalnızca biridir. Daha çok pozitivist kafa yapısının eğilimini yansıtır. Bu açıklama türünde irrasyonel kabul edilen hususlar aklın kabul edebileceği kalıplara indirgenir.
Oysa deyişin (şiirin) asli hali ucu açık farklı çağrışımları davet eder.
Nitekim Yunus Emre’nin:
Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Dizeleriyle başlayan şathiyesi pozitivist kafa yapısıyla açıklanmaya kalkışıldığında ortaya gülünç sonuçlar çıkar. Şöyle: Şair, asma dalına çıkacağına yanlışlıkla erik dalına çıkmış… Veya erik dalına çıkmış ama oradan asma dalına uzanıp üzüm yiyor… Veya erik dalına çıkmış ama aşağıdan biri ona üzüm uzatıyor… Kabilinden “akla uygun, makul” gerçekteyse gülünç açıklamalar akla gelebilir.
Ancak bu tür şathiyeler asli anlamları mahfuz kalmak suretiyle açıklanma çabasına girişildiğinde imkânsızlık durumunun ortadan kalktığının idrakine ulaşılır…
İmkânsız diye bir şey yoktur, her şey mümkündür: öküz torbadan düşebilir, manda narin bir söğüt dalına yuva yapabilir, yavrusunu bir sinek kapıp kaçırabilir…
İnsanlık tarihinde nice olmaz sanılan şeyler gerçekleştirilmiştir. Ve nice imkânsız görünenler imkân dâhiline sokulabilmiştir…
GAZETE YAZARI Carpe diem: Anı yaşa! Rasim Özdenören Rasim Özdenören Gazete Yazarı 16 Ağu 2020, Pazar PAYLAŞ
Carpe Diem sözlükte şöyle tanımlanıyor:
“Bugünü yaşa, anı yaşa, şu anın tadını çıkar, (Lat.) Gününü gün et, yarını düşünme.”
Aynı maddede şu açıklamaya yer veriliyor:
“Carpe diem (Seize the day) Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius’un bir dizesinde geçen (Od’lar) “gününü gün et”; “zamanın tadını çıkar” ya da “günü yakala” anlamındaki özdeyiş. Bu özdeyiş hazcı felsefenin bir savunusu gibi gözükse de aslında gelecek hakkında endişelenmek yerine yaşanılan anın değerini vurgulamak için yapılan bir uyarıdır. XIX. yüzyıl başlarında Byron’ın yapıtlarında sık sık geçen “günü yakala” (seiz the day), deneyimdeki hazzı, yaşanmış yaşanmıştaki önemi gözden kaçırmamayı salık verir. Kimi Hıristiyan manzumelerindeyse “günü anlamlı yaşa” anlamında kullanılan carpe diem, insanların bedenlerini uykuya hazırlamak yerine, ruhlarını ölüme hazırlamaları gerektiği konusunda örtük bir uyarı barındırır.” (Sesli Sözlük).
Ancak bu açıklama Batı kültürünün reel yaşantısını yansıtmıyor.
Anı yaşa: bu öğüt İslâm kültüründe de var. Ancak her iki kültürün telakki tarzı farklı...
Batı kültüründe anı yaşa derken, keyfine bak, bu dünya nasıl olsa ölümlü, vur patlasın çal oynasın telakkisi ön alıyor.
İslam’da ise aynı veriler başka telkinlerde bulunuyor:
Bu dünya ölümlüdür: öyleyse onu en iyi biçimde değerlendir.
Bu dünya ölümlüdür: öyleyse vaktini boşa geçirme.
Ne zaman öleceğini bilmiyorsun, öyleyse işini geciktirme. Ne yapacaksan şimdi yap.
İmam Gazali’nin öğüdünü anımsayalım: vaktin gelmiş, ölmek üzeresin, yalvarmış yakarmışsın ve sana bir gün daha verilmiş, o gün ne yapacaksan, her gününü öyle yaşa…
Keza İslâm’daki insanın “eşref-i mahlûkat” olduğu kabulü aynen Grek düşüncesinde de var.
Ancak her iki kültürde bu kabul farklı biçimde değerlendiriliyor.
Grek düşüncesinde madem eşref-i mahlûkatsın, öyleyse bu üstünlüğünü göstermelisin. Nasıl? Doğa senin buyruğunda, onu sonuna kadar sömür, aksırıncaya tıksırıncaya kadar onu sömürmek hakkındır. Bu hakkını kullan. Ondan yararlanmak için onu tahrip etmen gerekiyorsa tahrip et, vur, kır, yağmala…
İslâm ise eşref-i mahlûkata şunu öğütlüyor: en şerefli sensin, öyleyse şereflilere özgü davranışlarda bulun; yararlan ama tahrip etme. Yararlan ama sömürme. “Evren insana musahhar kılınmıştır.” (mealen, Kur’an: Casiye, 45/13). Öyleyse evreni incitmeden, onunla aynı Yaradan’ın mahlûku olarak ona davran.
İslâm kültürü ile Batı kültürü arasındaki bu temel farklılık günümüzde de sürüp gidiyor.
Batı kültüründe kölelik kurumsal bir kurumdur. İslâm’daysa bireyseldir ve geçicidir. Bu çok temel bir farklılık… Bu farklılık kavranmadığında kölelik İslâm’da da var iddiası kolayca dermeyan edilebiliyor
Esirlere ve kölelere muamele, nimeti paylaşma durumlarında her iki kültürün tutum farkını aktüel olaylarda bile gözlemlemek mümkün. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin tutumu ile diğerlerini karşılaştırmak yeterli. Biri, herkesin hakkına saygı gösterilsin diyor; öteki, hepsi benim ve yalnız benim olsun, diyor.
Cüz: 15 Ruhu'l-Beyân 385 "Ey Muhammed (a.s.), Allah Teâlâ cehennemi yarattığı vakit onu ye- di tabaka kıldı. Bunların en hafif olanında ateşten yetmiş milyon dağ, her dağda ateşten yetmiş milyon vâdî, her vâdîde ateşten yetmiş milyon ev, her evde ateşten yetmiş milyon sandık ve her sandıkta da yetmiş milyon azab çeşidi vardır. "21 En ehven tabakası böyle olan cehennemden Allah'a sığınırız. Bu ri- vâyet Mişkâtü'l-envâr'da geçmektedir. Bu rivayet mübalağaya yorulma- malıdır, aksine hakikatin ta kendisidir. Çünkü tavsif edilen azâb, cennet nimetlerinin mukabilidir. Azab da nimetler de akıl dâiresinin dışındadır. Şu halde akıllı kişiye gereken, ancak teslim olmak ve azabı gerektirecek hallerden sakınmaktır.
Yezîd Rakkâşî'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Bir gün Cebrail (a.s.) rengi değişmiş bir halde Rasûlullah (s.a.)'in huzûruna geldi. Nebi (a..): “Ey Cebrail, bana ne oluyor ki seni rengi değişmiş halde görüyo- rum?" buyurdu. Cebrail (a.s.): "Ey Muhammed! Sana Allah'ın, ateşi üfleyenlere emir verdiği saatte geldim de ondan." dedi. Rasûlullah (s.a.): "Cehennemi bana anlat." dedi. Cebrâil (a.s.) şu karşılığı verdi: çoğunlukl durumda benzeri A limesidir. جز değil and len" lafzı 21. Münz
Kenzul Arş Duası Bismilahirrahmanirrahim Korkuya, Hastalığa, Cinlere, Hırsızlığa karşı bu dua- nın okunması faydalıdır: لا إله إلا الله الملك الحق المبين لا إله إلا الله الحكم العذل المتين ربنا ورب آبائنا الأولين لا إله إلا أنت سبحانك إني كنت من الظالمين لا إله إلا الله وحده لا شريك له له الملك وله الحمد يحيي ويميت وهو حي لا يموت أبدا بيده الخير وإليه المصير وهو على كل شيء قدير، وبه تستعين ولا حول ولا قوة إلا بالله العلي العظيم لا إله إلا الله شكرا ليغميه لا إله إلا الله إقرارا
بربوبيته وشبحان الله تنزيها لعظمته أسألك اللهم بحق اشيك المكتوب على جناح جبريل عليك یا رب، وبحق اشوك المكتوب على جناح میکائیل عليك يا رب، وبحق اشيك المكتوب على جبهة إشرافيل عليك يا رب، وبحق اشمك المكتوب على كف عزرائيل عليك يا رب، وبحق اشيك الذي سميت به منکرا ونكيرا عليك يا رب، وبحق اشيك وأشار عباد عليك يا رب، وبحق اشيك الذي تم به الإسلام عليك يا رب، وبحق اشمك الذي تلقاه آدم لما هبط من الجنة فناداك قلبيت دعاء عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك به شيث عليك يا رب، وبحق اشمك الذي قؤیت به حملة العرش عليك يا رب، وبحق اشيك المثوب في التوراة والإنجيل والبور والفرقان عليك يا رب، وبحق
اشيك إلى منتهى رمتك على عبادك عليك یا رب، وبحق اشيك الذي ناداك به إبراهيم فجعلت النار عليه بردا وسلاما عليك يا رب، وبحق اسمك الذي ناداك به إسماعيل فنجيتة من الذبح عليك يا رب، وبحق اسمك الذي تادا به إسحاق فقضيت حاجت عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك به هود عليك يا رب، وبحق اسمك الذي دعاك به يعقوب فرددت عليه بصره وولده وشف عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك به داؤد جعلته خليفة في الأرض وأنت له الحديد في يده عليك يا رب، وبحق اشيك الذي دعاك به شيما فأعطيته الملك في الأرض عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك به أيوب فنجيته من الغم الذي كان عليك يا رب، وبحق اسمك الذي ناداك به فيه
عيسى ابن مريم فأخت له المؤتى عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك موسى لما خاطبك على الطور عليك يا رب، وبحق اشمك الذي نادتك به آسية امرأة فرعون فرزتها الجنة عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك به نو إسرائيل لما جاؤوا البحر عليك يا رب، وبق اشيك الذي اذا به الخضر لها مشى على الماء عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك محمد صلی الله عليه وسلم يوم الغار فتيته عليك يا رب، إنك أنت الكريم الكبير حسبنا الله ونعم الوكيل ولا حول ولا قوة إلا بالله العلي العظيم وصلى الله على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه وسلم Okunuşu: Lailahe ilallahul melikul hakkul mubinu. La ilahe ilallahul hakimul edlul metinu. Rebbuna ve rebbu abainel eveline. La ilahe illa ente sübhaneke inni kuntu minezzlimine. La ilahe illllahu vahdehu la şerike lehu, lehul Mulku ve lehül hemdu yuhyi ve
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
YanıtlaSilBismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillah
Allahuekber
Subhanallah
Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
Sallaahualeyhivesellem
Estagfirullah
İlim urkek bir kuştur.Bağlamazsan kaçar.
YanıtlaSilBoş kaşik ağiza, boş soz kulağa yakişmaz.
Kalblerinizden adalet, dudaklarinizdan hakikat eksik olmasin.
Politikaci gelecek seçimleri, devlet adami gelecek nesilleri duşunur.
Hayat Olçuleri.
Altinoluk.nisan1994.sayi .98.
sy.14.
Hadis-i Kudsi.
YanıtlaSilBen, bir gizli hazine idim, bilinmek istedim! buyurdu ve kainati yaratti dostlar!.
Esmâ-i Husnâ
Hakikatin Sonsuzluğunda Vedud'a yolculuk.
Vuslat turabi.
ALLAH (c.c.) isminin Arapça kelime yapisindaki ozelliği gereği, harfleri tek tek kaldirilsa bile anlami bozulmayan "tek kelime"dir.
YanıtlaSilEsma-i Husnâ.
Hakikatin Sosuzluğunda Vedud'a Yolculuk.
Vuslat Turabi.
sy.17.
Biz, imani kutarmak ve Kur'an'a hizmet için, Mekke'de olsam da buraya gelmek lazimdi.
YanıtlaSilE.195.
Risale-i Nur kulliyatinda Hizmet Dusturlari.
sy.34.
Allah c.c.sebebsizde bir şey yaratabilir,meydana getirebilir.
YanıtlaSilYavuz Bahadiroğlu.
Sufilerden biri " İnsanlar hakkinda Allah c.c a uy..
YanıtlaSilAllah c.c. hakkinda insanlara uyma."demiştir.
Oğlum! Butun yaratilanlar birer aletten ibarettir.Allah c.c. ise o aletin ustasi ve kullanicisidir.
Kim bunu anlarsa alete bağlanip kalmaktan kurtulur ve onu kullanani gorur .İnsanlara bağlanip kamak Allah c.c. in gazabina sebep olur, kulfet ve sikinti doğurur.
El-Fethu'r Rabbani
Alemlerin Anahtari
Abdulkadir Geylâni
Yirmi dorduncu Sohbet.
Madde dedikleri şey, suret-i mutegayyire, hem harekât-i mutehavvile-i hadiseden tecerrut etmediğinden hudusu muhakkaktir.
YanıtlaSilMesnevi-i Nuriye ve İşaratu'l -İcaz
Risale-i Nur kulliyati sy.396.
Kişiyi sorma, yoldaşını sor
YanıtlaSilZira herkes yoldaşına uyar.
Ruhu'l Beyân
Kur'an Meâli Tefsiri.cilt.17.sy.475.
Bir ilacı dozajından fazla kullanmak dert getirir.(Mh.) 27:1.makale,7.mukaddime
YanıtlaSilRisale-i Nur külliyatı
Bir Hazinenin Anahtarı
Fihrist ve indeksi.sy.295.
Davudu'l kayseri (ol.1350.) atamun ve tabiatin aslinin enerji olduğunu soylemiştir.
YanıtlaSilİslâm'da Bilim ve Teknoloji Tarihi.sy.6.
İbrahim a.s. ateşe atıldığında
YanıtlaSilDilerse yakar, dilerse kurtarır.Hasbi an suali ilmihu bihali hasbiyallahü ve ni'melvekil!
Demiştir.
Kara Davud Delail-i Hayrat Şerhi.sy.928.
Sikke:1damga,muhur.2.bir malin kime ait olduğunu gosterir işaret,nişan,belirti.3.(mec.)Belge, delil.4.(mec.)sahibini tanitan iş veya eser.5.metal para.6.Mevlevil'lerde keçe kulah.
YanıtlaSilRisale-i Nur'un Büyük Lügatı.sy.1021.
Sikke-i mahsusa: hususi (ozel ) muhur,damga,işaret;(mec.) sadece birine ait,taklid edilemez ozellikte iş veya eser.
YanıtlaSilRisale-i Nur'un Buyuk Lugati.sy.1022.
Zurriyet: Generation.f:race.f: Descendance.
YanıtlaSilTurkçe-Fransizca Buyuk Sozluk.sy.1179.
Vasiyetname: Testament,m/eki: codicille, f/
YanıtlaSil/nin açilmasi:Ouverture du testament/
/bir -yi açmak :Proceder a İ'ouverture d'un testament.
Turkçe-Fransizca Buyuk Sozluk sy.1099.
Mustafa : adj.elu ( attiribut de Mahomet).
YanıtlaSilTurkçe - Fransizca Buyuk Sozluk. sy.741.
Kem: adj.mauvais; mechant: vicieux
YanıtlaSildefectueux / niyet: mauvais dessein/
talih: sort contraire;mauvaise fortune/
goz: regard mechand;mauvais ceil.
Turkçe - Osmanlica Buyuk Sozluk sy.603.
Kemal: Perfection.
YanıtlaSilTurkçe - Fransizca Buyuk Sozluk sy.603.
Nitekim hocası Cüneyd-i Bağdadi'ye ;
YanıtlaSil"Söyle bakalım, sana göre şükür nedir?" diye sorunca;
"Allah c.c. ın nimetlerini yiyip de ona âsi olmamaktır." diye tarif etmiş"
(İbn Kayyım el-Cevziyye,2, 236.)
Bu fiili şükürdür.
Fatiha Suresi Tefsiri.
Prof.Dr.Mahmud Es'ad Coşan.
sy.81.
İskoçya'nın insan yutan kumsalları varmış : Deniz çekildiği zaman çamurlu bir yer, insan yürüyor, yürüyor,bir şey olmuyor, derken birden dizine kadar batarmış. Çıkayım derken öbür dizide batarmış.Çırpındıkça daha dibe inermiş. Nihayet beline, göğsüne, boynuna kadar...
YanıtlaSilŞeytan da insanları o çamurlu, batak sahaya çekiyor, alıştırıyor....
Ondan sonra da "Olan oldu zaten Allah c.c. beni affetmez diyor.Bir de o tarafı var ; bir insan o noktaya geliyor.
( 39/Zümer,53."Allah .c.c. rahmetinden ümidi kesmeyin."
Fatiha Suresi Tefsiri.
Prof. Dr.Mahmud Es'ad Coşan.
sy.101.
Bu dilcilerin çok o iyi bildiği bir konudur.
YanıtlaSilZamanla kelimelerin manaları çeştlenir, değişir,kayar,farklılaşır.Öyle Osmanlıca lügatiyle Arapça meal, Arapça metin, Kur'an -ı Kerim çözümlenemez,anlaşlamaz.O zaman yanlış olur.
Fatiha Suresi Tefsiri
Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan.
sy.115,116.
Maziye ihanet edenler atiye de ihanet etmiş olurlar.
YanıtlaSilArif Nihat Asya.
En büyük keramet çalışmaktır.
YanıtlaSilHacı Bektaş -i Veli.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.
YanıtlaSilŞeyh Edebali.
Tasavvuf, bilâ-alâka (hiç bir bağ olmadan ) tamamıyla Allah c.c. ile olmandır.
YanıtlaSilKuşeyri,Risale,s. 150.
Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) Hayatı Eserleri ve Mektupları.sy.81.
"Tasavvuf, Hakk'ın seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir."
YanıtlaSilCüneyd-i Bağdadi Hayatı Eserleri Mektupları.sy.81.
Vatan, bize kılıcımızın ekmeğidir.
YanıtlaSilNamık Kemal.
Meğer vefat etmiş
YanıtlaSilÜstadın hizmetkârı Bayran Yüksel Ağabey diyor.
"Ben Üstad"ı mızın kollarını oğuyordum.Saat 2,2,5 sıraları idi.
Bediüzzaman Said-i Nursi.
Mufassal Tarihçe-i Hayat cilt.3.sy.2715.
Bütün fenalıklar(kötülükler), bir yere toplanmıştır.Bu yerin kilidi zina, anahtarı şarabdır.Hadis-i Şerif-Enis-ül Vaizin.
YanıtlaSilDini Terimler Sözlüğü.sy.344.
Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen gelen eceliniz var.
YanıtlaSilHz. Ebubekir (Radıyallahu anh)
Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ise ölüme götürür.
YanıtlaSilYavuz Sultan Selim Han.
Düşmanla oturup kalkan, sizin dostunuz olamaz.
YanıtlaSilŞadi Şirâzi.
İslâmiyetin kaynağı ilim, esası akıldır.(İ.İ.) 159.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur külliyatı Fihrist ve İndeksi.sy.301.
İman sıdktır, doğruluktur.(H.Ş.) 51:3.kelime.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.307.
Bir insanın imana gelmesine vesile olmak sahralar dolusu kırmızı koyundan efdaldir.(S.T.) 176;(E.L.) 1:146;(K.L.)19,52.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.303.
Risale-i Nurlar ilim, marifet ve ibâdettir,(S.T.) 7.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.302.
Merak ilmin Hocasıdır.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.302.
Sünnet-i Seniyye İhtiyarlar için bir devâdır.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.294.
İlimde kuvvet hakta olmalı..(M.k.İç.R.) 271.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.300.
İslam dunyasinin saraylari yeşil istanbuldadir.
YanıtlaSilYuksel Çeilk
Ve Amaneke.Yani.
YanıtlaSilEy Allah c.c. ım dünya âleminde türlü belâ ve mihnetlerden, âfetlerden, taşkınlardan, musibetlerden, şiddetlerden, görünür görünmez kazalardan ve son nefeste kötü bitişten saklamanı niyaz eder yalvarırım.
Kara Davud
Delail-i Hayrat Şerhi.sy.1006.
Ahirette de kabir azabından, hesab vermenin güçlüğünden ve Mahşe'in türlü türlü korku ve şiddetlerinden âmân ihsan etmeni dilerim.
YanıtlaSilKara Davud.
Delail-i Hayrat Şerhi.sy.1006.
Ey Allah c.c. ım, ey kusurları mağfiret edici Rabbim, affınla inâyetinle, irtikâp ettiğim suç ve seyyiatımın cümlesi için din, dünya ve ahirette beni suç ve seyyiatımla rüsvâ etmeyipaf ve mağfiret etmeni dilerim.
YanıtlaSilVe gufraneke.
Kara Davud
Delail-i Hayrat Şerhi.sy.1006.
Ve ihsâneke .Yani.
YanıtlaSil-Ey yüce Allah c.c. ım ey nimet verici, ihsan edici Yaratanım.Senin yalnızca fazlın ve inayetinle dinimde bütün bana yararlı olan şeyleri ihsan buyurmanı dilerim.
Kara Davud
Delail-i Hayrat Şerhi. sy.1006.
Tüm hesablarımızı, O'nun rızasını kazanabilmek için yapmalı, bütün işlerimizin hesabını O'na verceğimizin idrakiyle yaşamalıyız.
YanıtlaSilEsmâ-i Hüsnâ.
Hakikatin Sonsuzluğunda Vedud'a Yolculuk.sy.314.
Şakk-ı Kamer:Apollo-11' in çektiği fotoğraflarda, ayın etrafını çevreleyen derin ve geniş bi kanalın bulunduğu görüldü.Fransız gazeteleri bunu; "Bu kanal, Şakk-ı kamerı işâret etmiş olmazmı? şeklinde, resim altı haber olarak verdiler.Papalığı ikâzı üzerine, bu haberden bir daha söz edilmemiştir.(M.Sıddik Gümüş)
YanıtlaSilDini Terimler Sözlüğü.sy.331,332.
Şemseddin Sami, bir yıl sonra Sabah (sabah 3 Ağustos 1314 ;1889.) gazetesinde terimlerle ilgili olarak şöyle bir açıklamada bulunur:
YanıtlaSil"Hele ulum u fünun ıstılahatını hiçbir vakit Türkçeleştiremeyiz ve Türkçeleştirmemeliyiz."
Terim Sorunları Ve Terim Yapma Yolları.sy.6.
Arkadaşlar, Mısırdan getirttim.Arablar altı büyük cilt terim kitabı yapmışlardır.Hepsini kendi dilleeinde yapıyorlar.Sayın dinleyicilerden arzu eden olursa gösterebilirim. Teyyare otomobil vesaire bütün kelimelerin karşılıkları bu kitablarda mündemiçtir,(Altıncı Türk Dil kurultayı 1949 Birleşimler Tutanaklar, T.D.K.Ankara, 175.s.)
YanıtlaSilTerim Sorunları Ve Terim Yapma Yolları.sy.9.
Moon.light.ing: i.,argo asıl işinden başka bir işte de çalışma.
YanıtlaSilRedhouse Sözlüğü.
İngilizce Türkçe.sy.634.
Sedc: Yalan.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe.
Ansiklopedik Büyük lügat.sy.864.
Sedid: Doğru.Yanlış ve yalan olmayan.Müstakil.Muhkem, metin.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe
Ansiklopedik Büyük lügat.sy.865.
Onun kılıçtan parmağıyla, kâtibin kalemi gibi
YanıtlaSilOn dördündeki ay, feleğin yeşil levhasında yarıldı.
Ruhu' Beyan Kur'an Meâli Ve Tefsiri.
54.Kamer Suresi.cilt .20.sy.315.
Essirâcil munirissâdıkıl Emini.Yâni:
YanıtlaSil- O öyle Muhammed (S.A.V.) dirki Hak yolunda kulları irşat edicidir, küfür karanlıklarını yok etmekte çok nurlu ve aydınlık bir meşale, bir kandil, bir çerağdır.Her şey onun aydınlık ve nurundan nur olmuştur.Hem de, o, bütün söz ve hallerinde ve vaadinde sadıktır, doğrudur.
Kara Davud
Delail-i Hayrat Şerhi.sy.1077.
Savt:Ses Bağırmak.
YanıtlaSilŞeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır.Evet ulvi hüzünleri, Rabbani aşkları iras eden sesler helâldir.Yetimhâne hüzünleri, nefsâni şehevâti tahrik eden sesler, haramdır. Şeiatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı te'sire göre hüküm alır!..İ.İ.
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat sy.859.
Sav: Vatan .Niyyet.
YanıtlaSilSavab: Doğruluk. Yanlış olmayan. Doğru, Dürüst.
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük lügat.sy.859.
Pirincinde siyah taştan korkma...
YanıtlaSilBeyaz taştan kork!
Arif Nihat Asya
Ahlakı kötü insanlarla arkadâşlık kurma ki, onlar günah işlemeye seni yöneltmesinler.
YanıtlaSilEbu Hanife.
Bazı değerli kimseler sarf ( morfoloji) ilimlerin anası, nahiv (sentaks) ise babasıdır demişlerdir.
YanıtlaSilAhteri-yi Kebir.sy.1135
Ancak Arap lügat ilmi ise (Arab dil bilimi / lengüistik),ilimlerin temeli ana ögesidir.
YanıtlaSilÇünkü vasıtaları ve sonuçları itibariyle bu ilimler ( diğer İslami) ona bağlı olarak gelişip ilerleyebilmekte ve ona bağlı bulunmaktadır.
Ahteri-yi Kebir.
Ahteri Mustafa
Muslihuddin el- Karahisari.
sy.1135.
(Yemen) bi- fethateyn....
YanıtlaSilO yemenlidir Cem'i Yemaniyet, Yemânun şeklindedir semaniye semanun gibi.
Ahteri-yi Kebir.
Ahteri Mustafa
Muslihuddin el-karahisari
sy.1131.
CI zincir başlatıcı.
YanıtlaSilBiyokimyada rastlanılan kısaltmalar.
Harper'in Biyokimyası.sy.877.
CIA. Merkezi haber alma Teşkilatı.
YanıtlaSilUnıversal dıctıonary dorlion sözlük.sy.100.
Hayırda ve hak edene harcamada israf olmadığı gibi, israftada hayır yoktur.
YanıtlaSilEbu Hanife.
İndan ne idraksiz mahluktur! Herkes kimsenin sağ kalmadığını bilir de, kendinin öleceğine inanmak istemez.
YanıtlaSilNamık Kemal.
Türkiye en kısa zamanda kendi uydusunu yapmalıdır.
YanıtlaSilYüksel Çelik.
Besmeledeki bâ Allah c.c. ın bakâsı, sin senası (yüceliği), mim mülkü, elif ehadiyyeti, iki lâm cemâli ve celâli, hâ hüviyeti demektir.
YanıtlaSilRuhu'l Beyân.
Kur'an Meâli ve Tefsiri.cilt.14.sy.245.
"er-rahmân " , dünyada ve ahirette umum ehline rahmetine, "er-rahim" ,âhirette husus ehline rahmetine işarettir.
YanıtlaSilRuhu'l Beyân .
Kur'an Meâli ve Tefsiri.cilt 14.sy.245.
Dinin dayandığı hükümler beş kısım üzerinedir.
YanıtlaSil1-İtikâdât
2-Âdâb
3-İbâdât
4-Muamelât
5-Ukubât
Şerhu'l - Kavâidi'l -Külliye
min Düreri'l Hükkâm
Şerhu Mecelleti'l Ahkâm
(Kavaid-i Külliye Şerhi). sy.11.
Dünyada ilim cemiyetleri vasıtasıyla iki defa kanun yapıldı, ikiside kostantiniyye'de vuku' buldu.İkincisi çok muraccah ve faik (üstün) dür.Aralarındaki fark da insanın o asırdan bu asra kadar medeniyette ne derece ilerlemiş olduğuna işarettir.
YanıtlaSilKavaidi Külliy Şerhi.sy.12.
Külfet nimete ve nimet külfete göredir.
YanıtlaSilKavaidi Külliye Şerhi.sy.17.
İnsan dünyaya hangi bakış açısıyla bakarsa dünyaya o bakış açısının gerektirdiği gibi görür.
YanıtlaSilAhmed Mithat Efendi.
Sen içine dön, yalnız dışınla meşgul olma.Çünkü sen cisminle değil ruhunla insansın.
YanıtlaSilİbn Arabi.
Şeyh Sa'di (k.s.) der ki:
YanıtlaSilHarzehre dalı hurma vermez;
Ne ekersen onu biçersin
Ruhu'l Beyân
Kur'an Meâli ve Tefsiri.cilt.13.sy.653.
Şair der ki:
YanıtlaSilGördüm ki dünyaya kardeş olan yerinde dursa da her ne kadar
Aslında seferin kardeşidir, bilmez ama sefer onu alır gider
Ruhu'l Beyân
Kur'an Meâli Ve Tefsiri. Cilt.13.sy.654.
Bakara Sûresi( 81 / 307) / 9-10. âyetlerin tefsiri( 8 / 9)
YanıtlaSilSayfa
/384
Onların cesetlerinden, azaptan mâada birşey görünmez olur. Hatta o azap külçesinden fışkıran ah'lar, fizarlar, teellümler, sanki nefs-i azaptan neş'et ederler. Yani çağıran, bağıran, müteellim olan, ayn-ı azap olduğu sanılır.
Yedinci cümleyi teşkil eden ﴾ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ 1 ﴿ 'nin vech-i irtibatı:
Münafıkların azaplarının, mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifâkın birinci alâmetidir. Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrip eden, kizbdir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren, ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvâlini fesada veren, kizbdir. Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan, kizbdir. Müseylime-i Kezzâb ile emsalini âlemde rezil ve rüsvây eden, kizbdir.
İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir.
Bu âyet, insanları, bilhassa Müslümanları dikkate dâvet eder.
Sual: Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir?
Cevap: Evet, kat'î ve zarurî bir maslahat için bir mesağ-ı şer'î vardır. Fakat hakikate bakılırsa, maslahat dedikleri şey bâtıl bir özürdür. Zira usûl-i şeriatta takarrur ettiği vecihle, mazbut ve miktarı muayyen olmayan birşey, hükümlere illet ve medar olamaz; çünkü, miktarı bir had altına alınmadığından sû-i istimale uğrar. Maahaza, birşeyin zararı menfaatine galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur.
Dipnot-1
"Söylemiş oldukları yalanlar sebebiyle.." Bakara Sûresi, 2:10.
Sayfa
/384
Bu Sayfaya Yeni Notunuz
Kaydet
ahlâk-ı âliye: yüksek, üstün ahlâk
ahvâl: haller, durumlar
alâmet: belirti, iz
âlem: dünya
âlem-i beşer: insanlık âlemi, dünyası
âlem-i İslâm: İslâm âlemi, dünyası
ayn-ı azap: azabın tâ kendisi
bâtıl: hak olmayan, boş, sahte, yalan
caiz: sakıncasız
emsal: benzerler
fesad: bozma, bozgunculuk
fizar: feryat
galebe etme: üstün gelme
gayr-ı muteber: geçersiz, itibar edilmeyen
had altına alınma: sınrlanma, belirlenme
had konulma: sınır çizilme, sınırlanma
hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın herşeyi terbiye ederek, muhtaç olduğu şeyleri verip bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması
illet: asıl sebep
kat’î: kesin, şüphesiz
kemalât: olgunluklar, faziletler, iyilikler
kizb: yalan
kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve iktidarı
küfür: inkâr ve inançsızlık
mâada: başka
maahaza: bununla birlikte
maslahat: fayda, yarar
mazbut: sınırları belirli
medar: dayanak noktası, asıl sebep
mensuh: nesh edilmiş; hükmü kaldırılmış
mesağ-ı şer’î: şer’î izin; şeriatın verdiği müsaade
mezkûr: zikredilen, anlatılan
muayyen: belirlenmiş, bilinen
münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi
Müseylime-i Kezzab: (bk. bilgiler)
müteellim: acı, üzüntü duyan
nefs-i azap: azabın tâ kendisi
neş’et etme: doğma, meydana gelme
nev-i beşer: insan, insanlık
nifâk: münafıklık, iki yüzlülük
rüsvây: rezil
sû-i istimal: kötüye kullanma
şahid-i sadık: doğru tanık, şahit
şiddet-i kubh: şiddetli çirkinlik
tahrip etme: yıkma, yok etme
tahsis edilme: ait, mahsus kılınma
takarrur etme: kural olarak yerleşme, sabit olma
teellüm: üzüntü, acı çekme
tel’in: lânetleme, kınama
usûl-i şeriat: fıkıh usûlü, İslâm hukuku metodolojisi
vasıflandırılma: nitelendirilme
vech-i irtibat: ilişki, bağlantı yönü
vecih: yüz, yön
zarurî: zorunlu, mecbur olarak
Bakara Sûresi( 82 / 307) / 9-10. âyetlerin tefsiri( 9 / 9)
YanıtlaSilSayfa
/384
Evet, âlemde görünen bu kadar inkılâplar ve karışıklıklar, zararın, özür telâkki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir.
Fakat kinaye veya târiz suretiyle, yani gayr-ı sarih bir kelimeyle söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.
Hülâsa, yol ikidir: Ya sükût etmektir; çünkü söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır; çünkü İslâmiyetin esası, sıdktır. İmanın hassası, sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâmın nizamı, sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren, sıdktır. Muhammed-i Hâşimî aleyhissalâtü vesselâmı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.
Sayfa
/384
Bu Sayfaya Yeni Notunuz
Kaydet
ahlâk-ı âliye: yüksek ahlâk
âlem-i İslâm: İslâm dünyası
Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
Ashab-ı Kiram: yüksek şeref sahibi Sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler
galebe etme: üstün gelme
gayr-ı sarih: açık olmayan
hassa: özellik, nitelik
hülâsa: kısaca, özetle
inkılâp: değişiklik, karışıklık
îsal: ulaştırma
kâbe-i kemalât: olgunlukların, faziletlerin merkezi, zirvesi
kemalât: olgunluklar, faziletler, iyilikler
kinaye: bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, başka bir mânâda kullanma san’atı
kizb: yalan
maslahat: fayda, yarar
meratib-i beşeriye: insanlığa ait mertebeler, dereceler
mihver: eksen
Muhammed-i Hâşimî: Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
nev-i beşer: insan, insanlık
nizam: düzen, sistem
sıdk: doğruluk
sükût: susma
târiz: dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi
tefevvuk ettirme: üstün kılma, üstün yapma
telâkki edilme: kabul edilme, anlaşılma
terakkiyat: gelişme, ilerleme
Çünkü, fer-i hükümlerden biri, bir zamanda maslahat iken, diğer bir zamana göre mazarrat olur.Veya bir ilaç, bir şahsa deva iken, şahs-ı ahere dâ olur.Bu sırdandır ki, Kur'an fer'i hükümlerden bir kısmını neshetmiştir.Yani, "Vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi" diye hükmetmiştir.
YanıtlaSilMesnevi-i Nuriye ve Işaratü'l İcaz.
İşaratü'l İcaz.sy.85.
Ve yine biz Kur'an da : "Öz babalarınızın dışındakileri baba kabul etmeyin.Başkalarını baba kabul etmekle kendinizi inkâr etmiş olursunuz "ayetini okuyorduk.
YanıtlaSil(Bu ayet mensuhtur)
Devlet idaresi.
Hadislerle Hz. Peygamber Ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık.cilt .2.sy.609,610.
Zaten zaman ve zemine göre, mensuh olan bir ayetin hükmü yeniden geçerlilik kazanabilir.
YanıtlaSilRuhu'l Furkân Tefsiri.cilt.11.sy.111.
Benim hadislerim birbirini nesh eder. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin birbirini nesh etmesi gibi.
YanıtlaSilRavi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Sayfa: 111 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek)
YanıtlaSilRavi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 340 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
Kur'an on vecih (kesim) üzerine indirildi. Bunlar: Korkutucu, Müjdeleyici, Nâsih, Mensuh, Nasihat, Temsil, Muhkem, Müteşabih, Helâli bildiren ve Haramı bildiren ayetlerdir.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ali (r.a.)
Sayfa: 84 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
Semâ aslında yüksek demek.Sumu mastarından geliyor.Başımızı kaldırdığımızda yukarıda gördüğümüzden üst tarafımıza semâ deniliyor.O yukarılardan Cenab-ı Hak suyu indirdi.
YanıtlaSil"Ey insanlar, o suyu indiren Allah c.c.a ibadet edin.
Bakara Suresi Tefsiri.cilt 1.sy.148.
Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan.
Nitekim Ebu'l Melih (r.a.)dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bu hususta şöyle buyurmuştur:
YanıtlaSil"Her kim ikindi namazını (kasten )terk ederse , ameli bâtıl olur (sevab kazanma yolundaki uğraşları boşa gider)".
Kütüb-i Sitte İmamlarının İttifak ettiği
Kırk Hadis-i Şerif.sy.249,250.
Her insanın kıymeti, düşüncesinin kıymetine göredir.Bütün düşünce ve derdi dünya olanın, Allah c.c. katında hiç bir değeri yoktur.Düşüncesi Allah c.c. rızası olan kimsenin ise, kıymetini bilmek mümkün değildir.
YanıtlaSilNefsin seni yürütür,kalbin ise uçurur; sen ise hızlı gidenle birlikte ol.
İbrahim Rakki'nin hikmetli sözlerinden bir kaçı.
Kuşeyri Risalesi.
Sufilerin İnanç ve Ahlakları.sy.144.
Ebu Hamza -i Horasâni'ye ait bazı hikmetli sözler: Sabır, er kişilerin ahlakıdır.Rıza ise, şerefli insanların ahlakıdır.
YanıtlaSil-Kulu, enyüksek derecelere ulaştıracak amel , kusurunu, acizliğini ve zayıflığını görmesidir.
Kuşeyri Risalesi.
Sufilerin İnanç Ve Âhlakları.sy.147.
Nitekim Ebu Bekr el -Acuri (r.)tahricine göre, Ebu Zerr (r.a.) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasulüllah (s.a.v.) :
YanıtlaSil"Ey Ebu Zerr! Hud, Şu'ayb, Salih, bir de senin peygamberin , bu dördü Arablardandır.
buyurmuştur.
Ruhu'l Furkan Tefsiri.cilt.13.sy.840.
Eğer akıllı isen,manâya yönel
YanıtlaSilÇünkü manâdır kalıcı olan, suret değil.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meâli Ve Tefsiri.sy.23.
Üveys-i Karni'nin yüksek mertebelere kavuşması annesini râzı etmesi bereketiyle idi.Resulullah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurdu:Üveys-i Karni'nin bütün o keramet ve ihsana kavuşması; annesine iyilik etmesiyledir.(Meşarik-ul -Envar)
YanıtlaSilRazı.
Dini Terimler Sözlüğü.sy.298.
Allah Celle Celalühü kuvvetlinin başaramadığını kuvvetsizin eliyle başarıya ulaştırır.
YanıtlaSilAkra fm.
Haşiye:
YanıtlaSilBu Mertebe-i Sadise sair mertebeler gibi yazılsa idi, pek uzun olacaktı.Çünkü imam-ı Mübin, Kitab-ı Mübin, kısa ifade ile beyan edilemez.
Bediüzzaman Said Nursi'nin Okuduğu Virdler
Ezkar-u Nuriye.sy.657.
İslam'ın temeli, esası marifetullahtır.Allah c.c. bilmek,vicdandır,irfandır.
YanıtlaSilFaydalı akıldır.Faydalı akıl ise Allah (c.c.) tan gereği gibi korkmak farzları yapıp,günahlardan kaçınmaktır.
Mahmud Esad Coşan
Günün Sohbeti.
Akra fm.
İnsanlığın kurtuluşu faizin kaldırılması, zekâtın yerine getirilmesindedir.(S.)649: Lemaat.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.328.
İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadır.(m.n.) 33.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.328.
52.Ebu Hamza-ı Horasani
YanıtlaSilEbu Hamza demiştir ki:"Kim ölümü sıkça hatırlamayı bir şiar haline getirirse, Allah c.c. ona ebedi olan her şeyi sevdirir ve fâni olan her şeyden nefret ettirir."
Kuşeyri Risalesi.
Sufilerin İnanç ve Ahlakları.sy.146.
Pencşenbih:f.Beşinci gun.Perşembe.
YanıtlaSilOsmanlica Turkçe Ansiklopedik Buyuk Lugat.sy.805.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
YanıtlaSilOsman: Hz.Talha ve Zübeyr'den evvel İmana geldi, iman edenlerin beşincisi oldu.Peygamberimizin (A.S.M.) iki kızı ile evlenmek nasib olduğu için kendisine "Zinnureyn" nâmı verilmiştir.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.799.
Zekât, bereketi çoğaltır.Gazab-ı ilâhiyi söndürür.Feyiz ve bereketin gelmesine sebeb olur. Ahirette cimriliğin sebeb olduğu azabı defeder.
YanıtlaSilŞah Veliyyullah Dıhlevi.rahmetullahi aleyh.
Haftanın sonu pazar
YanıtlaSilÖmrünün sonu mezar
Zengin olsan ne yazar
Mezarını eller kazar.
Allah c.c.ım, senden bana hayırlı işler yapma gayreti, kötü işleri terk etme iradesi, yoksulları sevme arzusu vermeni, beni affetmeni,beni acımanı,eğer bir toplumu ağır bir fitneyle imtihan edeceksen, o fitneye muhatapolmaksızın benim canımı almanı niyaz ediyorum.5.
YanıtlaSilTercümeli Emrem
Delâil-i Şerif Mecmuası.sy.291.
El-Hizbul Azam.
Ey sevgili
YanıtlaSilSevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir
Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Ahmed bin Hanbel şöyle buyurur: Cenab-ı Hakk'ı rüyâmda gördüm:
YanıtlaSil-Ya Rabbi Mukarreb kullarını sana en fazla yaklaştıran vâsıta nedir? diye suâl ettim.Cenab-ı Hak:
Kelâm'ım Kur'an -ı Kerim'dir ey Ahmed buyurdu.Ben:
-Yarabbi Anlayarak okumakmı? Yoksa anlamadan okumakda aynı şekilde kişiyi sana yaklaştırır mı? diye Sual ettim.Yüce Rabbim:
-Anlayarak ve anlamayarak okumak, her ikiside kulumu bana en fazla yaklaştıran amel-i sâlihtir buyurdu.125.......
Kitabımız Kur'an
Muhtevâsı Ve Faziletleri.sy.375.
Cennetin anahtarı hidayet üzere bulunmaktır.
YanıtlaSilMahmud Esad Coşan.Akra fm.Günün sohbeti.
İsâ (a.s.) 'ın ashâbına şöyle buyurduğu rivâyet edilir:
YanıtlaSil-"Ölülerle oturmayın yoksa sizin de kalbleriniz ölür."
Ashabı:
-"Ölüler kimlerdir?" diye sorunca şöyle cevab verdi:
-"Dünyaya rağbet edenler ve onu sevenlerdir."
Ruhu'l Beyân
Kur'an Meâli Ve Tefsiri.9.cilt.sy.360
Zira Kur'an-ı Kerim bir güneş gibidir.Lakin her kalbe farklı doğar. Nitekim Kur'an-ı Kerim'den istifade hususunda insanların çok farklı seviyelerde bulunduğunu Mevlânâ Hazretler'nin şu tesbihi ne güzel izah eder:
YanıtlaSilGüneş, bütün mahlikatın üzerine eşit doğar.Ama gül başka, leş başka kokar!
Kitabımız Kur'ân
Muhtevası ve Faziletleri.sy.19.
"Güneş, kuru dala da yaş dala da aynı yakınlıktadır.(Her ikisini de aydınlatan ve ısıtan şuâlarını cömertçe ikram eder.) Fakat zamanı gelince, olgun lezzetli ve güzel kokulu meyvelerini yiyeceğin yaş ve taze dalın Güneş'e yakınlığı nerede, kuru dalın ki nerede?!
YanıtlaSilKuru dal, Güneş'e yakınlığı yüzünden daha beter kurumaktan ( ve yakılacak bir odun olmaktan) başka ne elde edebilir?!"
Kitabımız Kur'an
Muhtavası ve Faziletleri.sy.19.
"Biz Kur'an'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü'minler için şifâ ve rahmettir; zâlimlerin ise yalnızca ziyânını artırır.(el-İsra,82)
YanıtlaSilKitabımız Kur'an
Muhtevâsı Ve Faziletleri.sy.19.
Zamanına göre çaresi.Sorunların çözümleri zamanına göre farklılık gösterebilir.
YanıtlaSilKazak Atasözleri.sy.997.
Kâinat 55 lisanla Allah c.c.ın varlığına şahitlik eder.(M.N.) 48:Katre, 1.bab
YanıtlaSilKâinat esir maddesinden yaratılmıştır.(İ.İ.) 238.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.371.
Fazilet en mükemmel doğruyu bulmaya çalışmaktır.
YanıtlaSilKavram Atölyesi.
Dost TV.
Alimlerin Kur'an'a ilave yapılmaması kararları zamanlarına aittir.(S.T.) 62:1.Şua.
YanıtlaSilBir hazinenin Anahtarı.
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.390.
YANITLASIL
yuksel7 Ocak 2020 17:16
Korkmakla din rüşvet verilmez.(S.n.) 54.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.389.
YANITLASIL
yuksel7 Ocak 2020 17:19
İçinde bulunduğumuz zamanın geçmiş zamana kıyas edilmesi yanlıştır.
(D.H.Ö.İç. R.) 70.
YANITLASIL
yuksel7 Ocak 2020 17:24
Kıyasi İstisnai.(L.)57:11.Lema,.5.nükte (İ.İ.) 95.
Maneviyat maddiyata kıyas edilmez.(M.n.) 127.
Bir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.386.
Bilgi, zenginlikten üstündür.
YanıtlaSilÇünkü zenginliği sen korursun, bilgi ise seni korur.
Hz.Ali.r.a.
Mesnevi'de der ki:
YanıtlaSilKötülükte bulundun mu kork, emin olma,
Çünkü yaptığın kötülük bir tohumdur, Allah c.c. onu mutlaka bitirir!
Birkaç kere, belki yaptığına pişman olur,
Utanırsın diye örter,gizler....
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri.cilt.11.sy.79.
....
YanıtlaSilLütfunu meydana çıkarmak için defalarca örter de
Sonradan adaletini göstermek için cezalandırır;
Bu suretle bu iki sıfatının da meydana çıkmasını,
Lütfunun müjdeci, kahrının da korkutucu olmasını diler.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Tefsiri Ve Meâli.cilt.11.sy. 79.
Allah c.c.ım zâlimleri zâlimlerle meşgul et.Onların arasından bizi sağ salim ve ganimetlerle çıkar.diye dua ettiler İsrailoğulları.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Tefsiri Ve Meâli cilt.11.sy.73.
Eğer "Namazın Elli vakitten beş vakte indirilmesi tebiğden öce bir neshin meydana geldiğini gösterir.Halbuki Ehl-i Sünnet ve Mutezile bunun olmayacağında ittifak etmişlerdir.dersen şöyle cevab veririm:Burada nesh Hz Peygamber (s.a.)'e nisbetle tebliğden sonra meydana gelmiştir.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meali Ve Tefsiri.cilt.11.sy.53.
Çünkü O, bununla mükellef kılınmıştı.Sonra nesh edildi.Onun hakkında nesh edilimce ümmeti hakkında da nesh edilmiş oldu.Çünkü aslolan, her peygamber hakkında sabit olan şeyin ümmeti hakkında da sabit olmasıdır.Ancak bir hükmün peygambere has olduğunu bildiren bir delil olursa o başka.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meâli Ve Tefsiri .cilt11.sy.53.
Bir kimse hayırlı bir işte çok infakta bulundu.Arkadaşı ona:"İsrafta hayır yoktur."dedi.O da :Hayırda israf yoktur"diye karşılık verdi.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meâli Ve Tefsiri. Cilt.11.sy.126.
Allah c.c.ım, beni vaktinden önce ihtiyarlatan kadının şerrinden sana sığınırım, sırtıma vebal yükleyen çocukların şerrinden sana sığınırım, beni azâba sürükleyen malın şerrinden sana sığınırım, gördüğü iyiliği gizleyip kötülüğü ifşa eden sahtekar arkadaşın şerrinden sana sığınırım
YanıtlaSilTercümeli Emrem
Delail-i Şerif Mecmuası.sy.343.
El Hizbül A'zam
Levh-ül-mahfuzda, ilk yazılan Besmeledir.
YanıtlaSilAdem ( aleyhisselam) ilk gelen, Besmeledir.(Ya'kub-ı Çerhi)
Dini Terimler Sözlüğü.sy.221.
Yasin Şeref Asil
Bir ilaç beden için bir dönem devâ olabildiği gibi,bir süre sonra hastalık getirebilir.
YanıtlaSilRuhul beyan kuran tefsiri ve meali 1.cilt 550
"Neshetmeyiz" ayetinin işareti, "unutturmayız" demektir.
YanıtlaSilEy gafil, hemen arkasından "daha hayırlısını getiririz " gelmiştir.
Hakk'ın hükmünü kaldırıp neshetiği her şeriat ki,
O'nun yerine ondan daha güzelini göndermiştir.
RUHUL BEYAN KURAN TEFSİRİ VE MEALİ 1.CİLT/550.SYF
Bu olaylar aleminin kumandanı ancak O'dur.
YanıtlaSilBu alemler mülkünün malik ve müdebbiri de O'dur.
Dikmeyi bilen, söküp yırtmayı bilmez mi?
Satan sattığı her şeyin yerine daha iyisini almaz mı?
RUHUL BEYAN KURAN MEALİ VE TEFSİRİ 1.CİLT/550 SYF
Amellerin Allah c.c.a en sevimli olanı az da olsa devamlı olanıdır.
YanıtlaSilHadis-i Şerif.
Dost istersen Allah yeter.
YanıtlaSilEvet,o dost ise her şey dosttur.
Yaran istersen Kuran yeter.
Evet, ondaki enbiya ve mealike ile hayalen
görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder.
Mal istersen kanaat yeter.
Evet, kanaat eden iktisat eder ;
iktisat eden bereket bulur.
Bediüzzaman
Düşman istersen nefis yeter.
YanıtlaSilEvet, kendini beğenen belayı bulur ,
zahmete düşer; kendini beğenmeyen
safayı bulur ,rahmete gider.
Nasihat istersen ölüm yeter.
Evet, ölümü düşünen , hubb-u dünyadan
kurtulur ve ahirete ciddi çalışır.
Bediüzzaman
Gözler kalbin aynasıdır.
YanıtlaSilİnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.
YanıtlaSilHz.Ömer.r.a.
Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki, zıtları birbirinden tevlid eder ve aleyhte olan herbir şeyi lehte zanneder.
YanıtlaSilMesnevi-i Nuriye.
Risale-i Nur külliyatı.
Müsteknih: (künh,den)
YanıtlaSilKünhünü, doğrusunu ve esâsını araştıran.
Müstekmin: ( Kemn,den)
Saklanan, gizlenen.
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.726.
Ariflerden biri der ki: Allah Teâlâ'dan başkasına güvenip dayanırsa Allah Teâlâ onu yaratıklarının en zayıfı ile helâk eder.Görülmez mi ki fil ashabı Allah c.c. ın en güçlü yaratığı olması hasebi ile file güvendiği için Allah Teâlâ onları yaratıklarının en zayıfı olan kuş ile helâk etti.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan.
Kur'an Meâli ve Tefsiri.cilt.23.sy.621.
İnsanların en hayırlısı inlara faydalı olan , malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan ; Allah (c.c) harcananın en hayırlısıda da insanların en çok ihtiyaç duydukları şeyleri karşılayandır.
YanıtlaSilUmre rehberi diyanet 36.syf
Hac yöneliştir. Bu yöneliş , şekli olarak sadece Kâbe ve çevresindeki kutsal yerlere inmiş gibi görünsede , aslında Allah(c.c) a ve onun gösterdiği hedeflere kilitlenmenin ifadesidir.
YanıtlaSilUmre rehberi diyanet 77.syf
İslam dini, insanın ilim öğrenmesi için gerekli bütün yolları açık tutmuştur.ilim öğrenmek için zaman, mekan , yaş sınırı koymamıştır. Erkek ve kadın herkese beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi farz kılmıştır . kişinin hayatın her aşamasında ve her safhasında ilimden asla kopmamasını istemiştir.
YanıtlaSilUmre rehberi 90.syf
Temim ed-Darî den rivayet edildiğine göre , Hz.Peygamber(s.a.s); Din samimiyettir buyurmuştur. Ravi der ki: Biz kime karşı diye sorduk O da Allah (c.c) a , kitabına , Rasulüne , Müslümanların önderlerine ve bütün müslümanlara karşı buyurdular .
YanıtlaSilMüslim iman 95 hadis no:55 Umre rehberi 126. Syf
İmâm Şafii'nin şöyle dediği rivayet edilir: "İnsanlara sâdece bu sure inmiş olsaydı onlara yeterdi.
YanıtlaSilBu da bir başka alimin "Bu sure Kur'an' ın bütün ilimlerine şamildir" sözü ile aynı mânâyadır.
Ruhu'l Beyân
Kur'an Meâli ve Tefsiri.Asr Suresi.
Cilt.23.sy.592.
Münhadi '(had'.den) :Birinin hilesine aldanmış olan. Bir kimsenin hile ve tuzağına düşme.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat. sy.711,712.
Münasaha: Nasihat etme,nasihatta bulunma.
YanıtlaSilMünasaha: Huk.Bir varisin, kendine bırakılan mirası alamadan ölmesi.
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.709,710.
Münazat: Zina edişmek.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük lügat.sy.710.
Münekker: Tenkir edilmiş, bilinmeyen, nekre kılınmış.Belirli olmayan şeye delalet eden.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.711.
Münfesih(a) : (fesh.den) .İnfisah eden, bozulan, bozulmuş hükmü kaldırılmış olan, hükümsüz kalan.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.711.
Medeniyet kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır.
YanıtlaSilBediüzzaman Said Nursi.
1518- "Benim hadislerim birbirini nesh eder.Kur'an ın neshi gibi.
YanıtlaSilBiz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu ertelersek mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz.(el -bakara 2/106)
Hüküm kendisine denk olan başka bir hükümle değiştirilebilir.Örneğin kıblenin mescidi Aksa dan Kabe'ye çevrilmesi.
Hüküm, kendisinden daha hafif bir hükümle değiştirilebilir.Örneğin kocası vefat eden kadınların iddetini bir yıl iken dört aya düşmesi.
Hüküm, kendisinden daha ağır bir hükümle değiştirilebilir.
Ramuzü-l Ehadis Şerhi.
Levamiu'l ukul.
Cilt 3.sy.530,531.
Hüküm, kendisinden daha ağır bir hükümle değiştirilebilir.Örneğin Ramazan orucu tutma ile fidye verme arasında seçim yapılıyorken bu seçimin kaldırılıp sadece Ramazan orucu tutma hükmünün getirilmesi.
YanıtlaSilRamuzü'l Ehadis Şerhi.
Levamiu'l Ukul.
Cilt.3.sy.531.
Peygamber Efendimiz de Zilzal suresinin son iki ayetini okudu. Adam yeter, yeter dedi.İçinde bir heyecan ve cezbe hali belirdi ve yere düştü,inleyerek ağladı.
YanıtlaSilBu ayet en muhkem ayettir.Buna tüm hikmetleri kendisinde topladığı için "el-Camia" denmiştir.
Ruhu'l Beyan
Kur'an Meâli Ve Tefsiri.cilt.23.sy.552.
99. Zilzâl Sûresi
YanıtlaSilMedine döneminde nâzil olmuştur. Sekiz âyettir. Zilzâl, “zelzele” (yer sarsıntısı) demektir. Adını ilk âyetindeki aynı kelimeden almıştır. Kıyametten hemen önce meydana gelecek olan şiddetli depremden ve daha sonra bütün ölülerin kabirlerinden çıkıp hesap vereceklerinden bahseder.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığı,
2. Yer (içindeki her türlü) ağırlıklarını çıkar(ıp fırla)ttığı,
3. Ve (dehşet içinde) insan: “Buna ne oluyor?” dediği (zaman)!
4-5. O gün (yer) senin Rabbinin kendisine bildirdiği haberleri anlatacak.
6. O gün (kıyamette) insanlar, amelleri(nin karşılığı)nı görmeleri (ve iyi kötü sonuçlarını tatmaları) için (hesap yerinden) bölük bölük dönecekler.
7. İşte kim zerre ağırlığınca (iman ve ihlâsla) bir hayır işlerse, onu(n karşılığını) görecek.
(Mü’minler ihlâsla yaptıkları iyiliklerinin karşılığını her iki dünyada, kâfirler ise ancak bu dünyada görebilirler.)
8. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görecektir. [bk. 18/49]
(Ancak mü’minlerin amel defterlerinde gördükleri günahlar, Allah’ın lütfu ile bağışlanabilir. Kâfirler ise, affa uğramayarak karşılığını göreceklerdir.)
Araba devrilince ( tekerlek kırılınca) yol gösteren çok olur:
YanıtlaSilBir kişi felakete, zarara uğradıktan sonra akıl veren, yol gösteren çok o!ur.Önemli olan yanlışlığı, tehlikeyi önceden görmek ve uyarıda bulunmaktır.
Yeni Atasözleri ve deyimler sözlüğü.açıklamalı örnekli.sy.34.
B) Hadis-i Şeriflrrin de Kur'an Gibi Vahiy Olduğuna Delalet Eden Hadis-i Şerifler
YanıtlaSil1) Mikdâm ibni Mâ'di Keribe (r.a.) dan rivâyet edilen bir hadis-i Şerifte Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Dikkat edin! Bana kur'an Verildi, onunla birlikte bir misli de (sünnet)verildi.
Tabi'nin ulularından Yahya ibni Ebi Kesir (r.a.):
Cibril Kur'an'ı indirdiği gibi sünnetide indiriyordu.
Kırk Hadis-i Şerif.sy.369, 372.
Sade bir hayat yaşayan ilk insanların ihtiyaçlarıyla, daha sonraki devirlerde yaşayan insanların ihtiyaçları birbirinden çok farklıdır.Bu sebepledir ki insanı yaratan, onu en iyi şekilde bilen ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah Teâlâ, her dönemdeki insanlara ihtiyaçlarına göre hükümler göndermiştir.En kâmil ve en kalıcı hükümleri ise son peygamberi Hz. Muhammed s.a.v.e göndermiştir.
YanıtlaSilKitabımız Kur'an Muhtevası Ve Faziletleri.sy.106.
Ondan sonra bir peygamber geleyeceği için, artık vahiyde bir değişiklik olmayacak, insanlar hayatlarını bu nihai vahye göre tanzim edeceklerdir.Peygamberimizle birlikte din kemale ermiştir ve ondan başka bir din de kabul edilmeycektir.
YanıtlaSil155.Al-i İmrân 3/19,84;el Mâide 5/3.
Kitabımız Kur'an Muhtevası Ve Faziletleri.sy.106.
Mustafa Kemal'in Bediüzzaman'a tarziye verdi.(E.L) 1:242.
YanıtlaSilBir Hazinenin Anahtarı
Risale-i Nur Külliyatı Fihrist Ve İndeksi.sy.484.
Tarziye: Cübbe veya zırh giymek.
YanıtlaSilTarziye: Pişmanlık duyduğunu anlatarak özür dilemek. Razı etmek."Radiyallahü -anh diyerek dua etmek.
Osmalıca Türkçe Ansiklopedik Lügat.sy.948.
Ne mümkün zulm ile bidâd ile imha-yı hakikat
YanıtlaSilÇalış, kalbi kaldır, muktedirsen ademiyetten
Risale-i Nur Külliyatı
Lem'alar sy.208.
Ne mümkün zulm ile bidâd ile imha-yı fazilet
YanıtlaSilÇalış, vicdanını kaldır, muktedirsen ademiyetten.
Risale-i Nur Külliyatı
Lem'alar.sy.208.
İbn Abbas r.a.e göre bunun manası şöyle:
YanıtlaSilDoğruyu, yalanı,hakkı bâtılı ağzınızda evirip çevirip karıştırıp insanları şaşırtmayın!
Siz şimdi şahid durumdasınız .Ümmeti-i Muhammed s.a.v.e gerçekleri söyleyin,ortadaki insanlar bilsin!
Bakara Suresi Tefsiri.cilt.1.sy.321.
Bu da en büyük şahidlik; iman şahidliği, Onlar Şehadet ederiz ki bizim kitablarımıda bu vardır. deseler halk daha kolay anlayacak. O kadar mücadele olmayacak, gecikme olmayacak.
YanıtlaSilBakara Suresi Tefsiri.cilt.1.sy.322.
Şemsu'l-Maarif isimli kitabta deniyor ki: Yeryüzüne inen ilk ayet Bismillahirrahmanirrahiym'dir.Kitabın ifadesine göre besmele ilkin Hz. Adem Safiyyullah (a.s.) 'a inmiştir.Bu ayet indiğinde, Hz. Adem a.s. "şu anda aladım ki benim zürriyetim, -bu besmele üzere oldukları sürece Cehennemde azap edilmeyeceklerdir" demiştir.
YanıtlaSilRuhu'l Beyân
Kur'an Meâli Ve Tefsiri. Cilt.23.sy.484.
Daha sonra aynı besmele Hz. İbrahim (a.s.) mancınıka konmuş ateşe atılmayı beklerken indirilmiştir.Bu besmele sayesinde Allah Teâlâ peygamberini ateşten kurtarmıştır.Hz İbrahim (a.s.) dan sonra besmele Hz. Musa (a.s.) 'a inmiş ve besmele ile Fir'avn ve ordularını dize getirmiştir.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meâli Ve Tefsiri. Cilt 23.sy. 484.
Sonra besmele Süleyman (a.s.) 'a nazil olmuş ve melekler Süleyman (a.s.) 'a dönerek "Allah c.c. a yemin ederiz ki şu anda senin mülkün tamama ermiştir "demişlerdir.Besmele Allah c.c. ın peygamberlerine ve o peygamberlerin ümmetlerine bir rahmet ve güvenlik ayetidir.
YanıtlaSilRuhu'l Beyan
Kur'an Meâli Ve Tefsiri cilt.23.sy.484.
Besmele (s.a.v.) Efendimiz'e Neml suresinde " O Süleyman a.s. dandır, rahman ve rahiym olan Allah c.c. ın adıyla (başlamakta) dır. (Neml,27/30) âyeti kerimesi indiğinde, Peygamber Efendimiz için büyük bir fetih olmuştur.Efendimiz emretmiş besmele bütün surelerin başlarına, defterlerin sırtlarına, mektupların baştaraflarına yazılı olmuştur.
YanıtlaSilRuhu'l Beyân
Kur'an Meâli Ve Tefsiri.cilt. 23. sy.484.
"Su'-i ihtiyar ile olan bir zaruret haramı helal etmez" kaidesine bir misalcik:
YanıtlaSilBir mahrem risale vardı ki, o mahrem risalenin neşrini menetmiştim.
"Öldükten sonra neşrolunsun"demiştim.Sonra mahkemeler alıp okudular, tetkik ettiler; sonra beraet verdiler.Mahkeme-i Temyiz, o beraeti tasdik etti.Bende bunu dahilde asayişi temin için ve yüzde doksan beş masuma zarar gelmemesi için neşredenlere izin verdim."Said, meşveretle neşredebilir" dedim.
Bediüzzaman Said -i Nursi.
Mufassal Tarihçe-i Hayatı.cilt.3.sy.2521,2522.
yüz cihette ehemmiyetsiz, manasız ve bir habbeyi yüz kubbe yapmak gibi ..
YanıtlaSilBediüzzaman Said-i Nursi.
Mufassal Tarihçe-i Hayatı.cilt.3.sy.2516,2517
"Ne zamanki Ayasofya yine câmi oldu, bizim de o zaman bir gazetemiz olabilir" diye Abdullah Ağabey bizzat bize anlatmıştır.
YanıtlaSilBediüzzaman Said-i Nursi.
Mufassal Tarihçe-i Hayatı.cilt 3.sy.2470.
Bed-asla necâbet mi verir üniforma
YanıtlaSilZer-duz pâlân ursan, eşek yine eşekdir.
Bakara Suresi Tefsiri.cilt. 2.sy.29.
Fuzuli'de;
YanıtlaSil"Taşa ne kadar kan dökersen dök, kırmızı yakut olmaz." diyor.
Bakara Suresi Tefsiri.cilt.3.sy.29.
Allahu Teâlâya itâat etmek bir hazineye benzer. Bu hazinenin anahtarı duâ, anahtarının dişleride helâl lokmadır.(Yahyâ bin Muaz) Haram yiyenlerin yedi azası, istesede istemese de günah işler.Helâl yiyenlerin azası ibadet eder.Hayır işlemesi kolay ve tatlı gelir.( Sehlbin Abdullah'Tusteri)
YanıtlaSilDini Terimler Sözlüğü.sy.160.
Mukaddime-i kübra : Büyük başlangıç.
YanıtlaSilOsmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.sy.673.
.....
YanıtlaSilBu Allah c.c. ın âdetidir.Kendi rızası için bir şeyi terk eden kimseye veya onun nesline, terk ettiği şeyden daha üstün olanını verir.
Ramuzü'l Ehadis Şerhi.
Levâmi'ul Ukul.cilt.1.sy.144
Aranızda "Nübüvvet", Allah'ın istediği kadar sürer. Sonra onu, (Peygamberliği) kaldırmayı istediği zaman da kaldırır. Sonra, Allah'ın sürmesini murad ettiği kadar (otuz sene) "Nübüvvet yolunda halifelik" gelir. Sonra kaldırmayı istediği zaman onu kaldırır. Ve Allah'ın murad ettiği kadar devam eden "Şiddetli bir meliklik" idaresi gelir. Sonra, onu da kaldırmayı istediği zaman kaldırır. Sonra, "zorba bir idare" gelir. Sonra da "Nübüvvet yolu üzere bir hilafet" gelir. (Mehdi (a.s)ın zuhuru)
YanıtlaSilRavi: Hz. Huzeyfe (r.a.)
Sayfa: 257 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
yuksel28 Ağustos 2020 09:17
YanıtlaSilKütüb-i sitte.
10.(2369)-.......
Açıklama:
1-Bu rivayet, Hz.Ömer r.a.in namaza ne kadar ehemmiyet verdiğini göstermektedir.Onun nazarında namaz ferdlerin dini hayatını ilgilendiren bir mesele olarak kalmıyor, devletin meselesi oluyor ve en mühim meselesi addediliyor.....
Hadis Ansiklopedisi
Kütüb-i Sitte.cilt.7.sy.390.
Imagehttps://www.karar.com › buyuk-sifir...
YanıtlaSilBüyük Sıfırlama (Great Reset) - Mustafa Morgil Köşe Yazısı - Karar.com
18 Haz 2020 · Koskoca gezegene reset atmak nedir, nasıl yapılır, hangi konularda olacak? Şu an için bunu bilmiyoruz. Henüz görüşmeler yapılmadı, bunların içerikleri yayınlanmadı. Ancak görünen o ki çok büyük ...
öykünerek küresel güç olma hevesine kapılan Çin, nükleer silahlarına, en kalabalık ve en teknolojik ordularına, erişilmez zannedilen uydu ve uzay sistemlerine, üretim ve her türlü “satın alma” güçlerine rağmen Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un deyimiyle “görünmeyen bir düşman” karşısında pes ettiler. Sistemin âcizliği bütün çıplaklığı ile gözler önüne serildi. Büyü bozuldu, tabu yıkıldı.
YanıtlaSilŞeytani sistem hızla çöküyor. Çökmekte olan sistemin sahiplerinin bundan sonra kısa zamanda toparlanıp yeni bir sisteme dünyayı razı etme ihtimali neredeyse sıfır. Çünkü bugüne kadar yeryüzünde kolektif olarak işledikleri toplumsal, siyasi, ekonomik, ekolojik cinayetlerle bütün inandırıcılıklarını kaybettiler.
Beklenen şeyin ortaya çıkma zamanı
Uluslararası şeytani sistemin çökmesiyle bütün dünyanın bir kaosa gireceğini düşünmenin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bunu iki ana temele dayandırabiliriz.
Elindeki bu kadar güçlü imkân ve kabiliyete, aşırı derecede kutsanan küresel akla rağmen bu sistem bu kadar zulüm, adaletsizlik, açlık, fakirlik güvensizlik üretti ve bunu bilerek ve isteyerek yaptı ise zaten güvenilmez ve devam ettirilemez, devam etmemelidir. Bu sistemin çökmesinden en çok zarar görecek olanlar, sistemin sahipleri olacaktır. Sistemin köleleri durumunda olanlar ise özgürlüklerine kavuşacaklardır.
Eğer bu sistemin sahibi olan ülkelerle, askeri, ekonomik ve teknolojik mücadeleyi kazanamayacağını bilen “farklı bir güç”, sistemin mayasına uygun olarak çeşitli şekillerde devreye girip-sızıp, fark edilmeden sistemi yönetenleri etkileyerek yaptığı/yaptırdığı veya zemin hazırladığı operasyonlarla, bu devletlerin güçlerini ve enerjilerini, tükettirdi ise çökmekte olan uluslararası sistemin yerini o alacak demektir.
Tabi bu takdirde zihinlerde hemen “o güç kim ve nerede” sorusu beliriyor. Galiba pek uzak olmayan bir zamanda bütün dünya görebilecek…
Yani şimdi insanlığın beklentilerini adil biçimde karşılayacak yeni bir sistemin ortaya çıkma zamanıdır.
Alper TAN
Yazara ait diğer köşe yazıları
Yeni Bir Dünya Kuruluyor29 Ağustos 2020
Uluslararası Sistem Güncellenmeli mi Yıkılmalı mı?15 Mayıs 2020
O “Ruh” “Beden”ine Kavuşuyor07 Mayıs 2020
Belediyeler, Salgın Sebebiyle Ücret Alamayan İşçilere Destek Olmalı23 Mart 2020
Kremlin’in Suriye ve Libya Politikası Rusya’ya Ne Kazandırır?27 Şubat 2020
Yazarın Tüm Yazıları
Merve KARACAER ULUSOY
KOVID-19 Sonrası V Tipi Toparlanma Mümkün mü?
Merve KARACAER ULUSOY
Muhammet Savaş KAFKASYALI
Kurban ve Öfke
Muhammet Savaş KAFKASYALI
Tevfik ERDEM
Joe Biden Demokrasinin Neresinde?
Tevfik ERDEM
Furkan Hamit
Trump’ın Oyalamalarına Karşı Erdoğan’ın Tavrı
Furkan Hamit
Sinan TAVUKCU
Belarus Seçimleri ve Sonrası
Sinan TAVUKCU
Köksal ÇİFTÇİ
Alternatif Tarih
Köksal ÇİFTÇİ
New York Times'tan Bomba İddia! "ABD NATO'dan Çıkacak"Amerika
New York Times'tan Bomba İddia! "ABD NATO'dan Çıkacak"
05 Eylül 2020 10:56
KKTC'de 'Akdeniz Fırtınası' EsecekEge-Kıbrıs
KKTC'de 'Akdeniz Fırtınası' Esecek
05 Eylül 2020 10:38
"Fransa, Doğu Akdeniz Yetmiyor, Irak'ta da Beyanlarda Bulunuyor"TSK
"Fransa, Doğu Akdeniz Yetmiyor, Irak'ta da Beyanlarda Bulunuyor"
05 Eylül 2020 10:37
Trump Duyurdu! 2 Ülke Daha SıradaAmerika
Trump Duyurdu! 2 Ülke Daha Sırada
05 Eylül 2020 10:36
Çalışma Alanları
Ekonomi
Savunma - Güvenlik
Medya - STK
İç Politika
Dış Politika
Yayınlar
Rapor
Analiz
Kitap
SDE Bakış
E-Dergi
Faaliyetler
Kongre
Sempozyum & Çalıştay
Konferans & Panel
Beyin Fırtınası
EİK Toplantıları
SDE
SD TV
İletişim
Üyelik
Künye
Kurumsal
Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Doğruluk
YanıtlaSilBu kelime ile ilgili esas mana şu ayette geçmektedir:
یا ایها الذين آمنوا اقوا الله وكونوا مع الصادقين
"Ey iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla (özde ve söz
de doğru olanlara) beraber olun."91
Abdullah b. Mesud (ra)'nın rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber (sav)
şöyle buyurmuştur:
"Kul daima doğru olur ve doğruyu araştırırsa nihayet Allah katında
sıddık olarak yazılır
. Bir kul da daima yalan söyler ve yalanı arar bulursa,
o da sonunda Allah katında yalancılardan yazılır."92
Denilmiştir ki:
"Allah (cc) Davud'a (as) şöyle vahyetmiştir: "Ey Davud, bir kimse bana
karşı iç âleminde doğru olursa, ben de onun dış halini, insanlar arasında
doğru kılarım."
Şunu iyi bil ki, doğruluk dinin direğidir, din onunla tamamlanır ve onunla
düzene girer.
Doğruluk peygamberlikten sonraki ikinci derecedir. Nitekim Allah (cc) bu
manada şöyle buyurmuştur:
91
Tevbe Sûresi, 119.
Pubori 130. Muslim Birr ve salat 103.
92
أول مع الذين أنعم الله عليهم من البنين والصديقين والشهداء والصالحين
YanıtlaSilAbdülkadir Geylani
1127
"İşte onlar, Allah’m kendilerine nimet verdiği peygamberler,
sadıklar, şehidler ve salihlerle beraber olacaklardır."93
Sadik kelimesi, Arapçada sidk kelimesinden alınmış ve ism-i lazim sayılır.
Siddik ise, sadık kelimesinin mübalağasıdır. Sidk o kişide sürekli tekrarlana
tekrarlana o kişinin huyu ve karakteri haline gelir ve onun en üstün hali olur.
Doğruluk, kişinin içi ve dışının bir olmasıdır. Sadık, doğru konuşan, sözünde
doğru olan kimsedir.
Sıddık ise sözlerinde tüm hallerinde ve fiillerinde doğru olan kimse de-
mektir.
Denilmiştir ki:
"Bir kimse Allah'ın kendisiyle olmasını isterse doğru olsun. Çünkü Allah
doğrularla beraberdir..."
Cüneyd-i Bağdadi şöyle demiştir: "Doğru olan kimse günde kırk kere
değişir. Ama riyakâr, kırk yıl olduğu gibi kalır."
Doğrulukla ilgili şunlar söylenmiştir:
“Doğruluk; tehlikeli yerde bile hakkı söylemektir."
"Doğruluk; gönülde olanın söylenmesidir."
"Doğruluk; dilin haram söylemesini engellemektir.
"Doğruluk; yapılan işte Allah'a vefalı olmaktır."
Sehl b. Abdullah şöyle demiştir:
"Kendisine ve başkasına yağcılık yapan kimse, doğruluğun kokusunu
alamaz."
Ebu Said Kureyş'i (rh) şöyle demiştir:
"Doğru kimse, ölüme hazırlanan ve içindekiler açığa çıksa bile utanma-
yacak olandır."
Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
فتوا الموت إن كنتم صادقين
"Doğru iseniz, ölümü isteyin."94
Denilmiştir ki:
Nisa Süresi, 69.
Bakara Suresi, 94.
93
94
Gunyet’üt-Talibin
YanıtlaSil"Doğruluğun hakikati; seni ancak yalan söylemenin kurtaracağı bir yerde
1128
"Doğruluk, niyetle beraber tevhîdî düşüncenin sağlam olmasıdır.”
Yine şöyle denilmiştir:
doğruyu söylemendir."
Denilmiştir ki:
"Üç şey, doğru kimseden ayrılmaz:
1- Tatlılık
2- Heybet
3- Güzellik."
Zünnun-u Misrî (rh) şöyle demiştir: "Doğruluk, neyin üzerine konursa
onu kesen Allah'ın kılıcıdır."
Sehl b. Abdullah (rh) da şöyle demiştir: "Sıddıkların ilk cinayeti, nefisleriyle
konuşmalarıdır."
Fethi Mevsili'ye, doğruluk hakkında soruldu. Bunun üzerine elini demirci-
nin ocağına soktu. Oradan kızgın demiri çıkardı ve demir soğuyuncaya kadar
avucunda tutarak dedi ki: "İşte doğruluk budur."
Haris-i Mubasibi'ye doğruluğun alameti soruldu. O da şöyle dedi:
"Sadik, tüm insanların kendisini takdir etmemelerine aldırış etmeyerek
kendisi içi doğru olanda israr edendir. Güzel amellerini, insanların bilmesini
istemez. Kötü işlerini insanların bilmesine de aldırış etmez. Çünkü bu kötü
görme, insanların yanında üstünlük bekleme duygusundan ileri gelir. Bu ise
sıddıkların huylarından değildir."
Büyük bir zat da şöyle demiştir:
-Daimi farzı yapmayan kimseden vakitli farzı yapması kabul edilmez.
Denildi ki:
-Daimi farz nedir?
Cevap verdi:
-Doğruluk.
Yine şöyle denilmiştir:
"Allah'tan doğru bir kişi olmayı istediğin zaman sana öyle bir ayna verir
ki, orada dünya ve ahiretin şaşılacak şeylerini görürsün."
İlkokul okuma kitaplarımızın birinde sivrisinek ile rüzgâr hikâyesi vardı. Hikaye, diplomasi alanında da geçerli görünüyor:
YanıtlaSilBir gün küstah bir sivrisinek rüzgâra kafa tutmaya başlamış. Rüzgârla alay ediyor, onu aşağılamaya çalışıyormuş. Rüzgârsa sivrisineği umursamıyor… Bundan cesaret alan sivrisinek işi azıtmaya başlayınca rüzgâr azıcık esmiş, sivrisinek bir çatı kirişine sığınmış, rüzgârla oradan eğlenmeye devam etmiş. Buna öfkelenen rüzgâr ilkin poyraz, ardından fırtına, kasırga olmaya devam edince, sivrisinek korkmaya başlamış. Ama bağış ve özür dileyeceğine küstahlığı elden bırakmayarak kovuğundan rüzgâra seslenmiş:
- Edepsiz rüzgâr, kendine gel, şimdi de bana bu fakirin çatısını mı söktüreceksin?
Küstahlık böyle bir şey… Küstah, kendi cirmine bakmadan kabadayılık taslar… Boyundan büyük işler yapmaya kalkışır.
Mevlana, Mesnevi’sinde bu küstahlara şu mesel ile cevap veriyor:
Hırsız, birinin bahçesine girmiş, çıktığı ağacın dallarını şiddetle sallayarak meyveleri döküyormuş. Meyveleri toplamaya hazırlanırken bahçe sahibi çıkagelmiş, hırsızı görünce sinirlenerek:
Allah’tan utanmıyor musun? Ne yapıyorsun burada? Diye bağırmış.
YanıtlaSilKüstah hırsız pişkinlikle cevap vermiş:
- Sen kimin bahçesinden kimi kovuyorsun? Allah’ın bir kulu, Allah’ın bağışladığı meyveleri yer diye sen onu nasıl ayıplarsın? Ne diye böyle söylüyorsun? Zengin olan Allah’ın, kullarına hediye ettiği nimeti sen kimden sakınıyorsun, kimden kıskanıyorsun? Farkında mısın bilmiyorum ama şu anda Allah’ın nimetiyle cimrilik yapıyorsun.
Hırsızı dinleyen bahçe sahibi öfkelenerek hizmetçisine seslenir:
- Şu urganı getir de şu adama hak ettiği cevabı vereyim!
Urganı getiren hizmetçisi ile birlikte adamı ağaca bağlayan bahçe sahibi, eline bir sopa geçirerek hırsızı dövmeye başladı.
Hırsız küstahlığı elden bırakmadan bir yandan da feryat ediyordu:
- Allah’tan utanmıyor musun be adam! Suçsuz yere birini dövüyorsun, böyle giderse öldüreceksin adamı...
Bahçe sahibi de bir yandan hırsızı dövmeye devam ederken bir yandan da ona şu cevabı vermiş:
- Haklısın. Elimdeki Allah’ın sopası, dövdüğüm de Allah’ın bir kulu. Ben de Allah’ın kuluyum... Allah’ın bir kulu, Allah’ın bir yarattığına, Allah’ın lütfettiği bir sopayla vurursa, burada döveni kim ayıplayabilir? Ne dediğinin farkında mısın sen?
Başından beri suçsuz olduğunu iddia eden hırsız artık pes etmiş, inlemeye başlamıştı:
- Tamam... Ne olur vurma artık. Sen akıllı bir adamsın. Pişman oldum. Tövbe ettim, ne olur bırak artık. İtiraf ediyorum, hırsızlık yapıyordum. Hırsızlığı da kendi irademle işledim... (http://mevlanadanhikayeler.blogspot.com/2015/01/iradeyle-hrszlk.html#more).
Konuyu Ziya Paşa’nın şu terkib-i bendi ile bağlayalım:
“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”
Hep söylerim, problemi ortadan kaldırmak onu çözmek değildir.
YanıtlaSilİskender’in Gordion Düğümü’nü çözdüğüne ilişkin efsane böyledir.
Rivayete göre Gordion Düğümü’nü çözen kişi Asya’ya egemen olacaktır. Düğümün uçları içeride kaldığı için çözmenin imkânsız olduğunu fark eden İskender kılıcıyla bir vuruşta düğümü parçalar. Böylece kendine Asya’nın yolunu açar.
Olay, İskender’in yüzyıllardır başarısı kabul edilir. Ama gerçekten öyle midir?
İskender düğümü çözmüş müdür yoksa bir kurnazlık mı yapmıştır?
Açıklama lüzumsuz, cevap zaten sorunun içinde duruyor.
Burada bizim şimdiki konumuz açısından önemli saydığımız husus şudur: İskender, Asya’nın kapısını zora başvurarak da olsa açmayı başarmıştır. Dolayısıyla onun açısından maksat hâsıl olmuştur.
İmdi bu düğümün öteki yüzüne bakmayı deneyelim.
Carl Von Clausewitz’in: “Savaş büyük anlaşmazlıkların kan içinde çözümlenen bir çatışmasıdır ve sadece bu niteliği ile diğer çatışmalardan ayrılır. / Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir. / Savaş siyasetin başka yollardan devamıdır” biçiminde yaklaşımları var (Savaş Üzerine, çev. Şiar Yalçın, MAY Y. İst. 1975).
Bütün bu işimize yarayan cümlelerden sonra belki şöyle bağlayabiliriz: Savaş, diplomasinin iflas ettiği yerde başlar…
Taraflar arasında, ortada bir sorun var..
Taraflar sorunu çözmede uzlaşamıyor.
YanıtlaSilTaraflardan biri diyalog istiyor.
Diğer taraf diyaloga yanaşma yerine sınırlara asker gönderiyor. Silah yığıyor.
Diyalog teklifi ona kesmiyor. Anlaşmaya yanaşmıyor.
Üstelik taşıma su ile gözdağı vermeye kalkışıyor. Kendi gücünden çok başkasının himmetinden yardım umuyor.
Böyle bir durumda diyalogla sorunu çözümleyelim diyen tarafa hangi almaşık bırakılmış olur?
Masada usulet ve suhuletle çözmenin bütün yolları tıkanırsa sorun nasıl çözülecek? Nasıl çözümlenebilir?
Bu durumda İskender’in yöntemini uygulamak kaçınılmaz olur.
Ancak gözden kaçırılmaması gereken husus şudur: Burada zora başvurmak diplomasi alanını ilgilendiriyor.
Bir matematik problemini çözmede zora başvurmanın anlamı sıfırdır…
Sosyal problemlerin çözümü için de zora başvurmak çıkar yol sayılmaz.
İki kişiyi sallandır, gör, bir daha bu münasebetsizlik yapılır mı, önermesinin geçerliği yoktur. Yüzlerce yıldan bu yana binlerce insan sallandırıldı, çözüm sağlandı mı?
İdamın haklı olması için kısasa izin veren ve o düzeni hakkıyla uygulayan bir rejime ihtiyaç var.
Nasıl ki hırsızın bileğini kesmenin haklı olabilmesi için ilkin hırsızlığın ortamını ortadan kaldıran bir sosyal/hukukî düzene ihtiyaç varsa…
Başa dönersek, problemi ortadan kaldırmak onu çözmek değildir diyorduk.
Problemi ortadan kaldırmak için toplumsal ortamın o problemi doğuracak şartı bünyesinde barındırmaması gerekir.
Bataklığı kurutmadan sıtmayla baş edilememesi gibi…
Karıncanın ve serçenin mesellerini hepimiz biliyoruz.
YanıtlaSilHacca niyetlenen karınca yola çıkmış. Ona rastlayanlar karıncanın niyetini öğrenince: “Sen bu yürüyüşle Kâbe’ye zor ulaşırsın.” demişler. Karınca: “Ulaşamazsam da yolunda ölürüm.” cevabını vermiş.
Serçeye gelince… Hz. İbrahim’i yakmaya hazırlanan ateşi söndürmek üzere gagasında su taşıyor… Onu görenler: “Dağ gibi ateşi bu iki damla su ile mi söndüreceksin?” demişler küçümseyerek. Serçe: “Ateşi söndüremesem de tarafımı belli ederim.” demiş.
Bu iki kısacık meselin verdiği yığınla ders var…
Kim bilir kaç yerde kaç defa kullanıldı…
Benim indimde her iki mesel de ödev ahlâkını öne çıkarıyor…
Immanuel Kant’ın, ahlâk alanında dile getirdiği ve o döneme kadar geçerli olan telâkki tarzını ortadan kaldıran “ödev ahlâkı” telâkkisinin baş ilkesi şu: Öyle davran ki davranışının temelindeki ilke, tüm insanlar için geçerli bir evrensel ilke veya yasa olsun!
Karıncanın ve serçenin davranışında bu ilkenin esas alındığını görüyoruz.
Karınca da, serçe de “başkası ne der?” veya “başaramazsam ne olur?” şeklindeki mülâhazaları dikkate almıyor; kendi sorumluluklarını, başka bir deyişle görevlerini yerine getiriyorlar. Burada önemli olan başarmak değil, görevin gereğini yerine getirmektir.
İslâmî ahlâkta da bu ilke dikkate alınıyor.
İtalyanlara karşı Trablusgarp (Libya) direnişinin muhteşem siması Şeyh Ömer el Muhtar tutuklandıktan sonra çıkarıldığı mahkemede yargıç sorar: “İtalyanlara karşı ne için bu kadar şiddetle mukavemet ettin?” Cevap: “İmanım için.” Yargıç: “Bu kadar az kuvvetle ve bu kadar az mühimmatla bizi Trablusgarp’tan atabileceğini ümit ediyor muydun?” “Hayır!” “O halde ne ümit ediyordun?” “Ben imanım için dövüştüm, bu bana yetiyordu. Zafer Allah’ın takdiridir.”
YanıtlaSilBir tek ebabil kuşunun gagasından bıraktığı bir taş bir başına işe yaramaz gibi görünebilir. Ama bir ebabil kuşu ordusunun gagalarından bıraktığı taşlar fillerle desteklenmiş bir orduyu bozguna uğratır.
Burada, aynı ilkeden çıkarılabilecek ikinci bir sonuca ulaşıyoruz: kimse başkasını dikkate alarak değil fakat bir başına kendi görevini yerine getirdiği takdirde başarı da mukadder olur. Ne var ki hedef başarı olmamalı... Hedef her bir bireyin kendi üstüne düşen görevi yerine getirme sorumluluğunun bilincinde olmasıdır.
İslâm ahlâkı dedim. Evet, orada da aslolan görev ahlâkı… Ama onun bir üst derecesi daha var bulunuyor İslâm’da, o da takva ahlâkı… Yükümlü olduğu görevden daha fazlasını yapmak… Zorunlu değil ama daha fazlasını yapmak görev sınırını aşıp takva alanına girmeyi tazammun eder…
Erdem de sanıyorum takva sınırının içinde oluşuyor, yani
Erdem de sanıyorum takva sınırının içinde oluşuyor, yani ahlâk sınırının ötesindeki yerde…
YanıtlaSilGAZETE YAZARI
YanıtlaSilPolitikada duygusal faktör
Rasim Özdenören
Rasim Özdenören
Gazete Yazarı
30 Ağu 2020, Pazar
PAYLAŞ
Türkiye’nin iktisadi ve siyasi alanda gerçekleştirdiği hamleler, dış politikanın salt çıkar ilişkisine dayalı olduğu yolundaki ezberi bozma aşamasına geldi.
Kuşkusuz çıkar ilişkisi her halükârda geçerli olmaya devam ediyor. Ancak duygusal faktörün de bir o kadar yürürlükte olduğunu gösteriyor…
Durum en somut biçimde son dönemlerde Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan gerilimde Avrupa ülkelerinin tutumunda ortaya çıkmaya başladı.
Avrupa ülkelerinin çoğu pervasız ve küstah bir tavırla, kimi de utangaç bir eda ile Yunanistan’ın yanında yer aldığını açığa vurmaktan kaçınmadı.
Hakkın ve adaletin yanında yer alması beklenenler, en azından ufacık da olsa bir sorgulama ihtiyacı duyması beklenirken, tümüyle önyargıyla Yunanistan’dan yana tutum sergilemekten geri durmadı.
Bu tutumun tümüyle duygusal bir tercih olduğu söylenmeden de bilinen bir gerçekliktir. Şimdiki Avrupa kültürünün üç asal dayanağından biri Yunan felsefesi… Diğer ikisi Roma Hukuku ve Hristiyanlık…
Yunan felsefesi ve kültürü olsun, Roma Hukuku olsun ırkçılığa, ayrımcılığa, köleciliğe dayalı bir anlayışı yansıtır. Irkçılık, ayrımcılık, kölecilik Batı kültürünün en vazgeçilmez unsurudur. Köleliğin kaldırılması, bunun insanlık dışı bir uygulama olduğunun belirtilmesi hususunda kendi aralarında mutabakat sağlayarak antlaşmalar (1815 Viyana Antlaşması) yapmalarına rağmen bu tutumlarını hiçbir zaman bırakmadılar. Bırakmaya niyetleri olmadığını da ABD’de olsun, Avrupa’da olsun göstermeye devam ediyorlar…
Eylemleriyle söylemleri, içleri ile dışları daima farklı olmuştur. Tekil bireysel tutumları istisna tutarsak Batı kültürü ve uygarlığının temel özelliği aynı ırkçı ve ayrımcı münafık tutumunu vazgeçmeden sürdürüyor.
Bu itibarla son zamanlarda Yunanistan’dan yana tutum sergilemelerinde şaşacak bir durum yok.
Bu tutumun Türkiye’deki takipçileri de 200 yıla yakın bir zamandan bu yana tutumlarını değiştirmeden sürdürüyor. Kimdir onlar? Jön Türkler… Onların devamı olan İttihatçı kafalar… Yapmaya değil fakat yıkmaya, mani olmaya yeminli bir kafa yapısı…
u kafalar içeride de, dışarıda da asla Türkiye’nin bir adım öne geçmesini istemez… Sultan Abdülhamit Han, Adnan Menderes, Turgut Özal bunların hışmına uğradı. Halen Tayyip Erdoğan, aynen öncekilerin uğradığı itham altında tutuluyor: demokrasi düşmanı, despot, diktatör ithamları…
YanıtlaSilBatı dünyası olsun onların içerideki izdüşümleri olsun Karadeniz’deki doğalgaz keşfine sevinemedi. Bunu karalamak için akla hayale gelmedik şaklabanlığa, şarlatanlığa başvurmaktan geri durmuyorlar.
Türkiye’nin yeni bir güç merkezi hâline gelme yolundaki hamleleri onları sevindirme yerine hınçlarını bileyliyor.
Onlar hınçlarını alenen sürdürürken Türkiye her alanda kendi ayakları üstünde durmak için gücünü pekiştiriyor. Bilgi, enerji ve savunma gibi stratejik sektörlerde bir yandan kendine yeter duruma gelirken bir yandan da Asya’nın uzaklarına kadar çekim merkezi olma yolunda yükselişini tırmandırıyor.
Türkiye karşıtı tutumda ilginç olan kimi Arap ülkelerinin de emperyalist Batı ile işbirliği hâlinde hareket etmesidir. İlginç ama şaşırtıcı değil. Çünkü onlar da İslâm Dünyası’nın Jön Türkleri olarak hareket ediyor. Batı mağduru tipler…
Ama ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye “take off” aşamasını aştı. Uçuşa geçti. Şimdiye kadar Türkiye’yi hep aynı safhada akim bırakan güçler bu sefer başaramadı. Bu sefer onların çocukları değil, bizim çocuklar başardı…
GAZETE YAZARI
YanıtlaSilKaranlıktan ürkmeli mi?
Rasim Özdenören
Rasim Özdenören
Gazete Yazarı
27 Ağu 2020, Perşembe
BEĞENDIM
66 TEPKI
PAYLAŞ
Karanlık, ürkü ve ifşa iç içe gelişiyor…
Karanlıktan hep ürkmüşüzdür. Ürkütülmüşüzdür.
Kötülemek istenen biri, bir dönem, bir nesne hep karanlık nitelemesiyle anılır. Karanlık bir dönem, karanlık bir kişi, karanlık bir ilişki gibi nitelemeler; o nitelemeye konu olan hususlar üzerinde zihnimizde olumsuz çağrışımlar uyandırır. Ortaçağ karanlığı dendiğinde, zihnimize bağnazlığın, engizisyonun, şiddetin, kör inancın çağrışımları doluşur…
Niçin böyle olduğu belli…
Karanlıkta yolumuzu bulamayız.
İşimizi yürütürken ışığın birdenbire kesilip karanlığa boğulduğumuzda, önceden ona karşı bir önlem geliştirmemişsek ne yapacağımızı kestiremeyiz. Yalnızca çevremiz değil, içimiz de birden kararır, yarım kalan işimizi neresinden tutacağımızı, bir daha neresinden başlayacağımızı bilemez hâle geliriz.
O nedenle karanlığı hep düşman olarak belledik…
Ancak karanlığın bir de öteki yüzü var.
Zifiri karanlık diye Türkçede bir nitelememiz bulunuyor. Mutlak karanlık… Etrafta hiçbir şeyin görünmediği bir karanlık ortam hâli…
Böyle bir karanlıktan söz açıyorum…
İnsanın salt kendi beni ile baş başa kaldığı an…
Zaafıyla, kudretiyle kendi beninin idrakine ulaştığı an… Kendiyle yüzleşmesi, hesaplaşması, ben kimim sorusunun ortaya çıkması o anın işidir…
YanıtlaSilDüşünülmeli ki insan o mutlak karanlık anında kendi bedeninin bile var olup olmadığı hususunda kuşkuya düşebilir. O mutlak karanlığın içinde var olan salt bilinçtir: insan dediğimiz varlığın kendi olan bilinç…
O mutlak karanlığı bir bakıma insanın son menzili olan kabir olarak tahayyül etmek de imkân dâhilinde… Şu farkla ki, kabir karanlığı insanın kendiyle hesaplaşmasının, yüzleşmenin yeri değildir; orası hesap vermenin yeridir… İşte kişi, hayattayken hesap vereceği yere varmadan, kendiyle hesaplaşma fırsatını sağlayan karanlığı yakalamayı bilmeli…
O karanlığı yakalamak için, içinde yaşadığımız ortamda ışıkların birdenbire sönmesini beklemek gerekmiyor. Gözlerimizi kapayarak da kendimizle hesaplaşmanın yolunu açabilir ve bulabiliriz…
Dört yaşındaki minik kız, ilk kez, ninesinin evinde gece yatısına kalmıştı. Yatağa yatırılınca: “Karanlıktan korkuyorum, eve dönmek istiyorum.” diye ağlamaya başladı. Ninesi: “Ama sen evde de karanlıkta yatıyorsun, öyle değil mi?” deyince, çocuk: “Öyle ama oradaki benim karanlığım.” cevabını verdi.
Burada fısıldanan şu: karanlıktan ürkme yerine, o karanlığı kendi karanlığımıza dönüştürmenin, o karanlığı kendi benimizle yüzleşmenin, hesaplaşmanın fırsatı hâline getirmenin yolunu açmaya bakmak…
GAZETE YAZARI
YanıtlaSilMüjdenin siyasi boyutu ya da eksen Türkiye
Rasim Özdenören
Rasim Özdenören
Gazete Yazarı
23 Ağu 2020, Pazar
BEĞENDIM
54 TEPKI
PAYLAŞ
Karadeniz’de doğalgaz rezervine ulaşılması farklı boyutların konusu olarak ayrı ayrı önem taşıyor.
En başta söylenecek husus, söz konusu keşfin Türkiye’nin tümüyle yerli kaynaklarıyla elde ettiği başarıdır. Nitelikli elemanın tümüyle yerli kaynaklarla ürettiği teknik donanım bu başarıda öz saygımızı berkitiyor. Nitelikli insan gücü açısından erişilen düzey ise övünç vesilesi sayılmalı.
Yabancı şirketlerin uzun yıllar boyunca, üstelik kendi paramızla toprakları delik deşik edip “bir şey bulamadık” diyerek çekip gittikleri hatırlanırsa bu başarının değeri daha iyi anlaşılır.
Bu, daha ilk aşamadaki keşif… Sırada başka rezervlerin bulunduğu da dile getiriliyor.
İnsan gücü bakımından olsun, teknoloji alanında olsun belli bir düzeyin üstüne çıkmadıkça böyle bir başarıya imza atmak imkân dâhilinde değildir.
Bu belirlemeden sonra asıl üzerinde durulacak husus, tümüyle ülkemiz sınırları içindeki söz konusu rezervin ortaya çıkarılmasının iktisadi ve siyasi sonucudur…
Siyasi bağımsızlık iktisadi bağımsızlıkla desteklenmedikçe fazla bir anlam taşımaz.
Siyasi bakımdan kendini bağımsız sayan ülke iktisadi açıdan bağımlı ise buradaki bağımsızlığa ancak eksik veya sakat, hatta cali diyebiliriz.
Günümüzde iktisaden güçlü ülkeler bile gerçekte iktisadi kaynaklar açısından dışa bağımlıdır. Ancak dışa bağımlılığın mahiyeti hakkında nitelik farkı gözden kaçırılmamalı… Şöyle ki, ABD veya Çin veya Rusya da bazı kaynaklar bakımından dışa bağımlıdır. Bu açıdan dışa bağımlı olmayan tek bir ülke bile gösterilemez. Ancak fark şurada: ABD’nin veya Çin’in dışa bağımlılığı bu ülkelerin siyasi inisiyatif kullanmasını önlemiyor. Veya tersine, bu ülkeler dışa bağımlı göründükleri iktisadi kaynağı kullanmayı reddettiği takdirde, bunun sonucundan sadece kendisi etkilenmiyor. Bu durum iktisaden belli bir noktaya ulaşmış olan devletlerin inisiyatif kullanmasını önlemiyor. Oysa yoksul ülkelerin iktisaden dışa bağımlılığı onların siyasi bağımsızlığını etkiliyor. Onların inisiyatif kullanmasına ket vuruyor. Bu, varsıl ve yoksul ülkeler arasındaki dramatik farklılıktır… İşte bu keşif Türkiye’nin, yeni doğalgaz kaynağına ulaşmakla siyasi bağımsızlığını iktisadi destekle kavileştirdiğinin resmidir. Türkiye zaten iç siyasette olsun, uluslararası ilişkilerde olsun inisiyatif kullanmaktan kaçınmıyordu. Ancak şimdi ulaşılan yeni servet kaynağıyla elini güçlendirmiş oluyor.
u durumun sonuçlarını önümüzdeki zaman diliminde somut olarak göreceğiz.
YanıtlaSilHazine ve Maliye Bakanı işbu yeni iktisadi kaynakla Türkiye’nin “eksen değiştireceği”ni belirtmişti. Bu ifadeyi Türkiye’nin bizzat kendisinin bir yeni eksen olduğu bağlamında anlamak gerekiyor.
“Oyunun kurallarını” tespit eden oyunu da büyük ölçüde inisiye etmenin üstesinden gelir. Türkiye 1940’lı yıllardaki Olimpiyat yarışmalarında güreşte takım halinde üst üste dünya birincilikleri aldı. Çünkü o tarihlerde milli sporumuz olan güreşin kuralları tarafımızdan belirlenmişti. 50’li yıllardan itibaren kuralları başkaları belirledi ve bizim güreşçilerimiz yeni belirlenen kurallara uyum sağlamada zorlanınca sonrasında güreşte bize nal toplattılar…
Şimdi Türkiye siyaset alanında oyunun kurallarını belirlemede mesafe aldı. Küresel ölçekte oyun kuran aktörler arasında rol üstleniyor. Durumun sonuçları zaten belirgin olarak terörle mücadelede olsun, Doğu Akdeniz’deki sismik ve kaynak araştırma etkinliklerinde olsun gözlemleniyordu.
Önümüzdeki dönemde dış ticaretin artan bir ivmeyle istikrar kazandığını, dış ticarette belki giderek fazla vermeye bile başlayacağını umabiliriz.
Gören göze bütün bu olumlu gelişmeleri görmek için uzun süre beklemek gerekmeyecek
GAZETE YAZARI
YanıtlaSilManda yuva yapmış söğüt dalına
Rasim Özdenören
Rasim Özdenören
Gazete Yazarı
20 Ağu 2020, Perşembe
BEĞENDIM
58 TEPKI
PAYLAŞ
“Manda yuva yapmış söğüt dalına” Kastamonu yöresinin bir halk türküsü…
Türkünün ara nağmeleri çıkarılırsa sözlerinin tamamı şöyle:
Sabahleyin erken çifte giderken,
Öküzüm torbadan düşmüş, gördün mü?
Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?
Türkü halk dehasının hiciv, mizah, ironi (kinaye, istihza) karışımı bir deyiş harikası…
Bu irrasyonel (akıldışı, mantıksal tutarlı açıklaması olmayan) deyişi akla uygun hale getirmek için çeşitli açıklamalar denenmiştir.
Bu açıklamalardan ilginç olanlardan biri bu deyişi farklı başlıklar altında incelemeye çalışıyor. (https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/-4334847).
Söz konusu açıklamayı kısaltarak aşağıya alıyorum.
1. Kastamonu’da mandalar söğütlere tırmanır mı?
- Hayır. Manda, yaz sıcağında serinlemek için az kıllı olan derisini çamura bular. Bunun için de göletlerin kenarlarında bulunan ve dalları da suyun içine kadar uzanan salkım söğütlerin gölgesine yatar. İşte mandanın söğüt dalına yuva yapması budur.
2. Yöredeki sinekler manda yavrusu kapacak kadar büyük mü?
- “Sinek kapma” sinek tarafından ısırılmadır. Yörede kapmak sözcüğü tıpkı “köpek kapar” der gibi, alıp götürmek değil, ısırmak anlamı taşıyor.
3. Öküz nasıl torbadan düşüyor? Hatta oraya nasıl girmiş?
- Yörede öküzler bir yerden diğer yere götürülürken hayvan ekinlere zarar vermesin diye boynuna yem torbası takılır. Öküzüm torbadan düştü, yem torbasının boynundan çıkması, yani hayvanın yemeden kesilmesi anlamına geliyor.
Bu açıklamalar karşısında diyecek bir şey kalmıyor. Ve bu deyiş bu açıklamaların çerçevesine indirgenmiş oluyor.
Ancak bizim edebiyatımızda bir de “şathiye” diye bilinen bir deyiş (şiir, manzume) türü var. Genelde tasavvuf konularını mizahlı, kinayeli biçimde işleyen, coşku hâlinde söylenen şiir türü olarak tanımlanıyor. Konu edindiğimiz halk deyişini şathiye olarak kabul edersek onun açıklamasını tek bir açıklama ile sınırlandırmaktan kurtulur ve farklı açıklamaların kapısını açık bırakmış oluruz
Şiiri aklileştirerek açıklamak onun yorumlarından yalnızca biridir. Daha çok pozitivist kafa yapısının eğilimini yansıtır. Bu açıklama türünde irrasyonel kabul edilen hususlar aklın kabul edebileceği kalıplara indirgenir.
YanıtlaSilOysa deyişin (şiirin) asli hali ucu açık farklı çağrışımları davet eder.
Nitekim Yunus Emre’nin:
Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Dizeleriyle başlayan şathiyesi pozitivist kafa yapısıyla açıklanmaya kalkışıldığında ortaya gülünç sonuçlar çıkar. Şöyle: Şair, asma dalına çıkacağına yanlışlıkla erik dalına çıkmış… Veya erik dalına çıkmış ama oradan asma dalına uzanıp üzüm yiyor… Veya erik dalına çıkmış ama aşağıdan biri ona üzüm uzatıyor… Kabilinden “akla uygun, makul” gerçekteyse gülünç açıklamalar akla gelebilir.
Ancak bu tür şathiyeler asli anlamları mahfuz kalmak suretiyle açıklanma çabasına girişildiğinde imkânsızlık durumunun ortadan kalktığının idrakine ulaşılır…
İmkânsız diye bir şey yoktur, her şey mümkündür: öküz torbadan düşebilir, manda narin bir söğüt dalına yuva yapabilir, yavrusunu bir sinek kapıp kaçırabilir…
İnsanlık tarihinde nice olmaz sanılan şeyler gerçekleştirilmiştir. Ve nice imkânsız görünenler imkân dâhiline sokulabilmiştir…
Olmaz sanılan, öteye, sınırsız gücün varlığına, maneviyata, ulûhiyete kail olmakla aşılabilir.
Aklileştirmek ise ufku daraltır, esnekliği katılaştırır, mümkün olanı imkânsız kılar…
Akla inanalım, akla inandığımız için aklı aşan gerçekliklerin bulunduğuna da inanalım…
Aklı aşan gerçeklikler ile imkânsız sanılan mümkün kılınabilir.
GAZETE YAZARI
YanıtlaSilCarpe diem: Anı yaşa!
Rasim Özdenören
Rasim Özdenören
Gazete Yazarı
16 Ağu 2020, Pazar
PAYLAŞ
Carpe Diem sözlükte şöyle tanımlanıyor:
“Bugünü yaşa, anı yaşa, şu anın tadını çıkar, (Lat.) Gününü gün et, yarını düşünme.”
Aynı maddede şu açıklamaya yer veriliyor:
“Carpe diem (Seize the day) Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius’un bir dizesinde geçen (Od’lar) “gününü gün et”; “zamanın tadını çıkar” ya da “günü yakala” anlamındaki özdeyiş. Bu özdeyiş hazcı felsefenin bir savunusu gibi gözükse de aslında gelecek hakkında endişelenmek yerine yaşanılan anın değerini vurgulamak için yapılan bir uyarıdır. XIX. yüzyıl başlarında Byron’ın yapıtlarında sık sık geçen “günü yakala” (seiz the day), deneyimdeki hazzı, yaşanmış yaşanmıştaki önemi gözden kaçırmamayı salık verir. Kimi Hıristiyan manzumelerindeyse “günü anlamlı yaşa” anlamında kullanılan carpe diem, insanların bedenlerini uykuya hazırlamak yerine, ruhlarını ölüme hazırlamaları gerektiği konusunda örtük bir uyarı barındırır.” (Sesli Sözlük).
Ancak bu açıklama Batı kültürünün reel yaşantısını yansıtmıyor.
Anı yaşa: bu öğüt İslâm kültüründe de var. Ancak her iki kültürün telakki tarzı farklı...
Batı kültüründe anı yaşa derken, keyfine bak, bu dünya nasıl olsa ölümlü, vur patlasın çal oynasın telakkisi ön alıyor.
İslam’da ise aynı veriler başka telkinlerde bulunuyor:
Bu dünya ölümlüdür: öyleyse onu en iyi biçimde değerlendir.
Bu dünya ölümlüdür: öyleyse vaktini boşa geçirme.
Ne zaman öleceğini bilmiyorsun, öyleyse işini geciktirme. Ne yapacaksan şimdi yap.
İmam Gazali’nin öğüdünü anımsayalım: vaktin gelmiş, ölmek üzeresin, yalvarmış yakarmışsın ve sana bir gün daha verilmiş, o gün ne yapacaksan, her gününü öyle yaşa…
Keza İslâm’daki insanın “eşref-i mahlûkat” olduğu kabulü aynen Grek düşüncesinde de var.
Ancak her iki kültürde bu kabul farklı biçimde değerlendiriliyor.
Grek düşüncesinde madem eşref-i mahlûkatsın, öyleyse bu üstünlüğünü göstermelisin. Nasıl? Doğa senin buyruğunda, onu sonuna kadar sömür, aksırıncaya tıksırıncaya kadar onu sömürmek hakkındır. Bu hakkını kullan. Ondan yararlanmak için onu tahrip etmen gerekiyorsa tahrip et, vur, kır, yağmala…
İslâm ise eşref-i mahlûkata şunu öğütlüyor: en şerefli sensin, öyleyse şereflilere özgü davranışlarda bulun; yararlan ama tahrip etme. Yararlan ama sömürme. “Evren insana musahhar kılınmıştır.” (mealen, Kur’an: Casiye, 45/13). Öyleyse evreni incitmeden, onunla aynı Yaradan’ın mahlûku olarak ona davran.
İslâm kültürü ile Batı kültürü arasındaki bu temel farklılık günümüzde de sürüp gidiyor.
Batı kültüründe kölelik kurumsal bir kurumdur. İslâm’daysa bireyseldir ve geçicidir. Bu çok temel bir farklılık… Bu farklılık kavranmadığında kölelik İslâm’da da var iddiası kolayca dermeyan edilebiliyor
Esirlere ve kölelere muamele, nimeti paylaşma durumlarında her iki kültürün tutum farkını aktüel olaylarda bile gözlemlemek mümkün. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin tutumu ile diğerlerini karşılaştırmak yeterli. Biri, herkesin hakkına saygı gösterilsin diyor; öteki, hepsi benim ve yalnız benim olsun, diyor.
YanıtlaSilCüz: 15
YanıtlaSilRuhu'l-Beyân
385
"Ey Muhammed (a.s.), Allah Teâlâ cehennemi yarattığı vakit onu ye-
di tabaka kıldı. Bunların en hafif olanında ateşten yetmiş milyon dağ, her
dağda ateşten yetmiş milyon vâdî, her vâdîde ateşten yetmiş milyon ev,
her evde ateşten yetmiş milyon sandık ve her sandıkta da yetmiş milyon
azab çeşidi vardır. "21
En ehven tabakası böyle olan cehennemden Allah'a sığınırız. Bu ri-
vâyet Mişkâtü'l-envâr'da geçmektedir. Bu rivayet mübalağaya yorulma-
malıdır, aksine hakikatin ta kendisidir. Çünkü tavsif edilen azâb, cennet
nimetlerinin mukabilidir. Azab da nimetler de akıl dâiresinin dışındadır.
Şu halde akıllı kişiye gereken, ancak teslim olmak ve azabı gerektirecek
hallerden sakınmaktır.
Yezîd Rakkâşî'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Bir gün Cebrail (a.s.)
YanıtlaSilrengi değişmiş bir halde Rasûlullah (s.a.)'in huzûruna geldi. Nebi (a..):
“Ey Cebrail, bana ne oluyor ki seni rengi değişmiş halde görüyo-
rum?" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Ey Muhammed! Sana Allah'ın, ateşi üfleyenlere emir verdiği saatte
geldim de ondan." dedi.
Rasûlullah (s.a.):
"Cehennemi bana anlat." dedi.
Cebrâil (a.s.) şu karşılığı verdi:
çoğunlukl
durumda
benzeri A
limesidir.
جز
değil and
len" lafzı
21. Münz
Kenzul Arş Duası
YanıtlaSilBismilahirrahmanirrahim
Korkuya, Hastalığa, Cinlere, Hırsızlığa karşı bu dua-
nın okunması faydalıdır:
لا إله إلا الله الملك الحق المبين لا إله إلا الله
الحكم العذل المتين ربنا ورب آبائنا الأولين
لا إله إلا أنت سبحانك إني كنت من الظالمين
لا إله إلا الله وحده لا شريك له له الملك وله
الحمد يحيي ويميت وهو حي لا يموت أبدا بيده
الخير وإليه المصير وهو على كل شيء قدير، وبه
تستعين ولا حول ولا قوة إلا بالله العلي العظيم
لا إله إلا الله شكرا ليغميه لا إله إلا الله إقرارا
بربوبيته وشبحان الله تنزيها لعظمته أسألك اللهم
YanıtlaSilبحق اشيك المكتوب على جناح جبريل عليك
یا رب، وبحق اشوك المكتوب على جناح
میکائیل عليك يا رب، وبحق اشيك المكتوب
على جبهة إشرافيل عليك يا رب، وبحق اشمك
المكتوب على كف عزرائيل عليك يا رب،
وبحق اشيك الذي سميت به منکرا ونكيرا
عليك يا رب، وبحق اشيك وأشار عباد
عليك يا رب، وبحق اشيك الذي تم به الإسلام
عليك يا رب، وبحق اشمك الذي تلقاه آدم لما
هبط من الجنة فناداك قلبيت دعاء عليك يا
رب، وبحق اشيك الذي ناداك به شيث عليك يا
رب، وبحق اشمك الذي قؤیت به حملة العرش
عليك يا رب، وبحق اشيك المثوب في التوراة
والإنجيل والبور والفرقان عليك يا رب، وبحق
اشيك إلى منتهى رمتك على عبادك عليك
YanıtlaSilیا رب، وبحق اشيك الذي ناداك
به إبراهيم
فجعلت النار عليه بردا وسلاما عليك يا رب،
وبحق اسمك الذي ناداك به إسماعيل فنجيتة
من الذبح عليك يا رب، وبحق اسمك الذي
تادا به إسحاق فقضيت حاجت عليك يا رب،
وبحق اشيك الذي ناداك به هود عليك يا رب،
وبحق اسمك الذي دعاك به يعقوب فرددت
عليه بصره وولده وشف عليك يا رب، وبحق
اشيك الذي ناداك به داؤد جعلته خليفة في
الأرض وأنت له الحديد في يده عليك يا رب،
وبحق اشيك الذي دعاك به شيما فأعطيته
الملك في الأرض عليك يا رب، وبحق اشيك
الذي ناداك به أيوب فنجيته من الغم الذي كان
عليك يا رب، وبحق اسمك الذي ناداك به
فيه
عيسى ابن مريم فأخت له المؤتى عليك يا
YanıtlaSilرب، وبحق اشيك الذي ناداك
موسى لما
خاطبك على الطور عليك يا رب، وبحق اشمك
الذي نادتك به آسية امرأة فرعون فرزتها الجنة
عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك به نو
إسرائيل لما جاؤوا البحر عليك يا رب، وبق
اشيك الذي اذا به الخضر لها مشى على
الماء عليك يا رب، وبحق اشيك الذي ناداك
محمد صلی الله عليه وسلم يوم الغار فتيته
عليك يا رب، إنك أنت الكريم الكبير حسبنا الله
ونعم الوكيل ولا حول ولا قوة إلا بالله العلي
العظيم وصلى الله على سيدنا محمد وعلى آله
وصحبه وسلم
Okunuşu: Lailahe ilallahul melikul hakkul mubinu.
La ilahe ilallahul hakimul edlul metinu. Rebbuna ve
rebbu abainel eveline. La ilahe illa ente sübhaneke
inni kuntu minezzlimine. La ilahe illllahu vahdehu
la şerike lehu, lehul Mulku ve lehül hemdu yuhyi ve